29 Haziran 2007 Cuma

Sırlarını taşıdığın bir yaşantın yok mu
İşte sana bir sır o halde
Seni sevdiğimi kimseye söyleme
Renklerini soldurmadın mı hiçbir fotoğrafın
Gidelim o halde senin çocukluğunla
Bir lunaparka
Dev aynaları karşısına geçer
Büyürüz bir bakışta

27 Haziran 2007 Çarşamba

baba


Bugün bir blogcu kızın babasının ölümünü blogdan haber verdiğini gördüm.Ben de babamı kaybettiğimde çok ama çok uzaklarda olan ama yakın bir arkadaşıma mail atmıştım gidip. Çünkü sanki gerçeği kabul etmem için böyle bişeye ihtiyacım var gibi gelmişti.
Ona da söylediysem artık gidip mail ataraktan bu olay buz gibi de olsa kabul edilecek demiştim heralde. O günden sonra da ben ve ailem bu gerçeği yok sayarak değil sık sık konuşarak yaşadık , ve babamı özledim.Madem öyle burada da bu konuşmayı yapabilirim. Onun tatlılığını şekerliğini sizlere de anlatabilirim. Mesela göbekliydi ve öğretmendi ,ilkokul birinci sınıftaki öğrencileri göbeğinde boks antremanı yaparlarmış,emekli olunca babam “özlem abla spor salonu kapandı” diye dalga geçmişlerdi ufaklıklar.İşte o derece sevecendi benim babam.Çocuklara karşı ayrı bir yaklaşım gösterirdi.Ne zaman aile olarak toplanılsa yeğenlerini felan hep bir araya toplayıp oyunlar oynatırdı ve şimdi “hop ceket hop”diye o oyunu öğretiyorlar kuzenlerim kendi çocuklarına ve “bu dayımın oyunu” diyorlar. Bir genç bir kızı sevdi mi babama gelip söylerdi ,o istemeye gitsin de versinler diye.Tüm tanıdıkların nişan yüzüklerini de o takardı hem de çok hoş bir konuşma eşliğinde.Bir tanesini CDye çekilmiş olarak buldum ve kendi nişanımda yüzükler gelince açıp dinlettim herkese çok duygusal ama bir o kadar da etkileyici oldu. Babamın evlenecek çağa gelmiş ama yemek yapmayı bilmeyen kuzenim ile koca bir yaz tatili boyunca mutfağı yemek okuluna çevirmesi , çok uğraşarak yaptığı patates püresini heykel kıvamında süsleyip şekil verdikten sonra bizim yemeye kıyamayışımız ve bir süre sergileyişimiz , cam boyamaya merak salıp evimizi vitraylarla doldurması , emekli olana kadar her öğretmenler gününde okulda etkinlik düzenletip “dünyanın bütün çiçekleri” şiirini ağlayarak okuması ve en nihayetinde babam olması gibi nedenlerle çok özel bir insan olduğunu söyleyebilirim.
Tanıyan herkes de bunu söyler ama onu kaybettikten sonra hayatıma giren ve onu ancak benimle yansıyabilen yüzü ile tanıyan eşim de dahil tüm arkadaşlarım da onun özel biri olduğunu söylerler.
Şanslıyım ben onun kızıyım
Ama bir o kadar da şanssız ,özlüyorum.ismimi ÖZLEM koymuş onu özleyeceğimi bilip de
Sanki.
Okulum yeni bitmişti,mezuniyetime gelmişti annemle.Sonra yeni evimize taşındık, o arada ben de işe kabul edildim bir ay sonra başlayacaktım, onun desteği ile girmiştim bu işe de.Hadi bi kısa tatil yapalım dedik.Annem annesinin yanına gitti ben ve kardeşlerim de denize ,kalabalık bir grup gidip yazlık kiraladık. Babam ise işleri nedeni ile kaldı.Sonra hepimizi dağıldığımız yerlerden toplayıp birileri bizi ona götürdü ,acıyla dolu yolculuklarla... İşe gidemeyecektim artık çünkü o ; tam da orada vermişti son nefesini . Tesadüflerin tesadüfü .İlk gittiğim gün benim arkamdan "geçenlerde burada ölen kişinin kızıymış” dediler ,evet öyleydim.Bankaydı orası ,her gün biri ölmezdi orada . Acı da olsa ,haftasında İstanbulda eğitime birinci ayında da işe gittim ,ama hergün gitmek istemeyerek.Zaman geçtikçe alıştım tabii.Acıyı veren onun ilacını da vermiş : zaman
Ama şimdi bir blog okuyunca dağılabilyorum salyasümük ağlıyorum işyerinde ya da bir kesik parmak görünce,onun sağ el işaret parmağı da kesikti

