31 Aralık 2008 Çarşamba

durmak geldi birden içimden , durduğum noktayı da resmetmek.ve geldim buraya
geçen zaman içinde kayda değer hiçbişey olmamış
yeni iş yeni olmaktan çoktan çıktı , hatta masamı da kafamı da çook dağınık hale getirmeyi başardı.
( keşke resmini çekip koyabilsem şuraya masamın ve kafamın :)

yeni yılda daha çok görüşmeyi diliyorum
sevgiler

25 Eylül 2008 Perşembe

burdayım

canlarım yaaa o kadar çok özledim ki sizleri...
ramazan olduğu için akşam işten koşarak çıkıp eve gitmek zorunda kaldığımdan hiç internete giremedim.neyse az kaldı.ramazandan sonra akşam iş çıkışlarında biraz zaman ayırırım heralde bloguma ve sizlere çünkü buna ihtiyacım var .seviyorum işte napıyım.yazmayı okumayı yorum yapmayı...
iş yerime adaptasyonda hiç sorun yaşamadım gayet cıvık bir yapım olduğundan hemen kaynaştım
işleri de bayağı anlamaya başladım bir ay olmadan kendime güvenim geldi bile baksana
onun dışında cumartesi evde olmanın tadını çıkardım bol bol uyudum :)
yazabileceğimi sanmıştım ama ne kadar rutin ne kadar sıkıcı olduğunu anlatamam git gel git gel işte hepsi bu
iki iş arasında verdiğim molada da evdeydim çoğunlukla ,evimde vakit geçirmenin tadını çıkardım.
sevgiler herkese
yine gelcem
ama bayramdan sonra
o nedenle

mutlu bayramlar şimdiden

25 Ağustos 2008 Pazartesi

son durumlar

işimden iyi bir şekilde ayrıldım.
şu anda tatildeyim
öbür işe 1 eylülde başlıycam
bi süre yazabileceğimi sanmıyorum
beni merak etmeyin

iyi dileklerde bulunan herkese çok teşekkür ederim
sevgiler.

16 Ağustos 2008 Cumartesi

haber

size bir haberim var , hani ben taaaa bi zamanlar iş görüşmesine gittiğimi yazmıştım ya ( burda )
aylar geçtikten sonra beni aradılar . ve işe kabul edildim. hayatımda beşinci kez yaşadığım bir olay olduğu için çok da heyecanlı değilim. ya da ben öyle sanıyorum. çünkü son üç dört gecedir gecenin orta yerinde uyanıp sabahlıyorum . uyandığım anda da kendimi halihazırdaki işyerime bu durumu nasıl izah edeceğimi düşünürken buluyorum. profesyonel hayatta çok normal bişey istifa etmek ve yeni bir işe başlamak. neden izah etmekte zorlanacakmışım ? ama yo burda profesyonellikte olmayan bir duygusallık var = "ben"
ne zaman duygularımdan biraz olsun arınıp kolay yaşayacağım bilmiyorum ?
evet bildiniz öbür işe kabul edildim ama henüz istifa edemedim.
pazartesi işallah.müdürüm yıllık izinde ve kötü haberi telefonda vermek istemedim, dönünce yüzyüze konuşalım diye ...
yeni işimin konusu bankacılık.bundan bi süre önce istifa etmiştim bankadan , istemiyorum böyle bir iş demiştim. şimdi geri dönüyorum.bankacı arkadaşlarım beni sahnelere döndürmek konusunda çok ısrarcı davrandılar .sen büyüdün değiştin. piyasa koşulları da değişti. eskisi gibi olmayacak bak dediler. inandım. sonra bi gün umarım "ben bu filmi görmüştüm" repliğini kullanmam.

wish me luck.çünkü ben istifa edince ihbar süresi mi nedir onu çalışmak istemiyorum. çok zor olur bana... umarım hadi sen git güle güle derler ve şu 15 günlük maaşımı elime verirler .
that's all I want.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

şundan bundan

*offffff.çok yorgunum.klima beni yoruyor.sıcak daha çok yoracaktır o yüzden klimayı kapatma seçeneğini işaretleyemiyorum.bu pazar da seyahat halindeydik.tabii bu her pazar biyerlere gitme işi de beni yoruyor.ama evde kalıp sıkılınca da başka türlü bi yorgunluk hissedeceğimden o şıkkı da işaretlemiyoruz.

*evlendiğimde ve sonra kendi evimize taşındığımızda bi şekilde bana hediye getirenler oldu.bu hediyelerin pek çoğunu da işime hiç yaramayacak bo.r.cam tepsiler oluşturuyor nedense.bir koleksiyoncu değilim ama artık bo.r.cam koleksiyoncusu sayılabilirim.çünkü fırın kullanma alışkanlığım yok , kullansam da bir bilemedin iki bo.r.cam tepsi bana yetiyor.ayrıca ben gittiğim hiçbiryere kendime düşürüp de bu bana gelen hediyelerden birini götüremiyorum.hem bana hediye geldikleri için hem de bana kalırsa karaktersiz oldukları için .gidip özel olarak ufak da olsa kendimden bişeyler kattığım emek verdiğim bir hediye alıyorum( düşünmek , seçmek , almak da birer emektir bence ) .öyleyse ne diyorduk adıma : bo.r.cam koleksiyoncusu

*tv den o kadar uzak kaldık ki , artık hiç bakmasak da olacakmış hissim var. ne güzel sohbet ediliyor o yokken. hem de mutfakta.trt fm eşliğinde.belki biraz da bahçedeki fıskıyeler....

*anneanneme çevirmenlik yaptım.bizim oraların kendine özgü bi dili vardır , ben ucundan kıyısından yakalamış biriyim de benden sonraki nesil bu dilden habersizdir. haftasonu anneanneme misafirdik , kardeşimin arkadaşları da misafirimiz olarak gelmişti.anneannem kıza "yu da getir" dedi. ben de "yıka da getir " demek istiyor şeklinde çevirdim.akşama kadar bu böyle değişik cümlelerde devam etti.akşam eşim "sen taşıma , yelli gönüm yoh" diye taşıdığım çantayı elimden aldı. öğrendi bişeyler hazahır

*annem gelmişti geçen hafta , kızkardeşimle.iki gün kaldılar.perdelerimi yıkadı annem.onun bi formülü var hiç kırışmıyo perdeler.artık napıyosa ?

10 Ağustos 2008 Pazar

sen benim şarkılarımsın

beni sevdiğini bilmek yetmiyor görebilmek yüzünü mümkün olmayınca”
sanırım aşkı yaşarken beraberinde hasreti de yaşadığımdan aşk bana hüzünlü geldi hep

“iki gözüm seneler geçiyor,gönül ektiğini biçiyor”
bazen buna ben sebep oldum ;kendi hüznümü kendim doğurdum.

“geceyi sana yazdım,sızımı sana”
ama bir yaz akşamı güneş kızıla boyarken gökyüzünü ben evime yalnızlığıma yürüyüp bütün gece gözyaşlarımdan yıldızlar kaydırdığımda

“yanarım benden kalan , küldür elbet”
bu hüzün boyumu aştı.ben de bir dilek tuttum o kayan yıldızlardan.

“incir yürek çoğalınca bu hicran”
kavuşmayı diledim,aşkı hasretsiz yaşamayı ve artık geceleri yalnız kalmamayı

“yalnız insan merdivendir ,hiçbir yere ulaşmayan”
umutlarımla beslenen ,hayallerimle süslenen bir geleceğe doğru yürürken bir yoldaşım olsun istedim

“Aşk onarır bizi , kırılınca aşk onarır bizi”
belki yanyana olsak da hüzün kokusu saracaktı bizi zaman zaman , ama güvendim ona , ve aşka

“öfkeden de ,gururdan da ,inattan da önde aşk durur”
en başından beri gelgitlerimiz olmuştu ama duramamıştık uzak,kalamamıştık birbirimiz olmadan

“biraz umut ver, ver ki yeniden başlasın”
zaten onu gördüğüm ilk gün bir umut vermişti bakışları bana,ondan uzaklaşıp da her gittiğimde o umudu özleyip ona geri döndüm ben

“kalırsa bir soru kalır benden, birde üç beş şiir iyi kötü”
ben de susturdum aklımdaki tüm soruları
cevabımsa “evet”oldu.

