26 Eylül 2007 Çarşamba

umutmuşum

bir önceki postu sobelendiğim içün yazmış iken ben ; benim de birilerini sobelemem gerektiğini unutmuşum ; mücevher kutusunda saklı aysuncum hatırlattı :)

o zaman doğrudan kendisi ile başlıyorum
mücevher kutusu ; pretty woman ; archi-sugar ve geveze kalem :) sizi sobeledim.

konu : hemen yanınızda hangi kitap varsa onun 187.sayfasının başındaki cümle.

bu arada kitap 187 sayfa içermiyorsa ; aklınızda bir sayı tutun onu 3 le çarpın ondan 7 çıkarın üstüne 6 ekleyin kaç edecekse işte o sayfa olsun :)

25 Eylül 2007 Salı

sözcükler etkiler; biz zihnimizden ne giriyorsa oyuz

Bu gönderiyi yazıp da yollamak çok zor oldu tam üç kez silindi nasıl başardın demeyin açlık başıma vuruor.Butejoyum güzel bir sobe yapmış kitap diye ,ama öyle her kitap olmıycak hemen yanında ne varsa onun 187.sayfasının başındaki cümle yazılacak.
Biz cumartesi zaten herzaman çalışıyoruz yani senede 52 güncük ediyor yirmi yıl çalışsam 3 yılı cumartesilerden oluşacak . ama emekli olmaya gelince herkesle aynı . hani ülkemdeki adeletsizliğe bir bakış da buradan atıyım.parası pulu zaten eşit olmuyor ve herkes aynı şartlarda çalışmıyor da ama bu basit bir matematik hesabı ile çözülen şeyde bari eşit olsak diyor konuyu kitaba getiriyorum . Pazar günü de çalışıldı , ama aslında çalışılmadı çünkü canımız istemedi ve kitabımız bulundu şirketteki kitaplıktan .hemen okumaya geçildi .o gün bu gündür kitap masamda .biter mi okunur mu bilmiyorum ama şu an hemen yanımda bu var ve ismi “olumlu sözcükler etkili sonuçlar ” yazarı hal urban.
187 .sayfa başını aynen aktarıyorum :
< Aynı sınıfın öğrencilerinden biri silahlı saldırıya karışan Dylan adlı öğrenci için şunları söylemiş “ Hiç sevilmeyen biri olduğunu düşünüyordu.Aslında kötü biri değildi o.Sadece yapayalnızdı” >

Kitabın içeriği “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” manasında. Kısaca yeni bir şey yok , bildiğimiz konuları bir başka dille anlatmış. 187. sayfaya gelindiğinde Amerikada okullardaki silahlı şiddet olayları irdeleniyormuş ama ben daha oraya gelmemiştim butejoy sorunca yazdım.

Ben özet yapamayan biriydim ,hani ödevler verilirdi ya özet yapılsın diye ,uzun uzun yazardım ve ödevi teslim edince öğretmenim “kitabı aynen yazmışsın” derdi.

O özetlerden biri Fareler ve İnsanlar kitabı olmuştu , iyyy hiç sevemedim o kitabı . Ama bir de "İki Şehrin Hikayesi" vardı ,kitaptan hiç bir satır hatırlamasam da içime iyi şeyler doğuyor ismi anılınca.

Aklımda kalmıyor benim napıyım. O nedenle kitap hakkında aktaracaklarım bundan ibaret.

Ramazan bayramı çok kısa tatil yok neredeyse ,oysa sonbahar ılıklığı peşinde koşacak kuru yaprakları çıtırdatacak biraz nefes alacaktık.Kısmet değilmiş.

Jose Mourinho gitti ya artık benim maç izleme sebebim de kalmadı gibi bi şey. En iyisi kocacım maç izlerken biraz yeni kitaplar okumak.

Keşke bookxcrossing gibi bişey olsa ,ben severim kitap alışverişini ama burada birtek tanıdığım yok ,belki eski arkadaşlarımdan birkaçı ile kargolaşabiliriz.

Öğrenciliğin en sevdiğim yanıydı bu alışverişler , ama ben aldı mı verenlerdenim. Mesela şimdi kimde hangi kitabım var ,hatırlamıyorum bile . Ama baba yadigarı nazım hikmet'ten seçmeler kitabım kimdeyse geri verse çok sevinirim.