23 Haziran 2007 Cumartesi

işteyim ,ctesi / 15:30

ve acaip uykum var ,yazarsam uykum açılır diye umuyorum da annem hep “ uyudukça uyuyasın gelir , kalk” derdi ya bana hakkatten yani uyudukça uyuyasım geliyor.Şimdi çok komik geliyor bunlar ,yaa uyuduğum yerleri sıralayınca benimle uyku arasındaki bağlantıyı daha iyi kuracaksınız :
ilk sahne bir basket maçından . Yıllar önce Ülker ile Pitch Cholet arasındaki maç Ankaradaydı, bi arkadaşla gitmiştik ,ben o zamanlar hep giderdim maça zaten ama bu sefer ilk kez önüm arkam sağım solum fanatik Ankaragücü taraftarı ile doluydu maç bi anlamda milli maç gibi olunca gelmişler futbol taraftarları doldurmuşlar neyse maça erken gitmiştik yer bulabilelim diye ve saatlerce beklerken ben uyumuştum ,o malum taraftar futbol sahasında açıkhavada nassı bağırıyorsa burda da bağırmıştı ama onca davul onca tezahurat arasında uyuduğum için tebrikler bana
İkincisi Kemancı dan , İstanbulda Sıraselvilerdeki Kemancı Bara gitmiştik bayağı kalabalıktık biz zaten orası da kalabalıktı ,sene 97 .İşte ben Kemancıda millet hızlı rock şarkıları eşliğinde deli gibi dans ederken bir kenarda duvara yaslanıp uyumuştum,sabaha karşı kaldırdılar üstüne üstlük burdan da midyeciye gittik ama orada uyuyamadım .
Üçüncü sahne Antalya Aspendostan ,tarihi Aspendos Tiyatrosundaki opera festivaline gitmiştik , ilk dakikalarını dinledim ama dayanamadım ,olduğum yerden kalkıp en arkaya gittim tiyatroyu oluşturan o taşlar bütün gün güneşten öyle bir ısınmış ki tam yatak gibi..uyudum.
Bir sahnede arkadaşların evinden ki bu sahne pek çok kez tekrarlanmıştır : hep beraber akşam yemeği rakı vesaire yanında gitar bağlama şarkı türkü olsun diye toplaşılıp evi müsait olan bi arkadaşa gidilir tabii gece uzar mesela saat 22.00yi geçer (benim için saat on çok bile geçtir) , bişey demeden sofradan kalkar ilk bulduğum boşluğa kıvrılıp uyurum ki bu esnada çekilmiş fotoğraflarımı yayınlamakla beni tehdit eden yok değil.
Bunların hiçbirinde ne abartma ne yalan hiçbişey yok harbi harbi bu sahnelerin hepsinde uyudum ki dahası var ,akşam akşam gidilen film ve tiyatrolardan bazıları
Ama bunlara ek olarak hayatımda hiç sabah yediden sonra uyumadım desem beni affeder misiniz ? İş olsun olmasın , yaz kış hep erken kalkarım. Yurtta sessiz sessiz kalkıp odayı terketmekten kaynaklı alışkanlıkla ; kalkınca da hayalet gibi dolaşırım evde ,bu sayede benim dışımdakiler öğlene kadar uyurlar ve ben de günün ilk saatlerinin keyfini çıkarırım.Mesela bu sabah altıda kalktım ,eşim de yedide kalkacaktı,o bir saat içinde kasetlerimle hasret giderdim. Bu kasetlerim konusu bir sonraki post için burda yarım bırakılıyor ve kaset maset demişken güzel bir Fikret Kızılok şarkısı fona yerleşiyor.
Uyku kardeşim ver elini
Usul usul damla damla
Beraber
Eriyelim

22 Haziran 2007 Cuma

dua

hiç olmayacak gecelerin şahidiyken aydede
kaybolan duaların kavuşmazki güneşle
bir sevdayı sokaklara taş döşer gibi
ellerinle değil de
yüreğinle yaşasaydın
tutabilirdin !
ellerinle
dualarını
ve geçerdin birer birer
ıslak taşlarını bir sokağın
hiç olmayacak gecelerin
aydedesinin yardımıya
ve yürürdün
kavuşmaya,
sabaha ...

