31 Ekim 2007 Çarşamba

tören sevmem

pazartesi akşamı işten çıktığım gibi kolumdan tutup bir düğüne götürdüler beni , eşim ve annesi . düğüne katılan bikaç yüz kişi içinde sadece bir avuç genç oynuyor , göbek atıyor ben de dahil geri kalanımız bakıyoruz.sıkılıyoruz.tabaktakilerden de memnun değilim , bayat herşey. üstelik ısınmıyor salon üşümüşüm.bitmesini beklemeden kalktık sayemde.
sevmiyorum ben seremonileri . kendimi anti-seremonist ilan ettim. kendi düğünüm için bile çok savaş verdim ben,bir nikah neyimize yetmiyor ,evlenmek değil mi maksat.
sadece düğün değil ,yanlış anlamayın genel olarak günlük hayatın içindeki her türlü yapmacık törene de karşıyım.
mezuniyetler , doğum günleri , anne baba sevgililer için düzmece günlerdeki kutlamalar
ve devlet erkanı ve askeri erken için türban krizi bile yaratacak kadar önemli görülen o bayram resepsiyonları
içimizde yaşıyamıyor muyuz mutlulukları ,saygıları,sevgileri vesaireleri de millet görsün diye yapmacık tavırlar takınıp bir törende dışa vuruyoruz
tabii ben de yaptım ,ama mecbur kaldıklarımı
hiçbir mezuniyet baloma gitmedim ,o paraya tatile çıktım
kız isteme, sözlenme ,nişan töreni ,kına gecesi yapmadım , lüzumsuz gerginlikler yaşamadık.
kendi isteğimle doğumgünü partisi yapmadım ( sürprizlerden sorumlu tutulamam değil mi )
sevgililer gününü kutlamadım , ama sevgilime çok farklı zamanlarda hoş sürpizler yaptım
kendi annemin anneler gününü kutlamadım ,ona her canım istediğinde hediyemi zaten aldım ,her telefon konuşmamda "seni seviyorum anne" diyebildim
bu liste uzar gider
niye böyleyim bilmiyorum
mesela bu törenlerde özel fotoğraflar çekilir ya ben onları da sevmem
genel olarak çok fazla fotoğraf taraftarı da değilimdir
mesela düğün cd si diye bişey yok bizde
ya da gelin damat stüdyo albümümüz yok
ilk tatilimize ait bir kare de yok
ama eksik miyim
yooo :)

26 Ekim 2007 Cuma

sessizlik

içten içe kaynayan fakat dışarıya bunu hiç sızdırmayan bir volkanız sanki.
bir sessizlik var okuduğum bloglarda.
aynı şekilde ben de yazamıyorum.
yürüdüm koştum atladım zıpladım mı diyeyim
tabiki hayır , çünkü yapmadım hiç birini
ama ağladım desem de boş

duruyorum.
ama hazır olda bile değil
o kontrol gerektirir çünkü
rahattayım ve
kontrolümü de rahatta bekletiyorum
ama rahatsızlığımdan bu böyle

bir mikroba ya da bir ağrıya yenik düşmekten değil bu rahatsızlık
rahat olmaktan
birilerinin sayesinde bu kadar rahat yaşarken
onları ve olanları unutmuş olmaktan
uyuşmuş olmaktan
uyutulmuş olmaktan
rahatsızım

yazdımsa bunca kelimeyi buraya
demek değil ki rahatladım
sadece paylaştım.

20 Ekim 2007 Cumartesi

kelime oyunu : pencere

Can sıkıntısı ile dolaşıyordum sokaklarda , evden de çok uzaklaşmadan ama...
Bir evin “ fotoğrafçılık ve resim dersleri verilir” yazıyordu penceresinde ,
kapıyı çaldım
tatlı bir gülümseme ile karşılaştım
sonra da tatlı bir sohbete daldık Çağrı ile .
ordan burdan derken fotoğrafa geldi sıra , ders verir misin bana dedim , “işim bu” dedi
ben sadece pazarları boşum ama dedim ,sakıncası olmaz ama bu akşam tatile gideceğim bir ay sonra geleceğim ,dönüşte başlarız olmaz mı dedi. Tatile nereye gideceksin diye sordum “yenibayram” dedi.
Tesadüfe bak buraya kimse gitmez ama ben de çok severim sık sık giderim dedim , şaşırdı o da gerçekten buralardan “yenibayram” ı iyi bilen birisiyle tanışmak güzel dedi, o küçücük yerde nasıl karşılaşmamışız dedik. Belki de karşılaşmıştık , kim bilir? Ona Bülent Ortaçgil 'in EYLÜL AKŞAMI isimli şarkısından bahsettim .