“everything I do , I do it for you”
ve düğünümüzde ilk dansımızı yaparken bu şarkı çaldı çünkü o bana demişti ki “senin için yapamıyacağım hç bir şey yoktur”

şimdi yanındayım , ve umarım

“seninle açtım bu gözleri seninle kaparım ancak”

2 Ağustos 2008 Cumartesi

içinden aşk geçen kitaplar

sevgili çınar beni bu konuda yazmam için sobelemiş. okuduğum bloglarda bu konuda yazılan yazıları görünce ben de düşünmüştüm acaba benim okuduğum bir aşk romanı var mıydı diye...
bulamamıştım
sobe sırası bana geldi ama hala da bulabilmiş değilim
belki kitap isimlerini hatırlarım ama içeriğini pek hatırlamıyorum ; bende izi kalmamış demek ki bu kitapların .mesela ben vadideki zambak ı okuyalı yirmi sene olmuş ,iz mi kalır ? son zamanlarda okuduğum kitaplarda iyi bir aşk hikayesi yoktu onu biliyorum.eğer çınar beni affedersen bu sobeden muaf olayım. ama aşk denince aklıma gelen onca şiirden birini de yazmasam olmaz :)

Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde
kayboluyorum...
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiç bir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...
nazım hikmet

31 Temmuz 2008 Perşembe

bişeyler yazma gereği duydum

ben apolitik , ülkesinde yaşananlara duyarsız ve vurdumduymaz biri değilim.hatta işim gereği RE.UT.ERS başında oturup olup bitenleri anında haber almakta , öncesi ve sonrası olabilecek gelişmeleri dahi yorumları ve makaleleri okuyarak değerlendirmekteyim , hatta eşimin borsaya ilgisi nedeni ile evde bile vaktimizin çoğunu tabir-i caizse "ciddi" meseleler hakkında sohbet ederek geçirmekteyiz.
hal böyle olunca içimi serinletecek şişkinliğimi atacak beni rahatlatacak ortamlara ihtiyaç duyuyorum. ben evlenip de geldiğim bu yerde hiç kimseyi tanımıyorum.erkek egemen bir şirkette çalışıyorum.ve sıkılıyorum.dolayısı ile benim sohbet edeyim diyeceğim tek arkadaş grubum kaçış yerim "blog" ortamı denebilir. olup bitenlere kayıtsız kalmışım gibi hissettim ve suçluluk duydum .bu nedenle böyle bir açıklama yapma gereği duydum.

geçelim diğer konuya

aşağıda öyle bi yazmışım ki ,okuyan nazar değdirecek nerdeyse .hele son paragrafta .aman maşallah diyin ... fakat aslında herşey öyle güllük gülistanlık değil. benim de sıkıntılarım benim de bunalımlarım oluyor . çoğu zaman buraya da yazıyorum . ama alıştım artık . birşeye üzülsem de çok kısa süre sonra " hayat ne güzel , ben çok mutluyum " şeklinde sırıta sırıta dolaşma moduna geçebiliyorum. çünkü ben ve sevdiklerim sağlıklı ve kendi halinde yaşayıp gidiyoruz . onlara bişey olacak olsa yine " hayat ne güzel , ben çok mutluyum " dermiyim ?

insan ölüm acısını bile yüreğinde taşıyarak yaşayabiliyor bunu biliyorum , gencecik yaşta babamı kaybettim , onu sevdiğim kadar kimseyi sevmediğim halde . çünkü hep daha kötüsü vardır diye düşündüm , ölümden daha kötüsü ...

28 Temmuz 2008 Pazartesi

dün

Geçen Pazar evde oturunca bu Pazarı dışarda geçirme isteğimiz doruk noktasına ulaşmıştı. Ama nerde ? Hafta içinde planlarımızı yapmıştık ama bu planlar benim Cumartesi işten erken çıkmama bağlıydı .Ben de bunu başardım ,zaten her ihtimale karşın küçük bir çantaya mayo ve havluları koyup arabaya atmıştık , hemen yola çıktık.Yolculuğumuz bir güncük tatil için uzun sayılsa da akşam gün batımını denizde karşılamayı başardık.Çok güzel bir esinti vardı ; ağustos ayında bu esintiyi yakalamak büyük şans. Tek gece kalıp sabah çıkış yapacağımız için küçük bir pansiyon bulup oda anahtarımızı alıp yine deniz kenarına indik, balık lokantası bulmaya ve bulduk. Nefis bir ortamı vardı püfür püfür denizden gelen esinti eşliğinde yemeğimizi yedik ve yürüyüşe çıktık eşimle.İkimiz de çocuklar gibi neşeliydik. Daha birkaç saat önce akşam burada olup elele sahilde yürüyeceğimiz aklımıza gelmezken şimdi bunu gerçekleştirdiğimiz için kendi kendimize aferim dedik. Sabah uyanınca güneşi yine denizin üstüne doğarken yakaladım , eşim araba kullandığından ve de yine kullanacağından yorgundur dinlensin diye dokunmadım uyudu.Ama dokuza kadar durabildim sonra kaldırıp cup denize attım onu . O kadar harika bir denizdi ki ; bizi kendine aşık etti. Bundan sonra bazı zahmetlere katlanıp kendisini saha sık ziyaret edeceğimiz de aşikar ; hele öğle yemeğini yediğimiz balıkçının o lezzetlere toplam yirmibeş lira hesap çıkarmasından sonra , sırf balık ve roka salatası yemek için bile gidilir ...

küçük mutlulukların sevdiğimin de yanımda olmasına eklenince beni resmen coşturduğu bir gündü dün .

Elimden kaçırdıklarım hiç umrumda değil ; elimde olanlar bana yeter . İyi ki sevgimin ardına düşüp buralara gelmişim. Hiç pişman değilim. İş yerim , arkadaşlarım, sevdiğim şehir belki çok gerilerde kaldı ama artık “hayatım” var. Seni seviyorum “hayatım”

selam


bu denizkızından size selam getirdim;
haftasonu kendisi ile
karşılıklı çay içtik de:)))

21 Temmuz 2008 Pazartesi

sarı

bilmiyorum pazartesi sağ omzumdaki feci ağrı ile işe gelmek zorunda kalmanın eseri mi ;
yoksa haftasonu haftasonu diye dört gözle beklediğim şeyin tek bir pazar günü olup içine hiçbişey sığmayışı mı beni demoralize eden ama keyfim yok
haftalardır pazar günü evde değildik , bu pazar da çok canım çekti gezelim diye ama dişimi sıktım ve evde kaldık çünkü:
yatak takımlarını değiştirdim , artık yorgan örtülmüyor dün itibariyle pike kullanmaya başladık
evi süpürüyorduk ara sıra akşamları ama silmeye vaktim olmuyordu yerleri sildim
kayınvalidem reçel ve kendi yaptığı peynirleri vermişti , buzdolabını yeniden düzenleyip onlara yer açtım ve yerleştirdim
sığmadığından kavanozları değiştirmem gerekti daha küçük olanlarına boşalttım ve böylece elde yıkamam gereken epey bi bulaşık birikti
hepsi bittiğinde ben de bitmiştim
hala omzumun ağrıması bu sebepten
ve sırtımı yere koyup dinlenmek istediğimde de bizi çağırdı , "pişi" yapmış;hani üç aylar başladığında yapılıyor , kalktık ona gittik
eline sağlık pişilerde mis gibiydi ,çayla yedik geri eve geldik

bu arada annem ve kızkardeşimin bana gelmesini istemiştim , boş boş oturacaklarına buraya gelsinler de görüşelim demiştim. Onlar da siz gelin dediler
Ben de kaç haftadır pazarları evde değildim işim var dedim. Ne onlar geldi ne ben gittim, Aramızda mesafe o kadar uzak değil en fazla 2 saatte varılıyor
onlar gelmedi veya biz de gitmedik diye de moralim bozulmuş olabilir.

Gelecek hafta bu hataya düşmeyeceğim , evdeki işleri takmak yok , ya annemlerin yanına ya da başka bir yere mutlaka gidelim veya onlar gelsin bize
bana tatil günü evde oturmak yaramıyor
mevsim kış olsa sorun değil , ama hava böyle güzelken , günler uzunken gezmek istiyor canım
yaşadığımız yerde bir çay bahçesi bile yok gideceğimiz
bu yüzden de biraz dışarı özlemim

gazetede bir yazı okudum : ayakkabı ile ayakların savaşı
eve geldiği anda ayaklarını çorapsız yere basma ve terlik giymeden çıplak ayak yürüme adeti olan birisi olarak ; okur okumaz evet ya dedim.ben haklıymışım.

16 Temmuz 2008 Çarşamba

mavi

kirpikteki gözyaşı bana "eee?" diyene kadar , blogumu açıp şöyle bi bakıp kapatıp tekrar gidiyordum. yazmak için konsantre olacak fırsat bulamıyordum , akşam nasıl oluyor anlamıyorum. gün oluyor bir bardak çay molası vermeden eve gidiyorum. eve gidince bişeyler yiyip vurup kafayı uyuyorum artık sabaha kadar deliksiz , o derece yoruluyorum işyerinde. klima bütün gün açık ve beynimi uyuşturuyor omzum tutuluyor değişik değişik rahatsızlıklar veriyor bana klima ama kapatınca da çokkkk sıcakkk oluyor.
evde meyveci dükkanı açtık , aylardan sonra ilk kez pazara giden eşim aklına ne geldiyse almış
böyle rengarenk , bu ne kadar güzel bir mevsim böyle :) üzümler şeftaliler kaysı kiraz armut aklıma gelenler bunlar şimdilik. ve kavunla karpuzu da unutmamak gerek.fakat eve gidince uyuduğumdan yemeye fırsatım olmayınca ben de işe getiriyorum bi iki tane , süper oluyo masamda bi güzel atıştırıyorum onları.