21 Haziran 2007 Perşembe

AMA

Etrafımdaki hemen herkes bebeğimizi soruyor,henüz yok mu diye? Ben de yok diyorum. Ama o herkes şunu da biliyor ki ben evlendi isem bunun bir sebebi de çocuğumun olmasını çok istememdi.Duygusal olaraktan yani.
Eşim de “benim hayatım anne olacak” diye diye dolaşıyor etrafımda... Onun da baba olmayı istediği belli.
AMA
Biz evlenirken bir ev aldık ve daha 8 yıl sürecek taksitli borcumuz var bu evden dolayı Sonraaaa , eşim 6 ay önce işten çıkarıldı eski işi özelleştiğinden ( bu arada özelleştirme mağduru başkaları da varsa beni anlayacaklardır ) ve tam da dün yeni bir işe yerleşti ama yarısı kadar veriyor devlet şimdi .
Ev taksitimiz tamamen benim maaşa bağımlı olarak ödenmekte(!)
Ben işimden doğum için izin alınca ; o dönemde maaşımı tam alamayacağım ,burda bazı şike durumları var , devlete başka söylerler bize başka .
Yani ben maaşımı tam alırken ve bebek yokken ; terazi anca dengede duruyor
Fakat bir süre eksik maaş alacak oluşum; üstüne bir de bebekle beraber masrafların artması durumu eklenince denge acaip bozuluyor.
Bebek kendi kısmetiyle gelir mi demeliyim?
Bu kadar hesap kitap yapmam Allah ı gücendirir mi ?
Ama bile bile de lades yapılır mı ?
Olay sadece bütçedeki dengesizlik değil , biz ikimiz de bu duruma alışkın olmadığımızdan çok gerginiz , dengesiz davranıyoruz , kavga ediyoruz bazen; bazen de içimiz içimizi yiyor susuyoruz . Bebeğin böyle huzursuz bir eve gelmesi doğru mu ?
Bi de ben bu kadar düşünüyorum ama dur bakalım o bizi istiyor mu ?
Çok çabuk karar vermek zorunda değilim ama karar vermek zorundayım, şimdiden düşünmeye kafa yormaya başlayayım ki hazır olabildiğim kadar hazır olayım duruma.

Yurtta bir arkadaşım vardı ; biz dört kişi kalırdık odada ikimiz mühendislik öğrencisiydik , diğer ikisi de idari bilimlerde okuyordu. İşte bu arkadaşım da idariden olanlardan olup “siz mühendisler derste hesap yapıyorsunuz diye buraya gelip yine hesaplara devam ediyorsunuz : şu adam çarpı bu lafı böl benim yaşım gibi abuk subuk faktörlerle aşık olma hesabı yapıyorsunuz” derdi. Haklıydı , belki tesadüf ama iki mühendislik öğrencisi olan bizler ,diğer iki arkadaşımıza göre çok farklıydık karşı cinsle ilişkilerimiz konusunda ,belki bunun aldığımız derslerle bağlantısı yoktu ikimizin de kişiliği buydu ama tesadüf işte; o yoruma sebebiyet de vermiştik .Benim evlilik kararım da öyle kolay olmadı işte belki bu nedenle.Müsabakaya çıkmadan önce konsantrasyon sağlamak için bir süre kampa çekilip yalnız kalan sporcular gibiyim.O canııımm işimden ayrılıp tam 5 ay boş boş bu konuyu ,evliliği düşündüm.Şayet evlenmeye karar verirsem zaten işimden ayrılıp eşimin yaşadığı bu şehre taşınacaktım. Evlenmeye karar vermezsem de eski işime ve Ankaradaki yalnız yaşantıma devam edemezdim çünkü evlenmesek de biliyordum ki birbirimizi seviyoruz. Bu durumda evlilik karşıtı alacağım karara çok üzülecektim ve bu üzüntünün altından tek başıma kalkamazdım. İşte o zaman da annemin yanına döner ,bir iş bulur böylece bu üzüntüyü daha kolay atlatırım dedim. Düşünme sürecinde de iş bulabilirdim ama aramadım. Bu konu benim için daha önemli dedim.Sekiz sene çalıştım da ne oldu ? Mutlu muyum ? Hayır. Peki bi sekiz ay çalışmasam ne kaybederim? Hiç. Çünkü ne kadar çalışsam aldığım para hep ancak geçindiriyor cinsinden , e annemin evinde otursam da geçinip gidiyoruz işte bi kaç ay moladan ne çıkar dedim. Neyse biraz lükse kaçtım o noktada kabul . Ama şimdi hayat akıp gidecek bense yine düşünüyor olacağım bu sefer başka bir karar için : bebek ?