Mail adresimizi telefonumuzu verdik birbirimize ve dönüşte haberleşiriz diyerek ayrıldık

Sabah uyandığımda hissettiğim can sıkıntısını alıp götürmüştü penceredeki o yazı ve hatta yerine hafif bir aşk başlangıcı bile getirip koymuştu. Dayanamadım ve akşam aradım onu , trenle gidecekmiş , iyi yolculuklar tekrar dedim .

Ertesi gün ilk işim ona günaydın diye başlayan bir mail atmak oldu.Vardın mı ,iyi misin demiştim yanıtsız bırakmadı. yenibayramdan haberler vererek başladı ,yazmaya . her gün yazıyordum ona ,o da bana. arada bir arıyorduk birbirimizi . Hiç tanımadığım halde seni özledim diye yazmıştı bana bir keresinde.

Evet ,ben de onu özlemiştim ama aksine ben onu sanki çok iyi tanıyordum. Eskiden çok eskiden beri tanıdığım biri gibiydi.

Dönüşünü erkene aldı , atölyede buluşacaktık .Ona bir kartpostal hazırlamıştım ve kapısına bırakmıştım o gelmeden .Zarfın üstüne de bir nazar boncuğu yapıştırmıştım . Hiç adetim değildi oysa. Atölyeye geldiğimde beni bekliyordu ,kartpostal masasının üstündeydi , sevdiğimi söyledim diye ; o hiç dinlemese de “bülent ortaçgil” albümü almıştı benim için dinledik . Birer kahve içtik.

Bana gelirken “nazar boncuğu” getirmişti yenidoğandan .Zarfın üstünde seninkini görünce şaşırdım dedi. Seninle pek çok konuda farklıyız ama bu küçük benzerlikler daha çok dikkatimi çekiyor dedi.Ben de ona “bence bir ilişkide hayata farklı pencerelerden bakmak güzeldir ,hele de dönüp sonra sevdiğine orada ne gördüğünü anlatınca gülümsemek ,en güzelidir” dedim. Elimi tuttu . Pencereye yürüdük.Baktık dışarıya. Anlat dedi: “ bir bisikletli geçti” dedim , “pedalları çeviren kızın ayakkabısı kırmızıydı” , gülümsedi.İlişkiye başladık o halde dedi

İçerden bir tablosunu getirdi. Sen kelimelerle anlattın bir ilişkiyi bak bu da benim daha önceden yaptığım bir tablo dedi. Bir kız ve bir erkek evden dışarıyı seyrediyorlar dışarda gördükleri manzara tabloda ayrıntıları ile yansıtılmıştı . Aslında aynı sokağa bakıyorlar ama farklı pencerelerden ve birinin baktığı tarafta bazı görüntüler bulanık bazıları net , diğerinde tam tersi.

Çağrı da bana, sen kelimelerle çizerken resimleri ben boyamışım tabloları , yazdığın maillerde de bunu gördüm ve sana ulaşmak için erkenden döndüm “sevgilim” dedi hadi penceremizden bakmaya devam edelim.


“ not : bu öykü bir hayal ürünüdür”

18 Ekim 2007 Perşembe

bir adım

Hem yazasım var hem yazasım yok
Yazasım var ,çünkü ??
Yok sebep
yazmak için bir sebep olmalı mı ?

yazasım yok
çünkü : grip oldum fena burnum murnum tıkalı nefes almadan nasıl yaşıyorum bilemezsiniz bu halde iken çok zorlanıyorum kelimeleri hatırlamakta ve gözlerim yanıyor bilgisayara bakasım gelmiyor

ama şimdi yazıyorum çünkü bu benim için çok önemli

bebeğimiz olsun mu olmasın mı diye bir karar vermem gerekiyordu “benim”
yani elbette bu Allahın takdirinde , o verirse olur vermezse de elimiz kolumuz bağlanır
ama hani önce istemek ve gerekeni yapmak mevzusu var ya ben ondan bahsediyorum
artık gerekeni yapmaya karar verdim
işte bundan sonrası rabbime kalmış
hayırlısı neyse o olsun

senden korksam da kaçsam da , senin için ve bizim için endişe etsem de , kimi zaman sensizliği seçsem de
nicedir biryanımda hep senin özlemin duruyordu
gelecek misin bilmiyorum
ama artık
biz seni bekliyoruz küçük "melek"

17 Ekim 2007 Çarşamba

gel-d i m...

ama ne yazacak ne de arkadaşlarımın bloglarını okuyacak zaman bulamadım
sadece sesimi duyurabiliyorum
geldim
iyiyim
özledim
en kısa zamanda
uzun uzun yazılarla
buradayım.