24 Eylül 2007 Pazartesi

eksik

gece uykularımı aldın benden
ama artık güneşim var
gündüz düşlerimi aldın benden
oysa şimdi umudum var
geçmiş dualarımı aldın benden
şimdi dualarla beslediğim aşkım var
hüzün şiirlerimi aldın benden
yüzümde kocaman bir tebessüm var

senden sonra ben
değiştim desem
yalan

senden önce ben
ben miydim
güneşsiz umutsuz
aşksız
tebessümsüz

eksik değilmiydim

19 Eylül 2007 Çarşamba

ilk sobem

adaşım fıstığım özlemcim beni sobelemiş ; sobe konusu sevdiğimiz 3 şey:

1. ben sabah işe gelmeyi seviyorum , yani işimi sevmiyor olabilirim , az para alıyorumdur , bazı patronlar odun ve bazı oda arkadaşları daha da odun olabilir ama "evden çıkıp işe gelmek güzel" ; bence. aksini düşünemiyorum bile ; ev ev ev. yani belki tatili daha bol bir iş istiyorumdur ; çocuğum olunca fikrim değişebilir , paraya para demesem birinci sırayı iş almayabilir .kabul de ben şu anki konumumda sevdiğim bişeyden bahsediyorum zaten değil mi .

2. kara kış olmadığı müddetçe açık havada yapılan kahvaltıyı severim. sanki güneş ışığında çayın rengi bile daha bi güzelleşiyor.

3. kızkardeşimi severim. ailesi ,sevgilisi , çocuğu , annesi ... bunlar insanın "severim" dememesi gereken zaten sevilecek olan şeyler ama benim kızkardeş sevgim bunların daha da ötesinde ,arkadaşım sırdaşım akıl verenim moral verenim ve en çok sevenimdir.canımdır.

sıra bende ; sobeliyorum : butejoy - talisman - öykücü
" sobe ! "

17 Eylül 2007 Pazartesi

ev arkadaşım

ismi özden. bundan sonra özden diyince anlayınız. sevgilisi de vardı ki yarı ev arkadaşım sayılırdı ; onun ismi de ferhat ve sağolsun beni rahatsız edici bir tip olmadı hiçbir zaman,severdim hatta süper bir tipti.eve gelirdi ama kalmazdı ,akşam oldu mu doğru kendi evine.benim sevgilim de ayda yılda bir haftasonu gelir bir gece kalırdı.
ama bunun dışında özden evimize erkek sinek girmesini istemezdi.benim yakın arkadaşlarım ve kuzenlerim dahil .evime ancak o yokken gelebildiler.belki haklıydı.öz ablasının kocasının tacizine uğramış,herkes bunu uydurmakla onu suçlamış.yani ailesi ile de bu yüzden görüşmüyordu .bu aile hasreti nedeniyle olsa gerek üst katta oturan evsahibimiz ile birden kaynaşıverdi.onların da özden gibi üniversiteye giden bir kızı vardı ve hemen kanka oldular.evsahibimiz bu kızın annesi olup babaları hayatta değildi ,evde dede ve babaanne ile beraber yaşıyorlardı.yani özden için tehlike unsuru yoktu.
ama bir önceki ev arkadaşımızda olduğu gibi burda da özdenin çabuk kurduğu muhabbet çabuk yıkıldı.hem de niye : evsahibinin kızı bunu kıskanıyormuş saçını aynı renk yapıyor aynı onun gibi konuşuyormuş.ayrıca özden üçüncü gözü ile görmüş bu kızdan zarar görecekmiş.işte böyle ipe sapa gelmez mevzular.neyse efendim arayı soğutuyor bizimki ; yukardaki de anlıyor bişeyler var kapıya geliyor bir sabah ben işteyim ya oturup konuşuruz diye.özden kapıyı hafif açmış bir daha görüşmiycez diyip pat çarparak kapatmış. tabii akşam işten dönerken beni çağırdı evsahibi anlattı bunları. kızıma bunu kimse yapamaz ,evden çıkın dedi. eve geldim ,özden hiçbişey anlatmadı. ben de yukardaydım ve olanları biliyorum çıkın diyorlar dedim.o da çıkmayız diye diretti.ev sahibi atacaksa atsın dedi.ben de pek istemedim çıkmayı daha bir yıl olmamış ikinci ev bu . ama bu şekilde altlı üstlü nasıl yaşıycaz ki ? neyse evsahibi beni severdi.konuştum onlarla.kalın dediler. ama seninle muhatap olalım, onu tanımayız.senin suçun yok dediler. artık geri kalan günler benim açımdan bisürrü sıkıntı.psikopat bir ev arkadaşım var.onunla problemli bir evsahibim var.bu arada ferhatdan da ayrıldı.bu ferhat için iyi oldu gerçi.artık üçüncü gözüyle ne gördüyse ona da bir kulp takmıştır.bana söylemedi.minimum konuşuyorduk zaten.bu esnada benim evlilik işi oluyor gibiydi ve ben ankaradan ayrılma kararımı vermiştim ,istifa ettim. eşdostta kalarak vaktimi doldurdum ve onu orada bırakıp o evden çıktım bir gün.kurtulmuştum.sonrası umrumda değildi.evsahibi ile ne yaptılar hiç bilmiyorum.toplamda birbuçuk yıl o kızla yaşamışım.peygamber sabrı var bende galiba.