19 Haziran 2007 Salı

Biz

Şafakla olanlardan sonra keyfim yoktu.İş arkadaşım Çilek internette arkadaşlık sitelerinden birine girmişti.Onu iyi tanıyordum gayet aklıbaşında birisiydi ve bu işten keyif alıyordu.Sohbet ediyoruz maille ; sen zaten yazmayı çok seviyorsun bence dene şeklinde bana tavsiyede bulundu.Ben de onu dinledim. Bu internet sitesinde Çilek ve ben varsam bizim gibi aklı başında kişiler de vardır mesele onları seçmekte ve dikkatli olmakta dedim.Gerçekten o günden beri internet yolu ile birkaç kişi tanıdım, yüzyüze de tanıştık .Çok hoş arkadaşlıklar kurdum,ve biri de eşim oldu. Bana zarar verebilecek bişey yaşamadım çok şükür.Biraz şans biraz da dikkatli olmam sayesinde. Şimdiki eşim Mert ile birbirimize mail yollamaya başladığımızda ; o çok resmiydi yazdıklarında. Uzun süre de bu mesafeyi korudu. Ben diğer herkesin bir anda samimileşmesine karşın onun soğuk tavrından etkilenmiştim. Tanışmamızdan aylar sonra ilk telefon görüşmemiz gerçekleştiğinde hala sizli bizli konuşuyorduk.Yakın şehirlerde oturuyorduk bu sayede bir süre sonra buluşmalar başladı.İlk buluşmamızda fotoğraf bile görmemiştik buna rağmen artık çok iyi bildiğim biriyle yanyanaydım. Hakkında bildiklerime yenileri ekleniyordu zaman geçtikçe ve onu tanıdıkça farklılığından daha çok etkileniyordum.Mert bir Çerkes ,bunun farklı oluşuna biraz etkisi vardır diye yazdım bunu. Hem tipi farklı ,o çok yakışıklı ; hem de terbiyesi , çok saygılı nazik biri. Benim arkadaşlarım da iyi kişilerdi ama bu saygı ve nezaket bizim nesilde yerini başka şeylere bırakmıştı.Rahat ve laubali tavırlara ... Onlar bana küçükmüş gibi gelirdi hep Mert ise boy boy büyüktü bana kalırsa .Neyse işte görünen o ki ben ondan hoşlanmıştım.Oysa mantıklı değildi ona aşık olmam ,birbirimize uygun değildik . Yaşadığımız hayatlar farklıydı,zevklerimiz çok farklıydı ,eğitim seviyemiz farklıydı .Tüm bunları en başından beri bildiğim halde onunla neden görüşmeye mailleşmeye ya da telefonlaşmaya devam ettiğimi bilmiyorum.Aslında beni çok etkileyen bi şey var ; ilk telefonlaşmaya başladığımızda ben böbreğimde oluşan taş nedeniyle rahatsızlanmıştım ,hastaneye gittim ama tek başıma gitmek zorunda kaldım , ağrının şiddetinden davranışlarımı kontrol edemiyordum,doktor eve git bol su iç düşer demişti ama benim eve gitmeyi becermem mümkün değildi. Tesadüf o esnada telefonla aradı beni ve eve gitmemi sağladı.O aramasa ağlayıp oturacaktım hastane bahçesinde.Bana yakın davranmış ,cesaret vermiş ,yalnız olmadığımı hissettirmişti. Taksi tut dedi paran yoksa eve gidince komşudan iste dedi ( o başka şehirde yaşıyordu yoksa eminim gelirdi ) sonrasında da her saat arayıp su içtin mi düştü mü diye sordu.Gecenin bir yarısı olmuştu ama hala aklı bendeydi ve telefon ediyordu.Mert tüm soru işaretlerimi işte bu davranışı ile yıkıp kalbimi kazandı.

.Hastalığımın bir faydası oldu anlaşılan bize Sonra güzel vakit geçirmeye başladık , haftasonlarımızı beraber geçiriyorduk , hafta içi de telefonla görüşüyorduk .Tatil vakti gelince beraber Bodruma gittik . Bu birbirimizi daha iyi tanımamıza fırsat verdi .Orada ilk kavgamızı ettik ben valizimi toplayıp döndüm.Bu inişli çıkışlı günlerin başlangıcıydı. Mert ile internette tanışmamızdan tam üç buçuk yıl sonra evlendik ,geçen süreçte çok kavga ettik. Hala da ederiz .Ama sonrasında barışmayı başardık her seferinde ;er ya da geç . Bilmem bu bizim bağlılığımızı kuvvetlendiriyor mu yoksa inceliyor mu ipler ,yaşayıp göreceğiz

.Ama bana çok iş düşüyor. Sabırlı olmam gerekiyor ,güçlü olmam gerekiyor ve inanmam gerekiyor .