İhsan Oktay Anar 'ın Suskunlar kitabını okuyorum akşamları uyumasaydım bitirirdim ama uyuyorum ve olmuyo, okuyamıyorum. Bu pazar sabah kalkıp yarısını okudum önümüzdeki pazar da bitirirsem süper olur .Osmanlı zamanında geçen olayları anlatmış ve değişik değişik kelimeleri var , anlamasam da seviyorum benim tarzıma uyuyo bu kelimeler. Geçen gün kızkardeşim babaanne gibi konuşuyorsun dedi çünkü "kalabalığı yüreğim götürmez" demişim. siz bilir misiniz bu deyişi?

Dün akşam eşim ısrar etti uyuma film izleyelim diye , ve Prestij' i izleyip ( Londra' da 19.yy sonlarında yaşayan iki sihirbazın öyküsü ) beğendik ikimizde. Daha önceden çok sevdiğim oyunculardan olan Edward Norton'un oynadığı Sihirbaz filmini de izlemiştik birlikte .Ama Prestij'i izlemeye başlarken konusu hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. Kızkardeşimin arşivinden gelmişti bize ve o tavsiye etmişti izlememizi , bu nedenle arka kapağını bile okumadan izlemeye başladık . İki filmden sonra hala bir üçüncüsü olsa izlerim dediğim bir konu çok sevdim doğrusu.

Kızkardeşim işe yerleşti , ağustos 15te başlayacak o zamana kadar tatilde. bizimle tatile gelmesini istemiştim ama o incedir siz başbaşa olun diye gelmedi. belki ilerde o da eşiyle katılır bize ve dördümüz gideriz.

Antalya , Kaş, Ölüdeniz ve Marmaris Turunç'a kadar uzanan sahil şeridinde gezdik .Kaş ve Ölüdeniz 'i beğendim. Bu tatili her birinde bir gece kalıp hatta gündüzleri de tekne turuna çıkarak geçirdiğimiz için doyumluk olmadı tadımlık oldu. Yine de tekne ile koylara ulaşıp oralarda denize girmek çok güzelmiş.Şimdiye kadar hep kumsalda yüzen birisi için mütiş bir deneyim oldu. Foto çekme alışkanlığımız olmadığı için paylaşamıyorum sizlerle , ama aklım orada kaldı doğrusu. Artık gelecek yıl bir başka kıyı şeridine tanıtım turu düzenleriz ,mesela bodrum kuşadası çeşme gibi ? neden olmasın...

7 Temmuz 2008 Pazartesi

her güzel şey bitermiş ...

tatilimiz gibi

evet çok güzeldi , çok yer gördüm bolca yüzdüm , iki gece aynı otelde kalmadık hiç. tam bir tur gibiydi bu tatil . eşim çok araç kullanmak zorunda kaldı ama o bile hiç şikayet etmedi. artık akdenizde görmedim gitmedim diyeceğim biyer kalmadı sayılır. darısı ege 'nin başına.

ama bu tatilde şunu farkettim dereler ırmaklar hep kurumuş ...

şimdilik bu kadar , yokluğumda işler birikmiş.bi süre daha uğramayabilirim
sevgiler

24 Haziran 2008 Salı

bütün kış bu anları bekledik

edit : kısa bir molanın ardından , burdayım.

birbirinin aynı günler yaşıyorum , evde de işte de.
bu aynılık da alışkanlık yaptı ama hiç şikayetçi de değilim
hatta ufak değişimler bende stres yaratıyor
çok muntazam olmasa da tik tak tik tak işleyen bir düzenimiz var ve küçük bir değişiklik bunu bozmaya yetip artıyor
düzen bozulunca da yeniden elde etmek için yapılan uğraşlar beynimi de vücudumu da pek bi yoruyor
çoğu zaman pazar günleri neden oluyor bu değişikliğe
haftaiçi evle iş arasında gidip gelmekten sıkılınca pazar günü bir bahane bulup kendimizi vuruyoruz yollara , göl kenarı ırmak kıyısı neresini bulursak artık ,hem sevdiklerimizle birlikte olma fırsatı buluyoruz hem de nefes alıyoruz.ama günübirlik uzaklara gitmeyi gerektiren bu gezilerden sonra artık haftaiçi düzeni de kalmıyor
uykusuz kalmalar biriken ev işleri artık alışveriş bile yapmıyoruz , zaten pazar günü evde yokuz diyerek :)
bütün kış bu anları bekledik , biraz güneş görmek toprağa basmak ayakları suya sokmak dalından elma çağlası toplayıp yemek için .bekledik beklemesine ama
bu saydıklarımı yapmak için aynı gün içinde bazen yüz bazen ikiyüz kilometre gidip gelmek zorunda kalmak değildi istediğim de yapcak bişey yok
bulunduğumuz şehirde bize eşlik edecek pek kimse yok bir gidecek pek bi yer yok iki.
hal böyle olunca ver elini yollar
bir de tatile gidip gelirsek bundan sonra duracağız , temmuz ağustos aylarında sıcaklar bastırınca evde kalmak en iyisi çünkü ,bizim ev serin oluyor nispeten .

18 Haziran 2008 Çarşamba

tesadüf

yazmayı unutacak kadar uzak kaldım blogdan , belki uzak kalmak istediğimden - kendimden...
kendimi bulmak çok kolay çünkü burada blogda yazarken. oysa ben kaçıyorum - kendimden...
kaçıyorum dediysem bir sıkıntı bir üzüntü durumundan değil.aksine iyiyim neşeliyim.ve bu ruh halini bozabilecek tek kişi tanıyorum:ben. o yüzden bozmasın diye bu ruh halimi kendimi susturma telaşım.

bu yaz ilk defa dün akşam yürüyüşe çıktık eşimle.gün henüz battığından hoç bir kızılık kalmıştı ardında . mavi gökte ise dolunay parlıyordu. havada hanımeli çiçeklerinin kokusuna karışmış bir sihir vardı sanki beni büyüleyen. bugün akşamdan kalmayım anlayacağınız. ama içmedim hiç bişey. sadece kısa bir yürüyüştü beni bu hale getiren.

tesadüf bu ya biz yürümeye başlar başlamaz gökyüzünde havai fişek gösterisi başladı.mezuniyet kutlaması yapılıyormuş sonradan öğrendiğime göre. bana sorarsanız havai fişekleri benim ve sevgilim içn ordaydı.çok güzel bir görüntüydü.

sevgili çınar ; sen tesadüflerin en güzelini yazmışsın.sonra da beni sobelemişsin.teşekkür ederim.

bizim de evliliğimiz bir nevi tesadüf sonucudur , evvelce bahsetmiştim eşimle internet aracılığı ile tanıştığımızı.aynı anda aynı şeyi düşünüp aynı adresi kullanarak birbirimize ulaşmamız tamamen bir tesadüf olsa da sonrasında geldiğimiz nokta bizim eserimiz.zor yolları geçtik.herşeyi tesadüfe bağlamayı o yüzden sevmiyorum.sobeni "havai fişekler" ile cevaplamış olayım.

benim de birilerini sobelemem gerekiyor oyunun devamı için.
öykücü , esra , asun
S O B E E E E E ! ! ! !

5 Haziran 2008 Perşembe

hem sevinçliyim hem üzgün

sevinçliyim çünkü bugün kuzujum kız kardeşim kep giyecek. üzgünüm çünkü annemle erkek kardeşim gittiler ama ben kaldım , izin almak zor oluyor da. ama kuzujum törenin çok kısa süreceğini ve zaten kalabalıktan onu göremeyeceğimiz için üzülmememi söyledi; ben de öyle yapıyorum

fakat ne kadar üzülmesem de aklım onda kalıyor ve kafamı işe veremediğim için kendimi aynen şimdi olduğu gibi sevdiğim arkadaşlarımla dertleşirken buluyorum

bazen anlamakta zorlanıyorum ; ben bu dünyada en sevdiğim kişilerle birarada olmayacaksam ; en azından böyle özel günlerde ; ne anlamı var ki ? iş ne için ? para ne için ? neden bu kadar materyalist olduk....

Ve anne olma konusunda duyduğum hevesi işte tam da bu sebepten kursağımda bırakıyor ve "ne gerek var ki bu dünyaya bir çocuk getirmeye , onun ilk adımına ilk kelimelerine şahit olamamak ve hatta bir gün kep törenine gidememek ihtimali varken" diyorum

3 Haziran 2008 Salı

fotoğrafın dili


“Aşk bize göre değil” dedi adam , kumral saçlarından bir tutamı düzeltirken gözlerinin önüne dökülen. Bakışlarını kızdan alamayarak hem de , aşk dolu bakışlarını . Sonra ağır ağır yürürken yanında adımlarına yetişmeye çalışan kıza dönüp “ Biz bu dünyaya adadık kendimizi , evde bekleyenimiz olursa nasıl gideriz peşinden ideallerimizin , gerçi sen anlamazsın zaten anlatsam da boş ver bunları hadi git eve” dedi ve durdu. Kaçak bir veda öpücüğünü yanaklarından esirgemeyerek kızın yanından uzaklaştı.

