28 Kasım 2007 Çarşamba

lem.on tr.ee

önceki kadar üzgün ve süzgün değilim artık , işle ilgili konuyu beni çok seven bir iş arkadaşı büyüğüm halletti sağolsun. ama artık dikkatli olmalıyım , çekirge bir sıçrar iki sıçrar değil mi . evde de dalgalar kıyıdaki taşları dövmüyor ; deniz sakin , hava ılıman . Eşimin doğumgünü yaklaşıyor ,çaktırmadan bir hediye alabilmek dileğindeyim şu ara çünkü evden işe bırakıyor beni işten alıp eve götürüyor nasıl çaktırmayacaksam ? geçen yıl internetten sipariş verdim halettim bu yıl kredi kartımı internet alışverişine kapattığımdan onu da yapamıyorum. neyse tek derdim bu olsun ,en kötü ihtimalle bir pasta yaparım artık becerebildiğim kadar.
le.mon t.ree şarkısını söyleyerek başladım bu sabah güne şoook sewerim ben bu şarkıyı çok.
zaten odur ki ikimiz de "isolation is not good for me " diyenler türündenmişiz
ve şimdi izole kaldık diye bazen kaçıyormuş keyfimiz.
bi de bebek olursa ? o zaman görün bizim evi....

26 Kasım 2007 Pazartesi

düşe kalka

İki sıkıntılı konu var , bunlar hallolsun diye içimden dua ederken buldum kendimi ve nerdeyse işi “ adak” noktasına bile getirmişim duada. Birden kendime gelip yapamayacağın sözler verme özlem dedim. Ama çok zordayım , sorunları uzun zamandır çözemiyorum ve bu alışık olmadığım bir durum. İşle ilgili biri , ikinci de eşimle. İşle ilgili olan “para” kaybımıza neden olabilir yani ben bir hata yaptım ve bunu tazmin etmem istenebilir. Taksit taksit ödetirlerse bile zor olur da hadi ya peşin alıp kıçıma da tekmeyi basmak isterlerse ? Bu şıkka pek ihtimal vermiyorum , hislerim öyle olmıycağını tekmeyi basmıycaklarını söylüyor çünkü hemen herkes emin benim iyi niyetimden de... Gel de bana sor..
Eşime gelince, iki haftadır bana “çıldırmak üzereyim , çok sıkılıyorum” diyor. “ hiçbirşey istediğim gibi gitmiyor” diyor. Akşamları çıkıp hava almak istiyor sık sık. Ve sürekli gergin Ve sık sık tartışırıyoruz. Ve ben sık sık ağlıyorum. Sonuçta bu durum onun canını daha çok sıktığından hooop gene başa dönüyoruz.

İletişim eksikliği sanırım , ben herşeyin sorumlusu olmaya hep aday gördüğüm için kendimi “buna kendime güvenimin az olması da denebilir” , bir konuşmaya başlayınca ağlıyorum “ühüü ühüü ben öyle yapmadım ben bunu demedim” ...
Hay bi dur . Adam sana daha bişey demeden ağlıyorsun , o da bişey demeye bile korkuyor.
Bu akşam yumurta kıralım diyor o ,sen de “sen şimdi bana yemek yapmıyorsun mu demek istedin” diyip oturup ağlıyorsun- nasıl konuşsun ki ? Ve birikti içinde bişeyler aylardır demek ki şimdi patladı

Dün bana bir iki günlük tatile gitmeyi teklif etti. Belki başbaşa kalıp uzun uzun konuşursak ve ortam değişikliği ile keyif alacağımız bir iki aktivite ile desteklersek işe yarar . Bayramı bekliycez gibi bunun için.

