3 Ekim 2007 Çarşamba

çocuk işte

Şu altta duran iki post beni biraz duygusal yoğun yaptığından bunların ardından hemen günlük yaşantımı anlatan bir post yazasım gelmedi. Eskiye gittim yeniye geldim ,duygularımı duydum şarkılarımı söyledim ve nihayet geldim. Fiziksel olarak bir yorgunluk da mevzu bahis ama yaklaşan sekiz günlük bir tatil gözümü açıp işe gelmeme vesile oluyor bugünlerde. Geçtiğimiz iki Pazar işe geldik ,eskiden de gelmiş olduğumuz iki pazar daha vardı ,topladık çıkardık ve sonuç bayramdan önceki üç buçuk günü tatil ettiler.
Ama eşim çalışacağı için ben de onu bırakıp nereye gideceğim için bu süre zarfında ev kadını olcam . Evlendiğimizden bu yana ilk kez sabah onu işe uğurlayıp akşama sıcak iki kap yemek yapıp kapıda onu karşılayıp hazır sofraya oturtacağım . Hiç gocunmuyor ve mutlu oluyorum bu hayalle ben .Galiba genlerimde var söküp atamadım bu ev hanımlığı dürtüsünü . Annem ev hanımıydı benim ve küçükken hayalimde gelecekteki halimi onu model alarak kurgulamışım sanırım . Gerçi düşününce küçük özleme ait ne kadar geriye gidebilirim diye bakıyorum uzun süreli bir hatırlama yapamıyorum ,ancak küçük kareler var .Mesela beş yaşımda bana elbise dikiliyor onu hatırlıyorum , o elbise ile fotoğraflarım var ve bu hatırayı gerçekten ben hatırlıyor muyum yoksa fotoğraflardan dolayı kafamda bir canlandırma mı yapıyorum çözemedim.Sonra erkek kardeşim benim başparmağımı ısırmıştı tırnağım çıkmıştı. Şimdi iki elimde iki farklı karakterde başparmağı tırnağı var diye bu hatırayı canlandırmış olabilirim.
Aslında hatırlamak konusunda delil ya da şahit yok ki ,kesin karar verilsin.Birisi anlatıyor sen kafanda canlandırıyorsun sonra da” hatırladım” diyorsun ,doğru mu nerden bilelim.
Çok huysuz sinirli ve gergin hatırlıyorum kendimi bir de.Şimdi de biraz eser var , bir beyaz pamuk bulut kadar yumuşacık değilim ama eskisi kadar değil. Kanepeye yatar ayaklarımı duvara dayar tekmelerdim topuklarım acırdı ama ben bırakmazdım duvarı tekmelemeyi.
çocuk işte.

4 yorum:

Butejoy dedi ki...

hani daha ortaklıklar bulacaz demiştik ya,bi tane daha:
bende tam beş yaşındaydım elim kağıya kısıldı ve tırnağım düştü.benim de iki farklı şekilde baş parmak tırnaklarım var...

ortaklık ortaklıktır de mi ama:D

'Annem'in kalemi... dedi ki...

17 yaşımda henüz üniversiteye başladığım yılda iş hayatına atıldım, hem de öyle gelişi güzel bir işte değil, okuduğum bölüme yakışır bir iş yerinde, kendi mesleğimde. 23 yaşında kendi şirketimi kurdum, o zamanki aklımla kazandığımı har vurup harman savurdum; gayet güzel yedim, içtim, eğlendim. Şirket sahibi olmanın sorumluluklarını da çok iyi bilmediğimden, önümüzdeki ilk krizde battım. Sonra adını piyasada duyurmuş biri olarak Türkiye'nin ismi bilinen firmalarında mesleğimi en üst noktalarda icra ettim. Kocaman ekiplerim oldu, yönettim. Gündüz ve gece farkını bilmedim, saat akşam 10:00 olduğunda henüz öğle paydosundan yeni çıkmışım gibi çalıştım.
Sonra bir anda yoruldum. Bıraktım her şeyi, kaçtım. Bir bebek sahibi olabilmek için bu kadar stresli ve yoğun çalışma tempolu bir hayatı sürdürmemem gerektiğine karar verdim ve o andan sonra 'ev kadını' oldum. Oğlum doğdu ve sonra 'anne-ev kadını' oldum. Oğlum 14 aylık ve ben yaklaşık 3,5 senedir 'ev kadını'yım. Söylemem gerekir ki o kadar hızlı çalışma temposu içinde daha az yoruluyordum. Ama beynim ölmek üzereydi, şimdi dirilttim.
Ev kadını olmayı ben de sadece ev işi, yemek, çocuk bakımı gibi şeylerden ibaret sanırdım. Eski yaşantımı bilen çoğu insan şimdiki halime bakıp, 'sıkılmıyor musun?' diye soruyor bana. Hayır, hiç sıkılmıyorum. Çünkü kişi isterse ev yaşantısında da (günlük koşuşturmacalar haricinde) üretken olabilir. Zaten ev kadınlığını alçaltıcı gösteren düşünce de budur; üretici değildir.

Son 3,5 senedir farkındayım ki ben senin şu 8 günlük tatilinde yapacağını söylediğin, 'eşi hazır sofraya oturtmak', 'sabah onu işe göndermek' gibi şeyleri yapmaktan müthiş keyif alıyorum. Gocunulması gereken bir şey olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Ben şu internet ortamında, '4 yıllık evliyim, bu güne kadar kocamın bir tek gömleğini bile ütülemedim,' diye kendisiyle gururlanan kadınlar tanıdım, marifet olmadığını düşünüyorum. Marifet, her iki kişinin de sorumlulukları 'yapabilirlik' düzeyine göre alması. Eşim yemek yapamıyorsa tuhaf bir kaprisle onun yemek yapması gerektiği konusunda baskı uygulayamam. Ben alışveriş yapıp taşıyamıyorsam o da bu konuda aynı baskıyı uygulayamaz.
Ama ev kadınlığının da yüceltilmesine ayrıca karşıyım. Sadece ev işlerinin ağırlığı ardına saklanıp, iki bez gezdirdikten sonra kadın programlarını izlemek gerçekten kadını alçaltan bir durum.
Üretken olmalıyız, ev kadını, iş kadını olduğumuzun önemi yok.

Uzuuuun bir yorum oldu değil mi?:)))
Sevgiler,
Sema.

sessiz balik dedi ki...

ben evimi ve eşimi özlediğimden övünerek sevinerek yazdım.
bu kısa tatil sayesinde evde olacağım günleri şimdiden iple çekiyorum.
umarım gocunuyormuşum gibi algılanmamışımdır.
evde olmaktan gocunmuyorum
çalışmaktan da gocunmuyorum
ben "ne iş olsa yaparım abi"cilerdenim
çünkü hiiiççç bişey için moral bozmaya gerek yok üç günlük dünyada

'Annem'in kalemi... dedi ki...

Valla gocunan sen değil de benmişim gibi bir yorum olmuş benimki:-p :-)
Tatil güzeldir, bazen çok kısa sürse de. Keyfini çıkar, daha çok yazı ekle. ;-)