15 Haziran 2007 Cuma

köşe başı

Ortaokul ve lise yılları benim için sadece okuldan ibaretti,çok sosyal bir ortam vardı diyemem,yani ne bir spor aktivitesi ne bir kültürel faaliyet yaşamadan bitirdim bu okulları.Hani okul takımında voleybol oynamak ,ya da bilgi yarışmasına katılmak imkanları vardı da ben mi kullanmadım? Yoktu.İlaveten arkadaşlık ilişkilerimiz de zayıftı.Ben zaten özel hayatımda iki kardeşim ve neredeyse aynı evde yaşar gibi birlikte olduğumuz 3 kuzenimle gayet mutluydum ; onların arkadaşlıklarına çok ihtiyaç da hissetmemiştim.Ama şimdi bakıyorum ki hayatımın bazı köşe başlarını da nedense o yıllarda tanıdığım kişilere vermişim.İşte onların içinde bir Şafak bey var ki onun tuttuğu köşeyi kimse kapamaz.Bugünü kendisine ayırmama özel sebep daha dün bloguma yazdıklarımdan bihaber ( çünkü blogumdan habersiz ve öyle de kalacak) beni arayıp sanki içine doğmuşçacısna Tafa hakkında yeni yorumlar yapmasıdır.Şafak da aynı Tafa ve İlkin gibi ortaokul arkadaşım.hem okuldayken hem de ondan sonraki 9 sene boyunca benim için kendisi bir boşkümeydi.Ama bir gün işyerimde rastlaşınca o beni ben de onu tanımakta zorlansam da başardık. 3A sınıfı günlerindeki mahcubiyeti çoktan biyerlerde bırakmıştık ve o dakka kurduk muhabbeti. Ben mutlu mutlu beni evden akşamları çıkaracak bir arkadaşı bulmanın hafifliği ile gülümserken o bana “ben sana ortaokulda aşıktım ,seni görünce şimdi yine depreşti” demesin mi.Aman dur dedim ; ben zaten o günlerde daha yeni İlkin ve Tafa yaralarını anca sarmışım ki hemen Şafağı da bu durumdan haberdar ettim.O da benim hüzünlü hallerimin nedenini bilmiş oldu ,sorup duruyordu.Mazisi eskiye dayanan yeni bir maceraya giremem ama kabul edersen ortaokulda yaşanmayan o arkadaşlığı yaşayabiliriz dedim Sağolsun o da bana yenilenmem ve geçmişi unutmam için yardım etmeyi görev bildi ve hala da eder. Ama bana karşı hissettiklerini kendi içinde yaşatmaktan da vazgeçmedi. Bunu görüyordum ; onun adına üzülüyordum ama uzak kaldıkça içinde bişeyler büyütüp üzüleceğinden endişe ettiğimden yakınında olup beni yaşamasını ve aşık olacağı bir durumun olmadığını anlamasını istedim. Biliyordum zaten; o da Tafa gibi benim ortaokul günlerimdeki kişiliğimi koruduğumu sanıyordu ve başladığı anda büyü bozulacaktı.Çünkü ben değişmiştim.Bikere çok konuşuyordum. Patavatsızlık derecesinde de dağınık ve dikkatsizdim.