Islaktı kızın yanakları. Ayrılığı nasıl taşıyacaktı. Aynı sokağın çocuğu değiller miydi hep karşılaşacaklardı ve hep ıslanacaktı o yanaklar. Kız eve gittiğinde babasını annesine talimatlar verirken buldu.Evleri mütahide verilmişti , taşınacaklardı bu evden . Daha üç gün geçmemişti ki üstünden , bir kamyona doldurup neleri varsa gittiler.

O sabah adımını sokağa atınca pencerede perdelerin olmadığını gördü Adam. Açık kapıdan girdi karşıki eve ve öylesine dolaştı boş odaları.Oracıkta koca bir boşluk da onun yüreğinin odalarına çöktü. “En azından görürdüm be” dedi. Hüzünlendi .Bir sigara yakıp çıktı evden . Bir başka gün evi yıkan kepçeyi gördü.Sanki uzanıp ciğerini söküyordu o kepçe acıdı biryerleri ve hızla uzaklaştı oradan .


Akşamüstü kendi evine doğru yürürken yıkıntıya yaklaşıp “ne çok sevmişim ben seni” dedi , yıkıntıdaki tuğla kırıntıları ona cevap vermedi.


Sokaksa onu hiç dinlemedi.


Zaten iki çocuk vardı koca sokakta, birkaç parça da çamaşır ipte asılı

ve sessizlik

30 Mayıs 2008 Cuma

kahve diyince aklıma geldi

Siz
Siz başka iklimlerin yağmurusunuz
Hep güneşle gelen incecik düşen
Siz ılık meltemlerde gelen deniz kokususunuz
Hep baharı taşıyan taze ve coşkulu
Siz başka bir gecenin mavisisiniz
Hep yıldızları olan pırıl pırıl
Siz başka düşlerin prensisiniz
Hep ulaşılamayan özlenen
Bir masalı yaşamak olurdu
Siz buralara yağmasanız
Buralarda esmeseniz bile
Yıldızlı bir gecede
Gözlerimi kapatıp
Mavi bir düşe dalıp
Tutabilseydim ellerinizi
Ve doya doya
İçseydim
Kahve-rengi gözlerinizi

26 Mayıs 2008 Pazartesi

gelmiyorsun

hummalı hazırlıklar süsü verip
endişelerimi bir örtünün altına sakladım
ve biraz korkum da vardı yanında

hepsi örtünün altında
ben beklemeye başladım
uyudum uyandım
sabah oldu bilmem kaç kez
sen yokken yağmur da yağdı buraya birkaç kez
ama çoklukla güneşliydi
güneşliydim de ben
gülümsüyordum
seni beklerken

24 Mayıs 2008 Cumartesi

haftaiçinde bir iş görüşmesine gittim.gitmeden önce görüşeceğim kişi arandığından (torpil mi diyelim referans mı ) çok rahat bir görüşmeydi.ama ben artık hiç heyecan yapmıyorum ki iş görüşmelerimi.en az on tane olmuştur çünkü .bana bağımlılık yaptı iş değiştirme konusu , zaten işimden memnunum ama insan biraz daha kurumsal bir yapıda yer almak istiyor cümleleri ile ... hatta bir seferinde öğle arasına bir görüşme sıkıştırmışım ; randevudan da onbeş dakika önce gelmişim ,bekletiyorlar da bakletiyorlar.beklediğim yer ise normal orada çalışan herkesin ortasında bi sandalye. iyi de oluyor müstakbel iş arkadaşlarımı ve iş ortamını analiz etmek bakımından. yarım saat de randevu saatinden sonra bekliyorum oldu mu sana kırkbeş dakika.eyvah öğle tatili bitti diyorken ben içimden çağırılıyorum bir toplantı odasına. ilk görüşmeyi patronun oğlu yapacak , başlıyor sorulara. bir yerden sonra ben kopuyorum ve
" bunların hepsi zaten Cvimde yeralan bilgiler beni kırkbeş dakika bekletirken bu arada iki dakikanızı ayırıp Cvmi okusaydınız da görüşmeyi daha ciddi sorularla yapsaydınız " gibi bir cümle kurdum ve çantamı alıp çıktım. işsiz güçsüz olsaydım bunu yapabilir miydim bilmiyorum ama yapmak da lazım . fakat o zamanlar çok amatör ruhluydum hayata karşı. erkek arkadaşımla ilişkimde de böyle aklıma geldiği gibi konuşurdum , erkek arkadaşlık mertebesinden hiç yükselen olmayışı da buna bağlanabilir. şimdilerde yaşım hafif hafif orta yaşa kaydığı bu günlerde bir cümle okuyor ve evet bu benim diyorum. Latif Demirci söylemiş bu cümleyi "Çıkıntılarını photoshop’la düzeltmiş, günlük hayatı ıskalamamaya çalışan, gerekiyorsa sosyal olan ama esas olarak kendiyle muhabbeti olan bir ruh hali diyelim"
gerekiyorsa sosyal olan ama esas olarak kendiyle muhabbeti olan kısmı ise en sevdiğim oldu. gereklilikler bizi belki de öyle yaptı ama tercih de ettim kendimle muhabbeti sıkılaştırmayı. yalnız kalmak en büyük zevklerimden biri. ben tatile çıkmak istiyorum ya mesela hani hep söylüyorum benim tatilden anladığım kendime olan özlemimi gidermek.

22 Mayıs 2008 Perşembe

hayal

evet ; bir masaldan bir hayale geçiş yapalım şimdi de...

hatırlayan olacaktır biz bir bebeğimiz olması için karar vereli epeyi oluyor (bir adım) ama malum o zaman da içimde bir his vardı zaten nazlı olacak bizim melek diye , eh işte nazlandı diyebiliriz

ben de artık tıbbın kollarına bıraktım kendimi , ilk etapta olayı basit algılayıp bir hap ve bir iğne ile beni destekleme kararı verdi doktorum. olumlu bak olumlu olsun derler ya ben de bu küçük destekle hamile kalacağıma adım gibi eminim :) ya işte o yüzden hayalimi yazıyorum buraya.

bu notu tarihe geçtikten sonra , aynı doğrultuda devam ederek sizden bir konuda yardım isteyeceğim . biz şimdi bebeksiz olarak son bir tatile çıkacağımızın umudu ile bu yaz durduğumuz yerde durmayıp gezelim dedik. gezme rotamızın merkezine ise "kaş" geldi kondu. o taraflara giden gelen oldu ise bana şöyle sadece geceleri uyumak için ucuz bir yer biliyorsa yazabilir mi?

tatilimize daha çok var ama ben çok heyecanlıyım ;ve hayal kurmadan gerçek olmaz ki...

14 Mayıs 2008 Çarşamba

masal


"üff eskimiş" dedi içine sinmeyerek eline aldığı kitabı yerine koyarken.geldiğinden beri bu odada fazlasıyla huzursuz hissetmişti kendini zaten .saatine bakıp henüz bir kaç dakika geçtiğini farkedince de yerinden kalktı odayı gezdi adım adım.Camdan dışarı bile baktı adeti olmasa da.Tekrar yerine oturduğunda sadece üç dakikacık mı diyerek sıkıntıyla saati kolundan çıkardı ve sehpaya bıraktı.Bir kolonyalı mendil çıkarıp çantasından, ellerini sildi. Şu kitaptan toz mu bulaştı diye söylendi , bu eski tozlu şeyin ne işi varsa burada ? Cevapsız bir soruydu çünkü eski püskülüğünden eline aldığında ismine bile bakmadan geri koymuştu .

Gecelerdir uyuyamıyordu.Sonunda duruma annesi el koymuş ve ona bu doktordan randevu almıştı, aldığı randevunun saatini de kendisine bir saat öncesi olarak bildirmeyi ve bir Feride Hanım klasiğini daha yerine getirmeyi ihmal etmeyerek...Ona güvenende hata dedi içinden al telefonunu doktorun al randevunu kendi kendine . Üstelik muayenehanesi de şehirden çok uzaktı aksi gibi. Bir daha bu kadar yolu göze alamayacağından geri de dönmedi. Doktor; kendisinden önce hastası olmadığından henüz yoktu ortalıkta. Sekreter kızın yol göstermesiyle içeri girip , sarı bir öğleden sonra sıcağında nispeten serin bir oda bulup oturduğuna şükrederek beklemeye koyulduğundan beri on dakika geçmişti. Beklerken bir çay içer miymiş ? Zaten uykusuzluk şikayetiyle geldiğini söylemiş olduğundan çay ikramını biraz düşüncesizce buldu ise de sekreter işte ondan daha fazlasını beklemek hata diye düşünüp teşekkür etti.
Yeniden kitaba uzandı , onda öyle bir şey vardı ki mıknatıs gibi çekiyordu elini. "her yaşa masallar" yazıyordu kapağında bu tozlu kitabın. Gülümsedi , hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan eski bir dosttu sanki bu kitap. yine o mıknatıs etkisinden kurtulamayıp açıp okumaya başladı...