Herşeye rağmen kendimi de iyi buluyorum , ben böyle depresifken pek tembel olurum çünkü ama bu sefer tembel değilim. Cuma akşamı işyerinden iki bayan arkadaşım yemeğe gelecekti. Perşembe akşam eşim erken uyudu , Cuma halısaha maçı var ve dinç olmak ister. O uyumuşken ben de hazır yufka ile bir tepsi yeşil mercimekli börek yaptım ve ortalığı toparladım. Oturma odasında kanepelerde örtü serili , onları toplayıp toz al - lavaboları sürt felan bayağı iş yaptım. Cuma akşamı da mantı vardı kayınvalıdemin yapıp bana verdiği buzlukta onu ikram ettim kızlara , börek de çayın yanına iyi gitti , onlarla güzel vakit geçirdik İlk defa geldikleri evimi çok beğendiler , eşyalarımı da. Dekoratif malzemelerim ve oyuncaklarım hele çok ilgilerini çekti. Bir de evin sadeliği. Vitrin yok ,sehpa yok ..
İçlerinden biri ile aynı sitede oturuyoruz evlerimiz aynı planda yani ama o bile hayran kaldı benim evin şekline.
Cumartesi akşamı işten çıkınca çok yorgun ve gergindim hemen yattım ( ama bu araya eşimin o gün pazardan aldığı sebzeleri yerleştirme işini de sıkıştırdım ) Pazar sabah erken uyandım . No.r.a R.o.b.erts in bir kitabını almıştım “no.el.de. ö .l üm” ismi . Kahvaltıya kadar yarısı bitti. Kahvaltıya ekmek almak için çıkıp her Pazar yaptığım yürüyüşü yaptım.Eşim uyuyordu , o geç kalkar pazarları ben de kendime ait birkaç saat yaratırım bu sayede. Kahvaltıdan sonra çamaşır ütü faslı vardı ama kitap beni çağırdı. Akşama bitirdim o kitabı. Ben beğendim.
Sonra da çamaşırlardan kuruyanları kaldırıp yenileri serdim.Birer gömlek birer pantolon da ütülenince işlem tamam.Bu arada kaç kez kavga ettik de ağladım hatırlamıyorum bile . Vaktin çoğunu ben evde o dışarda ,ben uyur o uyanık veya tam tersi geçirmemize rağmen J
Ama olsun
Düşe kalka büyüycez galiba
En azından hala umudum var.

23 Kasım 2007 Cuma

sonuç olarak

bu soru daha çoook kafa karıştıracağa benzer
tek bir cevabı yok
kişiden kişiye
durumdan duruma farklılık gösterir

ama ,genel bir sonuç olarak ,
"bize ve çevremize zarar verecek kimi duygularımızı ,o da olmazsa o duyguları hissettiğimiz anda vereceğimiz tepkileri yönetebiliriz"

doğru muyum ?

21 Kasım 2007 Çarşamba

bir soru

inanılmaz durgun , yorgunum . bloglarda geziyorum , yorumlar yazıyorum ama kendimi toplayıp buraya iki satır yazamadım .
çalıştığım şirkette bir bayan arkadaşım var artık , Melda. Bir buçuk yıldır buradayım ve kimseyle iş arkadaşlığı ötesine geçen bir sohbet kuramamıştım . etrafta beyler sayıca çok , ondan kaynaklıdır belki. oysa kendimi "girişken" bilirdim .neyse , öğle yemeğine herkes gibi onikide değil de ikide gitmeye başlamıştım ; bir süre önce. bu sayede tabldotta olan yemek bana uymuyorsa en azından "çorba var mı " veya " salatayı iki ölçü verir misiniz" gibi tek cümle ile de olsa talebimi servis görevlisine iletebiliyordum , çünkü arkamda ve önümde sırada bekleyen olmayınca adam sağolsun ilgileniyordu. bu arkadaşımla da yemekhanede karşılaşır olduk meğer Melda da bu taktiği ,yemeğe geç gitme taktiğini , zaten uyguluyormuş.
kendisi benden iki üçyaş büyük ,ve bekar. ben 31imdeyim. buralarda o yaşta bekar bir bayan olmak zor. üstelik melda 'nın ailesi de şehir dışında yani yalnız mı yalnız. çok hassas , çok duygusal ama ilk bakışta öyle görünmüyor , tanıdıkça onun için endişelenmeye başladım.
işine de karışarak , bırak buraları git ailenin yanına diye söyleniyorum , hatta ona orada bir iş bulmak için neler yapabileceği hakkında tavsiyeler veriyorum , ben beş iş değiştirdiğim için.
evet ya , on yıl olmamış daha çalışma hayatım ve beş işyeri var , ortalamam iki yıldan da az.
ama tecrübe kazandım , artık işle ilgili konularda üzülmemek üzere eğitimliyim. sanıyorum öyleyim. ama emin de değilim .sizce ,

duyguları yönetebilir miyiz ? bu konuda kendimizi eğitebilir miyiz?