(çok afedersiniz kızkardeşim bana abla osurur gibi konuşma derdi ) Kırıcı oluyordum. Kaba bir duruş edinmiştim.Hani hanım hanımcık denemiyecek biriydim.Ama ortaokulda öyle mi ya prenses mişim , Şafak adımı öyle koymuşmuş. Derken biz o rastlaşmayı takip eden kocaaa üç yılı bu tavşan kaç tazı tut örneği gibi geçirmişiz. O benden her anlamda vazgeçmemiş.Aşk , o yoksa arkadaşlık demiş.Yeri gelmiş şiirler yazıp yollamış yeri gelince beni maça götürecek kıvamı tutturmuş.Ben de yalnızıdm hala. Bari olsun dedim.Zaten hayatımın içinde bu adam , bari o da mutlu olsun , bakarsın ben yanılırım büyü bozulmaz ve mutluluğumuz daim olur dedim ama demez olaydım .Baştan beri bildiğim şey başıma geldi. Eskisinden daha az onunla görüşüyor , ondan daha az şiirler alıyor ve daha az “gözlerime bakıldığını” farkediyordum. Bir beş ay kadar devam etti ama uzatmadım. Bir akşam , ona bitmesini istediğimi söyledim. Hiçbişey anlamadan baktı. Hala da anlamadı ya zaten o ayrı bir mevzu.Ona neden bitirmek istediğimi şu şekilde açıklamıştım “samimiyet yok ,içtenlik yok , biz kavga bile etmedik” dedim.Burda bahsettiğim ilişkiyi yaşarken gerçekçi olmadığımızdı.Benim içinde olduğum ilişkide kavga da vardır sonrasında barışıp gülüşmek de.Çünkü benim karakterim böyle ; herşeyi yoğun yaşarım yaşamıyorsam da çekip giderim.Mesela annemin daha beyinin ismini bilmediği kişilerle ayda bir gün yapmak huyu komiğime gider.Ben o kadar yüzeysel olamıyorum derim.Ve Şafak derin bir arkadaşlığı verdiyse de bana aşkı yüzeysel geldi bana.Neyse kırıldı kızdı üzüldü ise de bunu çabuk atlattı. Yüzyüze görüşmediysek de internette mailleştik ve ben pılımı pırtımı toplayıp bir gün içinde Ankaraya gitmeye karar verince dayanamayıp görüştük.Konuştukça farkettim ki beni anlamış.Hatta o yaptıklarından ders bile almış ve yeni kız arkadaşı ile ilişkisine bunu yansıtmış.Neticede 7.7.7 tarihinde evlenecek.Mutlu olsun.Bana dün telefonda Tafa sendeki o yarayı açmasaymış bu düğün bizim düğünümüz olurdu dedi.Güldüm koca bir kahkaha atıp şakaya vurdum : olmazdı çünkü biz kavga bile etmedik dedim, eski cümlemin tekrarı olarak .Gerçekten de kimse bize engel olmadığına göre demek ki herşeyde bi hayır vardır demek gerekiyor bence ,ona da hayırlı olsun ,bana da.Herkes kendi yoluna.Ben şimdi kocamla dibine kadar kavga edip sonra barışmak için kendimi yırtmakla meşgulüm.İlaveten zaten 7.7.7 tarihinde de erkek kardeşim evlenecek