" Evvel zaman içinde çok uzak ülkelerin birinde bir prenses yaşarmış.Genç prenses ,hem çok güzel hem de çok iyi kalpliymiş. Fakat yüzü nedense hiç gülmez , hep üzgün hep keyifsiz görülürmüş. Geceleri uyuyamaz , gündüzleri de odasından çıkmazmış. Onun bu haline çok üzülen yaşlı dadısı bir büyücüye gitmiş. Prensesimin yüzünü nasıl güldürebilirim ? diye sormuş.Büyücü ona bir zeytin tanesi verip , prenses içindeki çekirdeği çıkarmadan bu zeytin tanesini yutsun demiş.Dadı allem etmiş kallem etmiş prensese zeytin tanesini yutturmuş . Prenses zeytin çekirdeğine hapsolmuş bir mutluluk ağacını yuttuğundan habersiz , eskisi gibi durgun ve üzgün dolaşmaya devam etmiş. Dadı , zeytin çekirdeği fayda etmedi prensesim yine üzgün diyebüyücüye yeniden gitmiş . Büyücü de pınardan çekilmiş suyla suladınız mı diye sormuş. Çekirdeği sulayıp beslemezseniz mutluluk ağacı nasıl büyüsün , demiş. Dadı çaresiz saraya geri dönerken yolda elinde testilerle pınardan su çeken bir çiftçiye rastlamış. O testilerden birini doldurup her gün saraya getirirse ona bir altın vermeyi vaad etmiş. Çiftçinin suyundan içmeye başlayan prensesin zeytin çekirdeğine hapsolmuş mutluluk ağacı yavaş yavaş filizlenmeye başlamış. Prenses her sabah büyük bir neşeyle uyanıyor çiftçinin suyu getirmesini şarkılar söyleyerek dört gözle bekliyormuş. Dadısı ve etraftakiler bu ağacı görüp ,çok şükür prensesimizin yüzü güldü diye seviniyorlar , prenses ise içinde büyüyen mutluluk ağacından habersiz tüm neşesiyle ortalığı çınlatıyormuş. "

Uyuyakaldığı koltuktan doktorun seslenmesiyle doğrulup kalktı , "sanırım muayeneye gerek kalmadı sadece bu kitabı ödünç alabilir miyim" .Uyumayı başarmıştı sayesinde.

10 Mayıs 2008 Cumartesi

seblanın sobesine gecikmiş bir cevap

AL FA BE
A . nkara , hayatımda çok özel bir yeri olan şehir
B . abam , özlemlerimin en başında o gelir
C . umhuriyet , bugünlerde anlamı daha bir farklı
D . eniz , ismini sessiz balık olarak belirleyen yazar için anlamlı olsa gerek
E . lma , kırmızı yeşil ekşi tatlı ne çeşit olursa olsun çok sewerrimmm
F . adime ( çok sevdiğim birisinin adı )
G . üneş , kolay anlatılır bişey değil ama ben güneşli günlerin insanıyım bunu bilirim
H . iç bişey gelmedi bununla ilgili aklıma :))
İ . letişim . kendimi iyi cümle kurabilen biri olarak yansıtmış olabilirim , burası yazılı bir paltform ama ben konuşurken iletişim becerileri yüksek biri değilimdir. ve eksikliğini duyarım.
J . an janlı derken bu harfle mi yazılıyo
K. uzujum , kızkardeşimi böyle çağırırım o da hep bakar bilir çünkü adını
L. emon tree , bu blogun bir yerinde bu şarkıdan bahsetmiştim
M. aaş , napolyon ne demiş?
N. ihayet , böyle bir bar var bilen bilir
O. kul , acaba ilk okul ne zaman kuruldu kimin aklıan geldi böye bişey ? gitti ömrümden yıllar
Ö. z .......... benim ismim; erkek kardeşimin ismi ; kızkardeşimin ismi ; onun sevgilisinin ismi ; işallah bir çocuğum olursa onun ismi bu harflerle başlıyo :)
P . inhani , hele bi geeellll
R. oka , mmmm , çok güzel olur salatası
S. iyah , bana yakışır- öyle diyorlar
Ş. en şakrak , bu harf pek bi eğlenceli geldi bana
T. atil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil(40 oldu mu:)
U . yku - cu benim diğer adım
Ü . ç , bu sayı ile bi şey var aramızda
V. era , rüyama girdi bi gece , bu isim yani , dilime dolamışım vera vera diye dolaşıyorum
Y. ağmur . seviyoruz. bu günlerde daha çok.
Z. il , çalıyor karnım acıktım

5 Mayıs 2008 Pazartesi

umut hakkında

gözlerimi kapatmamı söyledi , aç demeden açmayacakmışım. bizim evde saklambaç körebe gibi oyunlar pek oynanmaz ki :) kimse kimseye sürpriz de yapmaz ... heyecandan arınmış bir hayat yaşanıp giderken hayırdır bu da nesi şimdi dedim içimden ama gözlerimi yumduğum yetmezmiş gibi ellerimle de kapattım gerçekten.hiç birşey görmüyordum. hoş bir şeyler olacağını tahmin etmek zor değildi elbette "gözlerini kapat ve ben aç diyene kadar açma" demek sana çok beğeneceğin bir şey aldım demek gibi bişeydi çünkü .ben heyecanlandıkça o sakinleşiyordu sanki.çok ağır acelesizce hareket ediyordu farkındaydım çünkü gözlerim kapalı iken kulaklarım normalden fazla çalışmaya başlamıştı o anda. adımlarını takip ediyordum. tam mutfağa gitmiş olmalı diye düşünürken ben yanılmışım ; kapıyı açtı ; dış kapısını evin . sonra da hemen kapandı kapı. bu sefer ayak sesleri bana "birisi geldi"yi duyuruyordu.bana bişey almamış sevdiğim biri gelmiş onun sürprizi bu diye düşündüm.kimdi acaba. salona girdiklerini hissettim içeriyi bir anda dolduran o hoş kokudan.ağır olmayan ama kendini hissettiren bir koku .sıcak çikolata gibi . ikisi kendi aralarında hiç konuşmuyorlar ve ben de bu oyuna alet olmayı seviyorum sanırım , açmıyorum gözlerimi , bekliyorum o arada öylece bana "aç" denmesini ve işte o an geliyor : gözlerimi açmamı söyleyen o ses yabancı , cıvıl cıvıl , hatta çocuksu biraz. hayır , diyorum , bana biraz izin ver önce senin kim olduğunu tahmin edeyim. madem bir oyuna başladık öyle devam etsin. peki diyor gelip gözlerimi elleriyle o kapatıyor.yüzümde buz gibi ince narin bir el var.bu el ; bu koku , bu ses çok yabancı ama çok. kim olduğunu bilmek imkansız sanki. bir şey söyleyip şu oyunu bitireyim bari diyorum." yok hayır bilemedim, artık oynamıyorum" diyorum. AÇIYORUM GÖZLERİMİ .
gelmiş...
kim olduğunu tahmin etmeye çalışırken bi ara "acaba o mudur" demiştim içimden.ama "o"nu beklediğim ve geleceğine dair içimde bir umut beslediğim farkedilmesin diye de ismini söylememiştim. hatta kendime bile duyurmamaya çalışmadım mı sanki , yok canım daha neler demedim mi.
İşlemler henüz tamamlanmadı ama yurt müdürü izin verdi artık kızımız yanımızda diyor kocam , ama korkuyorum , inanamıyorum , ağlıyorum bir yandan kahkahalar atarken.şimdi ne yapsam ?

"hoşgeldin kızım gel bi kucaklaşalım"

3 Mayıs 2008 Cumartesi

yanılmışım

önceki yazılarımdan birinde düğün hazırlığımdan bahsetmiş ve gelinlik konusunda da daha sonra bişeyler yazacağımı söylemiştim ; gün bugündür. acaip sıkıcı bir cumartesi saat onaltısı oldu ben ellisekiz yaşıma kadar cumartesi çalışarak yaşayabileceğimi sanmıyorum ama neyse bugün da biterse toplamdan bir (rakamla 1) eksilmiş olacak sen ona bak özlem:)
zet.i.na dikiş makinası kadar olmasa da bir nevi rüya değil midir genç kızlar için gelinlik hayır benim için kabus.onca güzel kıyafet dururken neden illa o kazulet şey giyilecek anlamış değilim. hayır çevresel şartlar elverse resmen giymeyeceğimi ilan edeceğim ama benim ailemi hallettik diyelim kocamgiller bu durumu kaldıramaz ; zaten kırmızı kuşak takmayışım bile dikkatlerden kaçmadı. artı kına gecesi yapmayan ilk aile gelinleri de ben oldum sayın seyirciler alkış bana.sizin oralarda nasıldır bilemem ama benim yaşadığım yerde bu gerçekten sıradışı bir davranıştı.
neyse gelinlikçiye gidip kısa - tarlatan gerektirmeyecek - kocaman olmayan bir gelinlik var mı diye sordum.yüzüme uzun uzun baktı. ona gelinlik denmez ki dedi. diker misin böyle bişey dedim. satın alacaksan dikerim dedi.satın almak da nerden çıktı kiralayacağım diyince dikmem senden başka kimse giymez ki onu dedi. neyse ben biraz düşüneyim diyerek çıktım. bir sonraki gün kızkardeşim ile çarşıya çıktık.maksat kendisine benim düğünümde giymesi için bir elbise almak.benim gelinlik henüz hazır değil fakat işe bakın kalan herkesin düğün kıyafeti hazır.ona elbise baktığımız reyonda böyle beyaz kelebekler gibi bir elbise buldum. ben bunu alıp gelinlik diye giyerim dedim.üzerimde de denedim ama kızkardeşim bi de annem görsün dedi.annemin ayağı alçıda olduğu için gelemedi ( bileğinde bir rahatsızlık vardı doktora gitti o da alçıya almış tam düğün vakti ama neyse iyileşti ) yerine bir arkadaşını gönderdi. o arkadaşı da ısrar ediyorsan peki bu elbiseyi gelinlik diye yuttur bize ama duvaksız olmaz dedi. elbiseyi aldım oradan da gelinlikçiye gidip duvak alacaktık ama elbiseyi taşımak zor olacak diye akşam erkek kardeşimle arabayla gelip almaya karar verince geri verdim ve çıktık o mağazadan. (ben evlilik hazırlıklarında her işimi damadım olmadan tek başıma yaptım demiştim di mi ) gelinlikçiye gidip bir duvak istedik. gösterdiklerinden birini beğendim. çiçek de beğendim. tam o sırada annemin arkadaşı olan kişi bana "sen hiç gelinlik giydin mi ki" dedi. hayır giymedim dedim. elbirliği ile bana ordan herhangi bir gelinliği giydirdiler. ben de çok sevdim. kiraladım. düğünümde de onu giydim. üstelik herkes çok beğendi . ben kına gecesi de mi yapsaydım acaba ?