12 Eylül 2007 Çarşamba

bu aralar günlük hayat bana bloga yazılacak kadar malzeme vermiyor , aman şeytan kulağına kurşun ; bu sakinlikten şikayetçi felan değilim. şimdi ben şikayet edersem al sana diye başıma bisürü iş çıkarır iyisi mi susayım ve eskiye nur yağsın:
ilk işimde üç yıldan biraz fazla çalıştım , bir ondört şubatta kendisinden ayrıldım. zaten yenisinden teklif gelmişti , ayrılma kararını vermem zor olmadı .yeni işimde ikinci yıl sonuna yaklaştığımda benim takibimde olan dosyaları daha bi düzenli tutmaya çalıştığımı ; üstlerine kısa notlar aldığım kağıtları yapıştırmaya başladığımı farkettim:dikkat özlem için ayrılma çanları çalıyordu. gazetede internette bulduğum her ilana yazıyordum. olmuyor olmuyordu.çünkü ben konyada adres gösterip ankarada istanbulda iş arıyordum.aklım başıma gelince de hangi şehir için başvuruyorsam orada bir arkadaşın adresini yazarak sonuçta ankarada iş buldum.ama gerçekte orada benim bir evim yoktu.adresini yazdığım arkadaşım bir süre misafir olabileceğimi söyledi. ben de zaten bu fikre güveniyordum baştan beri.nasıl olsa bir süre kalabileceğim birileri var diyordum. sağolsun o canım arkadaşım evinde beni gerçekten " misafir" etti. o kadar iyi evsahipliği yaptı ki çok mahcup oldum bana sağladığı "rahattan" .Bir an önce ev bulmalıyım telaşına düştüm.Mahcubiyetimle beraber ev aramaya koyuldum.evet maaşımla ortalama bir ev tutabilirdim ama tek başıma olmak fikri hoşuma gitmedi. hem para birikmezdi öyle iken.ben de ev arkadaşı bulayım dedim.internette bir ilan vasıtasıyla çok da oturmak istediğim bir semtteki o eve çıktım.bu kararımı üzüleceğini bildiğimden son ana kadar beni misafir eden arkadaşıma söylemedim ;bir sabah valizimi hazırlarken beni görünce anladı ve çok üzülse de eninde sonunda böyle olacağını bildiğinden taşınmama yardım etti. ona çok şey borçluyum .teşekkür kifayetsiz kalır diye etmiyorum.ev arkadaşlarım iki öğrenci kızdı; benle beraber üç olduk. ortak yaşam alanlarında arada bir karşılaşsak da kendileri ile iletişimim hiç olmadı. hiç tanımıyordum yahu ne iletişimi. ama onlar pek sıkıfıkı olmuşlardı daha bir ay olmamışken.ikisi de öğrenciydi ; yaşıttılar ; anlaşırlardı tabii ben onlardan sekiz yaş büyüktüm ,bütün gün işteydim ve evet yanlış bir karardı bu ev arkadaşlığı . ama kesinlikle dayanılmaz da değildi. otel gibi kullanmaktaydım zaten devam etmesinde bir sakınca görmedim. ancak diğer iki kızın tez kurulan çok muhabbetinin ayrılık sinyalleri vermesi gecikmedi. ben zaten içlerinden biri bize sormadan kedi yavrusu alıp ona da eve davrandığı gibi sınırsız sorumsuz davranınca ev aramaya başlamıştım. işyerimden birisi iki sokak ötede boş bi ev var diyince gidip tuttum .kedisi olmayan kıza da ittifak teklif ettim; bulduğum eve beraber taşınalım dedim. artık sabah dokuzdaki işime evden dokuza beş kala çıkarak yetişebiliyordum. müttefikimle de sorun yoktu , iletişim kurulmuş beraber rakı içmeye bile gidilmişti.hayat bayram oluyormuydu ne ?