14 Haziran 2007 Perşembe

bu ne hız

Bloga hız verdim.Anlatayım bakalım biraz daha.Ondan sonra kendimi nasıl hissedeceğim.
Üniversitede iken hiç sevgilim olmadı demiştim ya.Aslında bi tane oldu.İsmi TAFA . Belki de bunca karamsar yaşamamda Tafanın ve ondan sonrasında yaşadıklarımın da etkisi vardır.Aslında başlangıcı bir mucize gibiydi.Yurt odamda uyuyorken bir öğleden sonra telefonumun olduğunu bildiren bir anonsla uyandım.Gittim bir genç ,kendini tanıttı uzun süre sonra jetonum düştü.ortaokuldan sınıf arkadaşım Tafa.Bulmuş telefonumu aramış .Burda durun.Annem bile bilmezdi yurt telefonumu çünkü o kadar yoğun olur ki malum kızları bilirsiniz kapatmazlar hiç telefonu ,düşmesi mucize.Kadın saatlerini telefon başında harcamasın diye vermemiştim.Ben gerekince ararım hesabı.Yani zordu bana ulaşmak.Ve o bunu başarmıştı.İkinci bir mucize benim o saatte odamda uyuyor olmamdı çünkü cumartesi öğleden sonra hep bir programım olurdu.Bu sefer ertesi günü çıkacağımız uzun bir doğa yürüyüşüne hazırlık için odamdaydım.Sonra buluştuk.Eskileri yad ettik.Yenileri çekiştirdik.Derken sıklaştı görüşmeler ve zaman ilerleyip yılbaşına geldik.Bana bir hediye almıştı kocaman süslü paketli ve onu bana verince sarıldım . İçimden öyle gelmişti.O da bana “sağol” dedi .Ama nasıl içten ve başka anlamlar içeren bir deyişti bu....Başlamıştı herşey ve ellerimiz birleşmişti.Arada bir buluşabiliyorduk ,ama iyi geliyordu bu bize.Sonra büyü bozuldu.Kavgasız gürültüsüz ayrıldık.Hepsi hepsi üç ay sürdü ilk aramasından sonra ayrılmamıza kadar geçen süre.Kızmadım kırılmadım.Bence ; ortaokulda çocuk kalbi ile hissettikleri vardı bana karşı,bunların izinden yürümüş ve altı yıl sonra beni bulmuştu ama artık ikimiz de o çocuk kalbi büyütmüştük.Hayal kırıklığı yaşamıştır dedim.Ben eski ben değildim.Onun bu kararını hoş karşılayıp işime gücüme baktım.Ama az şiir yazmadım onu özledikçe.Özlediğim o muydu yoksa sayesinde yaşadığım beğenilme özlenme aranma ve hatta yıllar sonra bile hala izi sürülecek biri olduğunu hissetme gibi şeyler miydi bilmiyorum.Neyse buraya kadar standart gençlik flörtü.Olur geçer.Ama biz bu flörtten sonra görüşmeye devam ettik.Serde ortaokul arkadaşlığı var,buluşup sinemaya konsere gitmekten ne zarar gelirdi ki.Gelmedi de .Ama zamanla yanımda onun varlığı beni etkiler hale gelmişti.Başka bir sevgilim olmayınca olay platonik aşk halini aldı.Ama kendisinin bilgisi dışında.Ona gelince arkadaşça davranıyor ama sonra içim içimi yiyordu.Bu aşamalarda beni dinleyip teselli verense yine o ortaokul sınıfından arkadaşım olan İlkin isimli kız arkadaşımdı.Zaten çok yakındık ,hani kanka derler ya öyle. Benim on yılı geçen başka bir dostum yoktu.derken mezuniyetim geldi ve ailemin yanına döndüm ,Tafa da aynı şekilde ailesinin yanına geldi işe başlamak için.tabi biz onunla arkadaşça görüşme aşamasını bu sefer bu sahneye taşımış bulunduk.Hatta yanımızda eski sınıf arkadaşlarımız olsun diye çabaladık.Bir akşam İlkinde dahil olduğu bir grup eğleniyorduk ki İlkin benimkine nasıl bakıyor görmelisiniz.Derken ertesi sabah aradığımda İlkin telefonu açmadı.O akşamdan sonra da hiç konuşmadık.Tabii Tafa ile de.Tafa yaptı bunu bana önce de ama şimdi yanındaki kız kankamdı. Sevdiğimi almıştı göz göre göre.varsın platonik olsun ,seviyordum ve bunu da en iyi İlkin biliyordu.Öbür adama diycek bişeyim zaten yok,onu sevdiğimi de bilmiyordu . İlkin; işte onun yaptığı ...beni çok üzdü.o kadar çok ortak arkadaşımız vardı ki,ve gittiğimiz yerler aynıydı.Onu görmemek için eve kapandım.Tam anlamıyla yalnız kaldım.Kimse de ben ona niye küstüm niye yanlarına gitmedim bilmedi.Çünkü yanındaki adamı sevdiğimi bir ben bir de İlkin biliyordu başka bilen yoktu.sonra da acaip şeyler oldu.Ayrıldılar.İlkin taşındı başka bir yere evlendiğinden dolayı. Benim adam da şehir dışına gitti askeriyedeydi zaten tayini çıktı. Ben de neyse ki dışarı adım atabildim bunları görme korkusu olmadığından yine eski grubumla buluşmaya başladım.Gruptakiler gezi düzenlediler kapadokya ya.Oraya bile gittim,Yolda biçocukla tanıştım Umut.Hoşlandım.İlk buluşmamızı gerçekleştirdik .Tam kafeden çıkarken kapıda Tafa ile karşılaştık.Benden önce umutla kucaklaştı.Kadere bak be onlar da kanka çıkmasın mı.Neyse umutla olan maceralarımı başka sefere anlatırım.Şimdi Tafa işini sonlandırmak gerek .Birkaç yıl sonra arayıp beni düğününe davet etti.Gitmeyi çok istedim desem inanmayın zaten o esnada şimdiki eşimle flört ediyorduk ve onun düğünü ile aynı tarihte biz ilk aşk kaçamağımız için Side deydik.