29 Nisan 2008 Salı

sobe " üç kadın "

sobenin ismini kısalta kısalta üç kadın yaptım , eee bu ne şimdi oldu . pardon. biraz açayım. Archi Sugar Esra beni sobelemişti , yakınlarım haricinde beni etkileyen üç kadından bahsetmem için.Öncelikle hiçbir sobede yapmadığım birşeyi yaptım ve geriye doğru sobenin izini takip ettim
ilginç bir tecrübe oldu ve çok güzel bilgiler öğrendim.size de tavsiye ederim.

ben farklı bir bakış açısıyla bu sobeyi yanıtlayacağım ve hemen buradan yeni yeni bloglarımıza yorumlar bırakmaya başladığımız ve bundan memnun olduğum Çınar'ı , bloguna yazması için teşvik etmek maksadı ile Emre'yi ve bu konuda o da yazmak ister diye düşündüğüm Sema'yı SOBELİYORUM !

gelelim üç kadına ...

bir tiyatro sanatçısı ; isim önemli değil ama Afife Jale ilk aklıma gelen oldu.Elbette yazmadan geçemeyeceğim için Gülriz Sururi ve Yıldız Kenter.

gezip görüp bunlarla ilgili program yapan bir kadın ; örneğin Banu Avar ,Nuray Yılmaz ve Gülhan Şen .

yaşadığı acıya rağmen dimdik durabilen bir kadın ; Güldal Mumcu , Rakel Dink , Şengül Hablemitoğlu

26 Nisan 2008 Cumartesi

sobe "kitap okumak"

kitap okumak konusunda sobelemiş beni yıldız yağmurları
yatmadan önce birkaç sayfa derim.illa ki.
ama en güzeli sabah okumalarıdır .
dinlenmiş ve sakinken.
sonra elinden bırakamayıştır o kitabı.
ve kayıp giden saatlerdir.
işe geç kaldım bir keresinde.
"hayırdır özlem hanım otobüsü mü kaçırdınız diycem ama sizin ev öbür sokakta"
"e şeyy ben uyuyakalmışım da" (yalan aslında üç saattir ayaktayım ama kitaba dalıp gitmişim saatin kaç olduğunun farkında bile değilim : )
bu olayın vuku bulduğu günlerde tv yoktu evde,yalnız yaşıyordum,sıkılmıyor musun diyorlardı.oysa çok meşguldüm ben kitaplarla.
bu arada bookxcrossinge evet diyorum ben bayılırım sağda solda kitap bulup okumaya.çünkü çok kolay seçim yapıp okuyabilen birisi değilim. bunu alsam öbürü kalacak gibi.çok zorlanırım kitap seçerken ben.maymun iştahlıyım da aynı zamanda. bir yazar veya bir tür ile organik bağ kurabilmiş de değilim.bu sebeple kendiliğinden gelen bir kitap için ancak şükrederim.bu faaliyet kapsamında sadece zaman kaybı olarak tarihe geçebilecek bir kitapla karşılaşma riskim de var ama ; ekonomi ne der : risk arttıkça beklenen kazanç da artar

bu sobede sevdiğimiz yazarlar veya kitaplar ismen anılmalı mı bilmiyorum ama bir kaç isim vereceğim , daldan dala olmayacak bunlar çünkü sevdiklerimin çoğu roman .

nikos kazancakis ; zorba : okurken bi ege kıyılarına gidip geldim güzel vakit geçirdim deniz ve zeytin kokusu geldi burnuma diyelim ama kitaptaki "hayatın anlamı" diyalogları da müthişti

sezgin kaymaz ; zindankale : yazarın benim okuduğum son kitabı bu ama öncekileri de okudum. yahu şimdi bu gerçek mi değil mi arasında gide gele heyecanla okunuyor , tepe taklak olarak hem
knut hamsun ; toprak yeşerince : çok eskiden okuduğum bir kitap bu benim.bu kadar etkisinde kaldığımı bilmiyordum aslında fakat içimde bu kitap hakkında yazma isteği duyduğuma göre etkilenmişmişim demek ki.

ihsan oktay anar ; puslu kıtalar atlası : bu kitap ve yazarın diğer kitaplarını da hesaba katarak okullarda bize hep o kuru kuru tarih kitaplarını okutacaklarına biraz da böyle kitapları okutsalardı ya diyesim geldi ama demedim ben yok o tarih kitaplarımın üstüne gül koklamam
bu konuda yazmak isterlerse mücevher kutusu Aysun , Archisugar Esra ve Yaşamın Kıyısında 'yı sobeliyorum .

25 Nisan 2008 Cuma

ve anneme , ve kız kardeşime

evet ; kocama bir şiirle bağlantılı gönderdiğim mesajdan sonra ;diğer en çok sevdiğim iki kişi için de içime doğan şiirlerle birer mesaj yollama isteği duydum. hiçbiri bu blogdan haberdar değiller oysa , neyse ben yazayım da .

anneme
" senin ellerinden öpmek için geliyorum her sabah aynanın önüne ben anne "

Beşikler vermişim Nuh'a,
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,Tanıyor musun ?
....

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
( AHMED ARİF , ANADOLU )


kız kardeşime " onsekiz yaşımdaydım , bu şiiri yazıp bir karta sana postaladım.çünkü ayrıydık.ve ben yalnızdım.şimdi de öyle."

"sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var
dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları
sonbahar yıldızlarının sessiz sedasız çırpınmaları
ve büyük yalnızlığım var
biliyorsun hani o rüzgarın gözüne karanlık bir yelken açtığım
içimsıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım
yalnızlığım"
( ATTİLA İLHAN )

23 Nisan 2008 Çarşamba

kocama "senin o sadece insan olan halini sevdim ben ey adam"

Senin adını
kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,(bizlere âlâtı-katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek
bana yasak...
Burası benden başka kaç insanın evidir?
Bilmiyorum.
Ben bir başıma onlardan uzağım,hep birlikte onlar benden uzak.
Bana kendimden başkasıyla konuşmak
yasak.
Ben de kendi kendimle konuşuyorum.
Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
şarkı söylüyorum karıcığım.
Hem, ne dersin,o berbat, ayarsız sesim
öyle bir dokunuyor ki içime yüreğim parçalanıyor.
Ve tıpkı o eskiacıklı hikâyelerdeki
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
mavi gözleri ıslak kırmızı, küçücük burnunu çekerek
senin bağrına sokulmak istiyor.
Yüzümü kızartmıyor benim onun bu an
böyle zayıf
böyle hodbin
böyle sadece insan oluşu."

nazım hikmet ( BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMINMEKTUPLARI'NDAN)