13 Kasım 2007 Salı

eski aşklar sayıklanmaktan henüz yorulmadı :)

Aklımda seni hep bu sayfaların dışında tutmak vardı
Ama bu sayfalar “özlem”i anlatacaksa eğer
sensiz "özlem” i yazmak anlamsızdı
evet sıra sende :
o ,
ismi saklı kişi bende...

uzaktın , dokunmak kadar ufuk çizgisine
yakındın , bir gonca kadar da güle ,
bir sabah açılıverecek gibi
pespembe
ama insanca bir öyküden
dillerde zikredilecek bir dua yazacakken
o masalsı aşkı bir hataya kurban eden de
sen oldun.
“git” derken
buz gibi soğuktun
O gonca
O soğuğu atlatıp bahara varamadı
Sana yazılan
Şiir şiir nice umudun da
üstünü örttü zaman
şimdi
yıllar sonra
o gül dalının yerinde
bir çınar ağacı boy verdi “kocam”an

10 Kasım 2007 Cumartesi

bugünlerde...

nar yiyorum bol bol
ve
"seb nem fer ah" : ünzile yi bir de ondan dinliyorum
siz de bi dinleyin nolur
güzel değil mi ?
ve mutfakta tahın kullanıyorum
mercimekli köfteyi bilirsiniz , yaparken bir kaşık tahın ekledim ,nefis oldu
pekmezle karışım yapıyorum ,ama pekmezden önce tahını bir kaşık soğuk suyla karıştırıp sonr a pekmez ekliyorum , ekmeğe sürülecek kıvama geliyor.
haşlanmış nohutu soğan ,maydanoz, domatesle salata yapıp üzerini krema torbasına doldurduğum humusla süslüyorum ki humus haşlanmış nohut , sarımsak ,limon suyu ve tahın karışımını ezilmiş (blenderı sırf humus için aldım desem yalan olmaz) halidir .yalnız humusu krema torbasından sıkabilmek için ılık sudan da bir çay bardağı kadar ekliyorum
vs vs

tembellik yapıyorum
kitaplarım vardı ikisi okundu su gibi ama üçüncüde takıldım , çünkü aşksız bir roman ben okuduğum romanlarda hep aşk olsun istiyorum niyeyse

kışlıkları çıkarmamakta ısrar ediyorum
kendim gerekirse diye açıkta bırakılmış bir iki hırka ile idare etsem de eşim gözümün içine bakıyor "ne zaman kazaklar çıkacak" diye. ama ben mümkün olduğunca o işi geciktiriyorum ki kışı geciktireyim :)) bak bugün hava ılık ve güneşli mesela , sayemde , deerr mi şi m

5 Kasım 2007 Pazartesi

dün

Sabah uyandığımda bir şey vardı boğazımda düğüm gibi
Ve gitmedi bir süre
O düğümle beraber yürüyüşe çıktım
Güneşe karşı bir bankta oturup bulutları izlettim ona

Baktım kalıcı bu
İnatla olduğu yere yerleşiyor

Eve gelip kahvaltı ettik
O; ben
ve kocam
Sordu tabii “neyin var senin“ diye
Ama derdimi anlatamadığım günlerden biriydi
Dilim dönmüyordu , kelime bulamıyordum üstelik ağlıyordum
Yorgunum desem değil hastayım desem değil
Bırak beni yalnız kalayım desem hiç değil
Geçer diyebildim sadece
Ne olduğu önemli değil , neden olduğu da
şu anda iyi değilim ama

Bulaşıklarla beraber suya karışıp akar sandım o düğümü
Gazetemi okurken gider diye bekledim
Hayır ; Ilık bir duşa bile bana mısın demedi
Çukulataya da aldırmadı
Kaldı

Akşama kadar onunla evde pinekledim
Gitmedi
Nihayet vakit geldi ve uyudum.
Sabah olduğunda varmıydı yokmuydu bilmiyorum
Çünkü hazırlanıp işe yetişmem gerekiyordu
Onunla uğraşamazdım
Dün olanları da günlerden Pazar olmasına bağlıyorum
Galiba pazartesi yerine Pazar sendromu yaşadım