7 Eylül 2007 Cuma

o ne tatlı şey

Bu haftasonu annem geldi ;ama çok kalmadı sadece haftasonu için gelmişti. Annem gelirken börek ve sarma getirmiş ; bir de kek. O kadar lezzetliydi ki hepsi.Zaten annemle beraber küçük umut ve annesi de gelmişti , kalabalık olunca da çabucakk bitti.Bizim evde eşim ve ben varolan yemekleri hiç bitiremediğimizden bana sıkıntı oluyorda.
Küçük umutun annesi Hale benim ilk işimden mesai arkadaşım. İşe başladığım ilk gün bana fanta ısmarlamıştı hiç unutmam. Bugün itibariyle dokuz yıl bitmiş. Birlikte mesaimiz üç yıl sürdü sonra ben o işten ayrıldım ama görüşmeye devam ettik tabii ki. Tanıştığımız günlerde yeni evlenmişti ve ben eşiyle de tavla ve rakı muhabbeti yaptığımdan ( Hale bunların ikisini de yapmaz ) o da memnun kalırdı misafirliğimden ve beni evlerinde çok ağırladılar.
Hale; annesini çok küçükken bir trafik kazasında kaybetmiş ;babası da kimi nedenlerle Halenin teyzesi ile evlenmiş. Ama o küçük olmasına rağmen annesini çok iyi hatırlıyor ve teyzesine pek de alışamamış. Yıllar sonra anne olma sırası kendine geldiğinde ise feci sancılar çekti . Duygusaldı daha da duygusal oldu. Bu arada ben onun bebeğine doğmadan ismiyle hitap ediyordum; umut diye. Kendileri başka bir ismi uygun gördü iseler de ; ben o kadar çok ısrarcıydım ki umut konusunda ; ikisini birden koydular. Babası da evlenmeden önce bu konuyu eşine anlat da sizin çocuğunuz olunca isim aramasın, sıra bizde çünkü diyordu.
Umut altı aylık olana kadar annesi işe gitmedi ; izni vardı. Fakat işe gitme günü yaklaştıkça zor soru ile karşılaştı, oğlunu kime ve nasıl emanet edecek.İşten ayrılırım diye düşünüyordu ama işi gayet iyiydi ve o seviyordu. Annem baksın umuta diyiverdim , benim anneme sormadan bunu söyle hakkım yoktu ama anneme de bir yoldaş lazımdı ben ankaraya taşınmıştım ve kızkardeşim muhtemelen ankarada üniversiteye başlayacaktı birkaç ay içinde. Anneme sorduk ; deneyelim dedi sorun çıkmazsa devam ederiz sorun yaşarsam da o zaman bir çare bulunur bugünün yerine .Annemin endişesi de sağlığı müsaade etmezse diyeydi. Babamın vefatından sonra yüksek tansiyon baş göstermişti çünkü.
Annem mi umuta baktı umut mu anneme bilmiyorum şimdi ; kadın gençleşti enerjikleşti hatta iyileşti. Birbirlerini öyle seviyorlar ki ; şimdi umutun anaokulu dönemi geldiği için ayrılacaklar diye pek hüzünlüler ama biliyoruz ki onları ayırmak pek de mümkün olmayacak