21 Nisan 2008 Pazartesi

havadan sudan şeylerden teşkil post

*havadan sudan konuşmak eskiden boş konuşmak iken bugünlerde gayet bilimsel ve duyarlılık içeren konuşmalar oluyor ; çünkü havalar artık sıcak ve kurak , sular ise az . annemler oturdukları apartmanın önünde yeralan çimleri kurutmuşlar bir kaç daha ağaç ve gül fidanı dikmişler . malum çim sürekli sulanmak gerektiriyor.
*bu yaz ; hava öyle ısındı ki erkenden tatil moduna girdim ; haziran sonunda tatil işini halledip kavurucu sıcaklarda yollara düşmeyelim istiyorum. eğer bir aksilik çıkmazsa:)
*ayrıca kızkardeşim üniversiteden mezun olacak.olduğu gibi de yine ankarada kalacak-mış.öyle planlamış. bu dünyanın herşeyine kafam basıyor bi tek biz iki kız kardeş ve annem nasıl oldu da aynı yerleşim yerinde oturmayı beceremedik ona basmıyor. aptal mıyız biz. ayrılık şart mı.
*haftasonu iki kişilik yaşantımız yüzünden bolca eleştirildiğimiz bir görüşme yaptım kuzenimle. evet biz pek dışarı çıkmıyor ve pek ev gezmesi ziyaret yapmıyoruz.arkadaşımız da yok.kimseyi evimizde ağırlamıyoruz.o kuzenim eşimle beni evine "el öpmeye" bekliyormuuş -evi burdan 2,5 saat ötede bir başka il sınırları dahilinde(? !! ?) ve o bizim şehre gelip gitmiş üç kez ,bana da uğramamış ( bi de söylüyo ) nedeni önce ben ona gitmeliymişim ondanmış. önceyaşantımı özet geçtim ,cumartesileri de çalışyorum. iş-ev arası geçiyor vakit diyerek.gidememe nedenimizi anlasın diye. anlamadı.üzüldüm. sonra düşününce aklıma bişey geldi ,aradım bu aklıma geleni söyledim.şöyle ki.evlenmeden önce taa lise yıllarımdan beri ben hep ona gittim.evine gittim kaldım.temizlik yaptık beraber camlarını bile sildik.yemek yaptık ona bilmediği sucuklu menemeni öğrettim. abla dedim abla yerine koydum.ama evlendikten sonra türlü sebeplerle başta da vakit yokluğundan evine gidemedim."yani hiç mi hatırım yoktu.buraya kadar geldin ve evimi görmek beni görmek istemedin.koyup geçtin"dedim.ona kırıldım.artık gitsem de o istedi diye gitmiş olacağım için hiç gitmem daa ii
*piknik yeri arıyoruz.sabahları erkenden gidip kimseler yokken kahvaltımızı yapalım pazar günleri diye.ama bu şehir nası bi yer ise bilemedim ,bulamadık öyle bi yer.eşim ikimiz gidemeyiz oralara ,on kişi dağdan inseler seni kaçırsalar ben naparım gibi türk filmi hikayeleri uyduruyor. erkek erkeğe ya da kalabalık bi grup gidilirmiş.ve de ben hayatta en sevdiğim şey olan açıkhavada kahvaltı edemiyorum.bizim balkon da yok sayılır ,tek balkonumuz var ve camlı
sanki tek eksiğim bu mu bu şehirde , değil. ama görmemeye çalışıyorum alışmaya çalışıyorum
* kayınvalidem birer kavanoz çilek,kayısı,ayva reçeli ve kayısı marmelatı hazırladı geçen yaz ,ve ben sadece çileğin yarısını tüketebildim biz tatlı sevmiyoruz eşimle.ona bu yaz bunları hazırlamamasını söylemek istiyorum ama yanlış anlamasından korkuyorum.yoksa eline sağlık misler gibi reçeller ,o kaysılar hele demir gibi dipdiri duruyor kavanozlarında hala.
sevgili biyo bana gülecek fakat nutella bile bitmiyo bitse de kavanoza kuruyemiş koysam.birbuçuk yıldır evliyiz sadece bir kavanoz boşaldı ikincisi hala yarıda.

17 Nisan 2008 Perşembe

serzeniş

sevinçten ses yok.
ben de ses veriyor olsam da bu kimin sesi bildiğimden değil.kaç tane ben konuşuyor aynı anda şaşırıyorum içimde.dışımda da öyle aslında.bi şey diyorum sonra o ses dalgaları tekrar kulağıma geliyor yo bu benden çıkmadı ama hayır benim sesim gibi ikilemler yaşıyorum.patavatsızlık mı deniyor buna.bilmiyorum biraz çenemi tutmayı başaramıyorum. kayınvalideme bu konuda hayranım.nasıl ölçülü nasıl hanımefendi konuşuyor.özellikle de yabancıların yanında.sanki susup biblo gibi oturacak.oysa yaşını başını almış görmüş geçirmiş olup eminim ne çok anlatacağı şey vardır herbiri birer hayat dersi niteliğinde olan.
geçen akşam eşim ben ve o ; bir bebek olmuş yakınlarımızdan birinin onlara gittik ziyarete. gittiğimiz evin sahibinin de kayınvalidesi ve teyzesi varmış böyle ortayaş üstü bayanlar.evsahibi lohusa ya kalktım çay servisinde ben de yardım ettim . bebek için oda ısısı epey yüksek tutulmuş. haliyle kalabalık olunca biraz daha ısındı ev.üstüne bi de mutfağa gidip gelirken hareket edince ben şıpır şıpır terlemeye başladım. oturdum nihayet.bi ısrar bi ısrar çay iç çay iç. yok içemiycem çok sıcak terledim önce bi nefes alıyım diyorum dinleyen kim.neyse bi süre sustular o iki hanım.sonra hemen biri konuyu açtı."rejim mi yapıyorsun niye çay almadın"
hayır az önce de tatlı sunulmuştu onu da almamıştım ama tabak yetmediğinden ben yabancı değilim evsahibi de uğraşmasın tabakla çanakla deyip sesimi çıkarmamıştım yoksa kibarlık edip bir dilim yemek gerektiğini düşünüyorum.ama ben kibar olsam da karşımdakiler değil. ben kızkardeşime bile sormadığı takdirde görüntüsü ile ilgili yorum yapamazken yabancı birilerinin benim dış görünüşüm hakkında fikir beyan etmeyi kendilerinde hak görmeleri ilginç. "rejim"yapmıyorum desem ona bir kulp takacaklar yapıyorum desem ona başka bir kulp bulacaklar biliyorum.allahtan evin sahibesi yetişti çayla rejim mi olur o servise yardım ediyim diye kendine almadı sağolsun yoruldu dedi.konu kapandı sanmayın. meyve geldiğinde de tekrar aynı yere döndük hadi ye bunlar şişmanlatmaz dediler.ben de o saatte portakal veya elma yersem mümkün değil uyuyamam benim enzimlerim zayıf sindirim olayı saat sekizden sonraya kalırsa yandık gece boyu karnım ağrır ama ne diyeceğim onlara bu uzun hikayeyi aktarmalı mı yoksa verin lan yiycem mi demeli . off bir daha evimden dışarı çıkarsam iki olsun diyerek konuyu kapatıyorum.
hayat insana her an gülmüyor neden "güzel bir vücut" vermiyor

14 Nisan 2008 Pazartesi

sevinç'e hitaben

tatlım sevinç kardeşim
ne telefonun açık ne blogun
mail attım ona da yanıt alamadım
yani resmen ulaşılamıyorsun
bu durumda
sen bana ulaş diycem
ne diyim başka
merakta bırakma öpüyorum

9 Nisan 2008 Çarşamba

hiç şekersiz açık çay

bir teyzem var ; doğrusu annemin teyzesi ,yaşlı tatlı bir nine aslında ,onun tatlı oluşu da dilinden. küçüklüğümüzde ziyaretine gitmeyi kabul ettiğimiz nadir insanlardan biriydi ,bugün de öyle ama artık eskisi kadar sık görüşemiyoruz mesafeden dolayı.o ziyaretlerde bize mutlaka anlatacak bir masal bulurdu.masalın kahramanları olan elicek ve ebicek iki kardeşti. hep yaramazlık yaparlardı başlarına türlü dert açarlar ama sonuç mutlu sonla biterdi.
aklıma geldi işte,o günleri mi özledim ne.
ben de küçük çocuklara masal anlatabilmeyi isterdim.ama hazır yazılmış masalları okumak ve aklımda tutmak zoruma gidiyor.kendim uydurayım desem ; yok onu hiç beceremem.
aman sanki hergün küçük çocuk görüyormuşum gibi ; böyle bişeyi niye dert ediyosam sanki.
çocuk aklında büyüklerle uğraşmaktayım mütemadiyen ama gerçek çocuklarla nerdeyse hiç temas noktam yok.üniversitede okurken de böyleydim.yurtta kalıyorum ,kampüs içinde okul zaten aylar var hiç dış dünya ile temas kurmuyorum.sonra birden bir alışveriş merkezinde felan buluyorum kendimi ve acilen pusetlerinde gezen o küçük insanları öpmek onlarla oynamak telaşımı keşfediyorum o esnada.nedense?şimdi de öyle , haftanın altı günü sabah erken çıkıp akşam vakti kapısından girdiğim evimin çevresinde olup bitenlere şahit olamıyorum belki komşularımızın tatlı ufaklıkları vardır masal anlatılabilecek ama hiç kimseyi tanımıyorum ki.
kilo aldıkça kendimi halama benzetir oldum.halam masal anlatmaz hiç .tatlı dilli de değildir.ama onu da çok severim.
tek başına uygulayınca kilo vermemi sağlamasa da ; en azından suçluluk duygumu azalttığından artık hiç şekersiz açık çay içiyorum , oysa severim ben bir kremalı kahve olsa şimdi çukulatayla,mmmm.
kızkardeşim okulundan dolayı ve ayrıca oda arkadaşı diyetisyen olacak son sınıfta ; bundan ötürü anlıyor bu işlerden , abla yemeye yemeye vücudunu kıtlık korkusu sarmış, metabolizman afallamış artık naapsın her ağzına attığın şeyi yağ olarak depoluyor,hiç yemeyerek zayıfanmaz , az ve sık ye diyor.bi de hareket et diyor. bi de şekeri hayatından çıkar diyor.çünkü biliyor benim hamur işi ,kızartma,fazlaca ekmek gibi şeyleri zaten tüketmediğimi.inanmazsınız akşamları sadece salata ve çorba yeriz biz ,yahut tek çeşit sebze.çünkü ben zaten yemek börek çörek yapabilen biri değilim ki ; olsa da yesek. fırınımı en son ne zaman çalıştırdım allah bilir. dışarda yiyoruz desek o da değil ,yemeğe gitmek gibi bir lüksümüz de yok bu ev ekonomisi darboğazda iken.isyan ediyorum.