13 Haziran 2007 Çarşamba

neden

Yazmak ihtiyacı hissettim blog açtım ama hiç yazamıyorum.Üzüntüm hafifler diye umut etmiştim yazarken , bilmiyorum gerçi faydası olur mu ama ,bir daha deneyeceğim.Yeniden yazmaya çalışacağım.Ve yazarken de içten olmaya çalışacağım.
Neden üzülüyorum? Acaba bu nedeni bulup ortadan kaldırmak mı lazım ? Mesela ben bu şehirde mutsuzsam taşınmak mı lazım? Kocamla her zaman anlaşamıyoruz mesela boşanmak mı lazım ? İşim beni tatmin etmiyor ayrılıp yeni bir iş mi bulmak lazım ? Bunları yapamayacağıma göre ,ve hatta benzeri tedbirleri defalarca almış olmama rağmen ( boşanmak dışında ) işler düzelmediğine göre ; oyuna devam.
Ben üniversiteye kadar sakin bir insandım,okumak için evden uzağa gittim galiba gitmeyi de çok istedim ama yaramadı Özleye özleye bi hoş oldum.Oysa odtü aileni özlesen de sıkılmaya vakit bulamayacağın bir yerdi her anlamda ama ben hep sıkıldım o zamanlar orada.Tabi gönül boşluğunun da bunda etkisi olabilir.Hiç sevgilim olmadan okul bitti.İşe başlamak için geri döndüm ailemin yanına.İyi de bir iş buldum hatta.Derken ondan sıkıldım.İş değiştirdim ,sıkıntım bitmedi.Tüm bunlarla birlikte hala sevgilim olmamıştı.Beni olsa olsa bir sevgili mutlu eder diyip birisi vardı beni seven ona koştum.Çok sürmedi ondan da sıkıldım ve internette sevgili buldum bi tane.Ama işler yolunda gitmedi.Ona dut gibi aşık olmuştum ama bana uygun biri değildi.ismi M. Ben de bu aşkı kalbime gömmek maksadıyla kalktım gittim o şehirden herşeyi geride bırakıp.Yeni bir şehir yeni bir iş yeni bir çevre ve bunlar dolayısı ile bulmayı umut ettiğim yeni bir sevgiliye doğru yol aldım.Ama işler yine benim istediğim gibi olmadı.onu unutamadım ve M ile yine birleştim. Bu arada not ; M benim hayatımda seviştiğim ilk erkekti ..Onunla birleştik dedimse ayrı şehirlerdeyiz sadece telefonla görüşüyor haftasonları buluşuyoruz o gelince o kadar.Bu durumdan istifade edip ben acaba sadece onunla seviştiğim için mi ona aşık olduğumu sanıyorum diye gittim onu aldattım.İşyerimde tanıyıp hoşlandığım biri oldu , o da benden hoşlandı.Zaten M. bu şehirde değildi ya hiç zor olmadı. bir süre o kişiyle birlikte oldum.Sonlara doğru dayanamayıp seviştim de.Ve işte en sonunda anladım.M.ye aşık olmama sebep hayatımda sevişmiş olduğum tek erkeğin o olması değildi.Başka bir sebeple ona aşık olmuştum ben.Hem de gerçekten.Kendisini kullandığımı bilmeyen diğer erkekten özür dilerim ama hep kadınlar kullanılacak diye bir kural yok sanırım.Ve o erkeği de o şehirde bırakıp M.ile evlenip onun şehrine geldim.

M.ye neden aşık olduğumu sordum sordum kendime . o benden ve çevremde tanıdığım herkesten farklıydı : üniversite mezunu değildi kitap okumazdı müzik dinlemezdi şiir bilmezdi sinema tiyatro izlemezdi hiç kız arkadaşı olmamıştı (kız arkadaş dedimse sevgililik çıkma gibi şeyler zaten yok da gerçek arkadaşlık da yok ) erkek arkadaşlarıyla kahveye gazinoya giderdi hepsi o.böyle biriydi işte(ha bi de işi vardı o zamanlar şimdi yok)oysa ben bunların hepsi için yaşıyordum denebilir. Bence çok önemliydi saydıklarım ama işte şimdi M. ile evliyim.Hem de neleri feda ederek.İşimden ayrıldım.Uyduruk bi iş buldum burda bulanabilecek cinsten çünkü benim kariyerim biraz fazla bu şehre .Hiç bilmediğim bu şehre taşındım.Tüm arkadaşlarımdan uzaktayım.Ailemden uzaktayım.Üstelik ben az kazanıyorum o işsiz yani artık daha fakiriz.Artık sinema tiyatro kitap müzik şiir yok .Çünkü hem vakit yok çalışmaktan hem para yok hem burada sinema tiyatro yok kitapçı yok konser salonu yok.
Bi tek o var,ve neyse ki olan tüm vaktimi de ona ayırmak arzum var.
Evlendim çünkü hissediyordum benim kocamın o olduğunu.Yani bir başkası olamazdı.Türk filmi lafı olacak ama “ o benim kaderimdi”
İşte bu hikayeye bakınca kafamı kırasım geliyor benim.Sizin benim kafamı kırasınız gelmiyor mu?