4 Eylül 2007 Salı

geçmişe mazi derler

Ankarada çalışıyorken sevgilimle evlenme hayallerimin ilk şartı benim onun yaşadığı şehre gelmemdi.Buraya gelmem içinse bir iş bulmam gerekiyordu. Ama daha ailelerimizin konudan haberi bile yoktu ki ben iş arayım.Fakat o herşey kesinleşmeden ailelere haber vermemizi de istemiyordu.Ve her şey hiçbir zaman kesinleşemiyordu. Yani kısırdöngü mü denir ondan işte. Ben bir adım atmaya karar verdim ; Ankaradaki işimden istifa edip Konyaya annemin yanına döndüm , Konyada iş aramadım , evde oturacağım dedim.Eğer evlenirsek buradan da senin yanına gelirim ; evlenene kadar ben burada oturup seni bekleyeceğim ama artık karar ver . Yok eğer evlenmeyeceksek zaten ben bu yıkımı Ankarada tek başıma atlatamam en azından annemin yanında bu dönemi atlatıp kendime Konyada bir iş bulup hayatımı yeniden kurarım. dört ay süren bu boş günlerimde birşeylerin olmasını beklerken pek de boş durmadım hergün yürüyüşümü yapıyor; havuza gidip yüzüyordum.Evde küçük umut vardı ve onunla vakit çok güzel geçiyordu. Ve ben olumlu düşünmeye çalışıyordum ; sevgilimi hiç sıkıştırmıyor zorlamıyor halimden memnun bir hava yaratıyordum .
Bir de iş görüşmesi yaptım bu arada ; olumlu oldu. Artık o da vaktin geldiğini anlayıp annesi ile bize geldi ;annesi gelecek hafta yüzük takalım dedi.Yüzükler de takılınca artık sıra eve geldi..Ev kiralandı ; geçici oturacağımız bir ev olacaktı burası.Çünkü eşim ev almak niyetindeydi fakat benim işe başlama durumum söz konusu olduğundan ve istediğimiz gibi bir evi öyle hemen bulamayacağımız için bir ev kiralayıp en kısa zamanda evlenmemiz uygun olacaktı.Neyse kiracı olacağımız evin sahibi bizden bir yıllık kontrat istedi.Arkadaşının ablası olduğundan ev alma niyetimizi suyuna kadar biliyordu ve bir yıldan önce evden çıkacaksak oturmayalım diye de senet aldı bizden Herşeyde ağır ağır hareket eden biz bu kez acele ettik başka ev aramadık ve bu evi tuttuk. O kişiye de hak veriyordum ; çünkü kış ortasında kiracı bulamaz ve kalorifer falan sorun olur . Bizim ev bulup taşınmamız nerden baksan bir yılı bulur dedik hem bizde kış günü taşınmayı zaten istemeyiz diyerek imzaladık kontrat ve senetleri.
İşe başladım ,evi döşedik ve düğün günü aldık ; ben evimizde oturmaya başlamıştım tek başıma ; tam iki ay düğün gününü bekledim. Düğünün o kadar beklemesi de ; uygun bir yer bulamayışımızdandı. Herkesler erkenden rezervasyon yaptırdığı için bize yer kalmamıştı. Gerçi bana kalsa küçük bir nikah töreni yetecekti ama “elalem ne der” diye düğün yapıldı.Sanki “elalem” evleniyor ..
Evlenmemizden birkaç hafta sonra evi almamız büyük sürpriz oldu .Taşınmayı düşünemedik hem evin içinde bazı tadilatlar vardı hem de ev sahibine verilmiş sözümüz vardı.Bir kiracı bulsak diye düşündük ama çıkmadı. Bu arada eşimin çalıştığı şirkette işten çıkarmalar oldu ; biz de nasibimizi aldık. Yılbaşına kadar çalıştı.Ondan sonra biraz tazminat ve güle güle.
Hal böyle olunca ev sahibine çıktık. Biz iyi niyetle ev aldığımız halde sırf size söz verdik diye ve sizi mağdur etmemek için bu vakte kadar oturduk; hem bu eve aidat ödedik hem kendi evimize aidat ödedik; ayrıca evimiz boş dururken size kira ödedik.Ama artık bu masrafları kaldıramıyacağız çünkü işten çıkarılma söz konusu.Anlayış göstereceğinizi umuyoruz ve biz taşınıyoruz dedik.Anlayış felan beklemek hataymış ; senetleri alıp mahkemeye gideceğini söyledi. Eşim araya arkadaşını koydu ,biraz para verdik ve senetleri aldık. Onlarla tüm ilişkimiz bitince çok sevindim .Baştan yaptığımız hata ; bize pahalıya patladı .
Şimdi bu tüm bu olayların üstünden zaman geçince biraz rahatlamış da olsam o günlerde çok stresler yaşadım ve unutma Özlem sana ders olsun diye kayda geçtim.