6 Ekim 2007 Cumartesi

giderayak

"kalkıyorum
yolcu yolunda gerek
bana şöyle eski yüzlü
epey hırpalanmış
yamalı da olsa bir sevda bulsanız
bütün dilediğim şu soğukları çıkarmak" diyor şair ama ismini anımsayamadım kendisinden özür dilerim , ama şiirini ezberlemiş oluşum ve bu şiiiri çok sevip her bulduğum yerde okumam hafifletici sebep olabilir mi :)?
evet ben bir süre tatile gidiyorum, yazamayacağım .kelime oyunu için kelimeyi belirledim ama o günden buyana henüz bir iki satır oluşturabildim dönüşe kalacak gibi görünüyor
ama aysun'un sobesini yanıtlamadan gitmeyeceğim sevdiğim şeyler alt alta birer cümle ile :)

*şiir, tabii ki nazım hikmet en başta.
*türkü , en çok sevdiğim de erkan oğurla i. hakkı demircioğlunun "gülün kokusu vardı" albümü
*sanat müziğine ,hele de kanunla çalınan eserlerse bayılırım
*sabun kokusu özellikle de dove
*tvde cnbc e dizileri ,başta prison break
*dondurma , en çok algida aslan max :) kakaolusu
*tavşan ,hep bir tavşanım olsun isterim ama evde yaşamasına gönlüm razı olmuyor
*winnie the pooh ve bilimum çizgi filmler ama vurdulu kırdılı olmıycak( pokemonu sevmem)
*beş çayı denen şey , yanında hafif bir kurabiye tuzlu pasta türü ile iyi gider , evde olsam çok yapmak isterim ama işte olunca o saatte çay da içsem nafile ne anlamı olur ki.
*eşofmanla oturmak ,asla giyinmeyi sevmem
*papatya , evde çiçek büyütemem ama papatya ev çiçeği olsa büyütürdüm
*evim, bi yere gitmek istemem evimi öyle özlüyorum ki
*gökkuşağı , o büyülü bi şey , beni çok etkiler
*kapadokya, orası da büyülü bir yer ...
(tabi ki bu liste uzar gider , yaşadıkça.yani)

* "yaşam"

4 Ekim 2007 Perşembe

PENCERE

oyun arkadaşlarım
hadi oyuna devam
kelimemiz "pencere"

3 Ekim 2007 Çarşamba

çocuk işte

Şu altta duran iki post beni biraz duygusal yoğun yaptığından bunların ardından hemen günlük yaşantımı anlatan bir post yazasım gelmedi. Eskiye gittim yeniye geldim ,duygularımı duydum şarkılarımı söyledim ve nihayet geldim. Fiziksel olarak bir yorgunluk da mevzu bahis ama yaklaşan sekiz günlük bir tatil gözümü açıp işe gelmeme vesile oluyor bugünlerde. Geçtiğimiz iki Pazar işe geldik ,eskiden de gelmiş olduğumuz iki pazar daha vardı ,topladık çıkardık ve sonuç bayramdan önceki üç buçuk günü tatil ettiler.
Ama eşim çalışacağı için ben de onu bırakıp nereye gideceğim için bu süre zarfında ev kadını olcam . Evlendiğimizden bu yana ilk kez sabah onu işe uğurlayıp akşama sıcak iki kap yemek yapıp kapıda onu karşılayıp hazır sofraya oturtacağım . Hiç gocunmuyor ve mutlu oluyorum bu hayalle ben .Galiba genlerimde var söküp atamadım bu ev hanımlığı dürtüsünü . Annem ev hanımıydı benim ve küçükken hayalimde gelecekteki halimi onu model alarak kurgulamışım sanırım . Gerçi düşününce küçük özleme ait ne kadar geriye gidebilirim diye bakıyorum uzun süreli bir hatırlama yapamıyorum ,ancak küçük kareler var .Mesela beş yaşımda bana elbise dikiliyor onu hatırlıyorum , o elbise ile fotoğraflarım var ve bu hatırayı gerçekten ben hatırlıyor muyum yoksa fotoğraflardan dolayı kafamda bir canlandırma mı yapıyorum çözemedim.Sonra erkek kardeşim benim başparmağımı ısırmıştı tırnağım çıkmıştı. Şimdi iki elimde iki farklı karakterde başparmağı tırnağı var diye bu hatırayı canlandırmış olabilirim.
Aslında hatırlamak konusunda delil ya da şahit yok ki ,kesin karar verilsin.Birisi anlatıyor sen kafanda canlandırıyorsun sonra da” hatırladım” diyorsun ,doğru mu nerden bilelim.
Çok huysuz sinirli ve gergin hatırlıyorum kendimi bir de.Şimdi de biraz eser var , bir beyaz pamuk bulut kadar yumuşacık değilim ama eskisi kadar değil. Kanepeye yatar ayaklarımı duvara dayar tekmelerdim topuklarım acırdı ama ben bırakmazdım duvarı tekmelemeyi.
çocuk işte.