3 Kasım 2007 Cumartesi

güneşin ışıkları

Sabahın henüz çok erken saatiydi ve uykulu gözlerle dolu bir kalabalık yola çıkmak üzere toplanmıştık ,çınarın altında. Güneşin ilk ışıkları eşliğinde ...
Biz “şimdi bir bardak çay olsaydı uykumuz açılırdı” düşüncesindeydik ki Hülya geldi , “özlem siz tanışıyor musunuz” diyerek yanındaki üç gençle beraber.
Tanışmıyorduk ,sayesinde tanıştık , bir de hemşehri çıktık üstelik. Ben onlarla babamın isminden başlayan bir sohbete dalmışken erkek kardeşim çay ocağının açıldığını görmüş , gittik . Birer bardak çay içtik . Döndüğümüzde otobüslere binmişti herkes , ben de binip tanımadığım kızlardan birinin yanına oturdum.Uzun bir yolculuk olacaktı , bizler de organizasyon ekibi olarak yeni katılan arkadaşlarımız ile tanışıp sohbet edelim diye otobüslere dağılmıştık. Bu gezi de zaten derneğin gençleri birbirleri ile tanışsın kaynaşsın diye organize edilmemiş miydi?
Biraz önce tanıştığımız o üç gençten biri de bizim otobüse bindi ,ama yer yoktu. En önde yüzü otobüsün içine dönük olarak oturdu bir tabureye ,ben de üçüncü sırada koridor tarafındaydım. İsmi ilginçti aklımda kalmış,yoksa unuturdum (?) “Yer yok mu Uray” dedim ,
“iyi böyle” diye cevap verdi. diğer ikisi kardeşlermiş arabayla gidiyorlarmış .Uray ise onların kuzeni ve yolculuk zevkli olsun diye otobüsü tercih etmiş. Eh nitekim çok da zevkli oldu. Daha biner binmez içerdekiler şarkı türkü şiir , başladılar bildikleri ne varsa söylemeye. her zamanki gibi. İçimizde çok yetenekli arkadaşlarımız vardı ; ama sadece onlar değil herkes eşlik ediyordu .Hem zaten bu tip gezilerin kuralı otobüste kabak çiçeği olup açılmak değil midir ? Biz bir arkadaşımızın sesini bu gezide keşfedip onu teşvik ettik ; hali hazırda kafelerde çalıp söylerek para kazanıyor , arkeolog olduğuna bakmayın.
Kahvaltıyı Aksaray kavşağında bir tesiste yapacaktık ama açız bile demeyen gençlerdik ve eğlence tam gazdı, sıra “salkım salkım tan yelleri estiğinde” diye başlayan o hızlı “ bekle bizi İstanbul” şarkısına geldiğinde ise , şarkıyı başlatan kimdi bilmiyorum devamını getiremedi . Sözlerini bilmiyordu ,tek bildiği “bekle bizi İstanbul” demekti ama biz İstanbula değil Kapadokya’ya gidiyorduk. Ben biliyordum sözlerini ve devam ettim. Uray da bildiği yerlerde eşlik etti bana.Bitince “nasıl ezberledin” diye sordu , sohbet başladı. Nasıl ezberlenirdi dinleyerek işte, İstanbula gitmiş miyim ; Tophaneyi görmüş müyüm derken tabure bizim koltuğun önüne kadar gelmişti. Sohbeti bölüp şarkılara kulak ve ses verdiğimiz de oluyordu. Derken biz varmıştık bile .Ne kadar hızlı geçti bu yolculuk böyle . Kapadokya büyülü bir yer. Ben daha önce birkaç kez gelmiştim , iyi ki de öyle yoksa Uray’ın varlığından duyduğum heyecanla o büyünün tadını alamama olasılığım çok yüksekti.
Bu arada ben ekipteki diğer arkadaşlarımın aksine bir gruba rehberlik etmem gerekirken bir tek kişi ile ilgileniyordum ,tabii ki Urayla. Akşam olmak üzere iken ilk ışıkları ile başlayan sohbetimiz ; güneşin son ışıkları ile otelin terasında nefis ürgüp şarabı ile sürüyordu . Bu bizim beraber içeceğimiz ilk şaraptı ; ama son olmadı. Bizi bekleyen İstanbul da ; boğaz keyfimize de eşlik etti.Ama o İstanbul benim için şarkıda geçen bir kent adı olmaktan öte gitmezken , Uray’ın adresi oldu.
Ona “İçimden şu zalim şüpheyi kaldır ; ya sen gel ya beni oraya aldır” da diyemedim.
Şimdi ; o yolculuğun sekiz yıl sonrasında ; elimde sadece terasta şarap içerken çekilmiş bir fotoğrafımız kaldı geriye , bir de şu var : Uray geçen gün “yüzler kitabı J ” adlı internet sitesinde aradığım ilk kişi oldu , bulamadım. O beni arar mı bilemem ama arasa o da bulamaz çünkü soyadım değişti , pek çok şeyle birlikte.