1 Eylül 2007 Cumartesi

ev hali

Akşamları işten eve eşimle beraber dönüyoruz ve küçük bir molanın ardından mutfağa yemek hazırlamaya geçiliyor . Çok becerikli değilim mutfakta , hazırlaması kırkbeş dakikamı alan bir çoban salatanın kırkbeşsaniyede tüketilmesi pek dokunuyor bana ama neyse.
Yemekten sonra bulaşık pek vakit almıyor çok şükür ; hemen halledip kanepelere kuruluyoruz. Aynı odada oturmaya ve akşam birlikte vakit geçirmeye özen gösteriyorum.yoksa el olup gideceğiz.Bir cnbc dizisi ya da premier lig maçı varsa heyecanla izliyoruz. Evlenmeden önce ikimizin birlikte yapabildiğimiz şeyler çok sınırlıydı ,evlenip pek çok şeyi paylaşmayı ve zevklerimize ortak olmayı öğrendik. O dizi izlemezdi ben de maç . Ama şimdi prison break’ teki adamların kaçarken yolda oyalanmalarına beraberce sinirlenişimiz ya da bir maçta sir fergusonu görüp ikimizin de “ne güzel sakız çiğniyor” deyişimiz benim çok hoşuma gidiyor.
Ben evde yalnız olmayı da seven biriyim .eşim nadiren akşam dışarıda olur ,ama bu durumda da ben hiç sıkılmam ve zevkini çıkarırım.ona dizi seyrettirmeyi başardım ama henüz türk dizilerine tahammül edemiyor.Bu akşamların birinde izlediğim dizide bi çocuk vardı yiyesim gelmişti tatlıyı.benim izlediğim sahnede babası ile yatağında uyuyorlardı bunun ayaklar babanın kafasında başı babasının bacaklarında. sonra babanın cebi çalıyor ama baba duymuyor ve bu sıpa ayağını babasının kafasına kulağına vurup onu uyandırıyor.bi de göbeği var ,böyle tombiş tombiş.gerçekten çok sevimli. internette aradım taradım buldum işte resmi.reklamda da oynamış ama ben fark etmemişim.
Pazar sabahlarım var birde .erken kalktığım için bana kalan zamanlar.şimdilerde hava güzel diye balkonda çay içtiğim kışın ise kalorifere sırtımı dayayıp kahvemi yudumladığım Pazar sabahlarım . Tabii ütüleri de bu saatlerde yapıyorum genelde o ayrı. Oturduğumuz sitenin bahçesi normalde de çok gürültülü değildir , ama Pazar sabahının sessizliği ayrı bir dinlenesi oluyor ,tabii kış gelince farklı düşüneceğim rüzgar öyle bir esiyor ki korkutuyor .
Diğer sabahlar işe gitmek için beraber kalkıyor ve süratle giyinip evden çıkıyoruz. Kahvaltısız çıkmak yok ama. Az da olsa bişeyler yenmeli. Evlenmeden önce aynanın karşısına geçip hiç olmazsa lensimi takar saçımı tarardım , Şimdi uyandıktan sonra oturma odasında akşamdan kalanları toplamak; mutfakta açıkta yiyecek bırakmamak ,kahvaltı vb gibi ev hali rutin işler nedeni ile aynayı görmeden işe geliyorum.Artık lens kullanmadığımı söylememe gerek yok sanırım.