3 Nisan 2008 Perşembe

kontrol

Tepkilerimi kontrol edemiyorum , ağlamam da gülmem de sinirlenmem de heyecanlanmam da an meselesi ...
İçimde bir an önce hissettiğimden farklı duygular hissedip bunu dışa yansıtmamayı başaramıyorum.
Mesela işyerinde bir görüşme veya toplantı var diyelim ve ben konuyla birebir muhatap da değilim yani suya sabuna dokunmadan toplantıyı bitirebilecekken hem işin içine dalıveriyorum ham de birilerini karşıma almayı ve tartışmayı hatta sesimi yükseltmeyi hatta kırıcı olmayı başarabiliyorum.Bir olayı buraya aktarmak istiyorum.
Bir kişi var burda çalışan , istifa edeceğini söyledi yöneticimiz de ondan biraz daha çalışmasını istedi yerine birisi bulunana kadar.Kabul etti o da.Ama madem sen kaldın çalışıyorsun , güya tabi , kendin iş yavaşlatıp gevezelik edeceğim diye bizleri de oyalamaya kalkma.Ben zaten davranışlarını yadırgıyor ve içimden sinir olup duruyordum o kişiye. Tesadüf bir görüşme sırasında odama geldi.Görüşmenin konusu da bir yanlış ödeme gelmiş paranın iade olması gerekiyor. Bu istifa etmiş arkadaş durup durup paranın sahibi yoksa bana verin ben alırım gibi şaka yapıyor. Onun dışındakilerse olayın ciddiyetine bürünmüşüz hatta tartışıyoruz , çünkü iade edeceğimize dair bana bir belge sunamıyorlar .Böyle durumlarda gerkiyor oysa.Bu tartışma büyümekte iken tekrar o lüzumsuz şakayı yapınca ben büyüğümmüş felan dinlemiyorum adama " yeter canım siz sululuk yapacaksınız diye biz iş yapamıyacakmısınız bizi rahat bırakın" diye kükrüyorum . Neyse herkes bişeyler mırıldanıp odadan çıkıyor , o sırada çalan ilk telefonda kim varsa ona da kükrüyorum ,artık sebep var ya da yok önemli değil. Ve gün boyu bu olayın etkisi ile başağrıları çekiyorum.
Veya ne zaman eşim bana standart dışı bir davranışta bulunsa yani kavga ediyor gibi olsak kavga etmeyiz de o sesini az yükseltse ; ben ağlıyorum. konuşamıyorum bile ağlamaktan ,sesim titreyiveriyor. Bu hareketim onu daha çok kızdırıyordu ilk başta , ama artık beni anlıyor bunu isteyerek yapmadığımı bunun bir oyun olmadığını

Ama mesela ben dün akşam fenerbahçe maçı esnasında da kalp atışlarımı yavaşlatamadım ve gece üçe kadar uykusuz kaldım sırf bu heyecan yüzünden.

29 Mart 2008 Cumartesi

AL FA BE

A . nkara , hayatımda çok özel bir yeri olan şehir

B . abam , özlemlerimin en başında o gelir

C . umhuriyet , bugünlerde anlamı daha bir farklı

D . eniz , ismini sessiz balık olarak belirleyen yazar için anlamlı olsa gerek

E . lma , kırmızı yeşil ekşi tatlı ne çeşit olursa olsun çok sewerrimmm

F . adime ( çok sevdiğim birisinin adı )

G . üneş , kolay anlatılır bişey değil ama ben güneşli günlerin insanıyım bunu bilirim

H . iç bişey gelmedi bununla ilgili aklıma :))

İ . letişim . kendimi iyi cümle kurabilen biri olarak yansıtmış olabilirim , burası yazılı bir paltform ama ben konuşurken iletişim becerileri yüksek biri değilimdir. ve eksikliğini duyarım.

J . an janlı derken bu harfle mi yazılıyo

K. uzujum , kızkardeşimi böyle çağırırım o da hep bakar bilir çünkü adını

L. emon tree , bu blogun bir yerinde bu şarkıdan bahsetmiştim Isolation is not good for me

M. aaş , napolyon ne demiş?

N. ihayet , böyle bir bar var bilen bilir

O. kul , acaba ilk okul ne zaman kuruldu kimin aklıan geldi böye bişey ? gitti ömrümden yıllar

Ö. z .......... benim ismim; erkek kardeşimin ismi ; kızkardeşimin ismi ; onun sevgilisinin ismi ; işallah bir çocuğum olursa onun ismi bu harflerle başlıyo :)

P . inhani , hele bi geeellll

R. oka , mmmm , çok güzel olur salatası

S. iyah , bana yakışır- öyle diyorlar

Ş. en şakrak , bu harf pek bi eğlenceli geldi bana

T. atil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil(40 oldu mu:)

U . yku - cu benim diğer adım

Ü . ç , bu sayı ile bi şey var aramızda

V. era , rüyama girdi bi gece , bu isim yani , dilime dolamışım vera vera diye dolaşıyorum

Y. ağmur . seviyoruz. bu günlerde daha çok.

Z. il , çalıyor karnım acıktım

24 Mart 2008 Pazartesi

hatıralar

Alışveriş canavarı değilim ,hiç de olmadım. Belki içimde biryerlerde gizli bir canavar vardır ama hiçbir zaman onu ortaya çıkarmaya yetecek param da olmadı . Bunun neticesinde gün gelip kendi evim olacağı tutunca ;ve de o evi döşemek için eşya lazım olunca ; o eşyalarla ilgili alışveriş yapmam gerekince kendimi kaybetmezmiyim?

Bunları yazıyorum , okumaktan zevk alırmısınız bilmem ama benim için hayli ilginç bir süreçti ve bir yerlere kaydetmesem olmazdı.

Evimin ilk alışverişleri daha ortada bırakın folu yumurtayı tavuk bile yokken ; sırf sevdim beğendim diye kendim kendime ,ya da alıp bir kenara koyalım düşüncesindeki annem sayesinde yapılmış. Hoş bir porselen takım ,çatal kaşık takımı ,tabii ki çelik tencere takımı şeklinde bu alışverişler yanında nevresim havlu dantel mantel var , anlarsınız işte.

Sonra zamanla fol ve yumurta ortaya çıkmaya başlayınca ben ilk kampanyada çamaşır bulaşık makinemi aldım , çok ince eleyip sık dokuyarak değil , basit ve ucuz bişeyler buldum yetti. Nişanlandıktan sonra bir süre ben işsiz güçsüz evde oturup evlilik bekledim annemin evinde.
Hal böyle olunca bu boş vakitlerimi değerlendirmek adına çıkıp çıkıp mobilya mağazalarını dolaşmaya başlıyorum. Elimde defter kalem ,yazıyorum tek tek. Broşür topluyorum. Beğendiklerimi işaretliyorum.Biraraya gelirsek bakarız diye. Ama eşim pek de alıcı gözle bakmayınca ben anlıyorum işin başa düştüğünü.

Alıcı gözle bakınca benim gözüme ilk çarpan şeyse halı oluyor. Bir alana bir bedava. Bunlar gibi zevkime uygun bir halı bulmam çok zor olacağından ( çünkü ben düz sade bişey istiyorum öyle sultan halılarından değil ) Ev kaç metre olacak halılar odaya uyacakmı mobilyalara uyacak mı sorularını duymazdan gelip veriyorum kredi kartını taksitler onsekiz ay. Hooop işte sana halılar tamam. O zamanlar nişanlım olan eşim habersiz bile.

Ben halılardan sonra gidip yatak oturma ve salon takımlarını da alıyorum. Çeeekkk kredi kartından taksitler onsekiz ay. Sadece salon takımını internetten görüyor bizimki onaylıyor , gerisinden bihaber. Bunlar böyle yazıldığı kadar kolayca bir günde olup bitmiyor ama ; ben aynı markanın dört mağazasını bile dolaşıyorum daha ucuzuna bulmak adına.Yanımda sağolsun kızkardeşim var hep. Yaz demiyor sıcak demiyor üstelik de çoğunu yürüyerek geziyoruz bu mağazaların.

Sonra birden ben evlenip yerleşeceğim şehirde bir iş buluveriyorum pat diye hadi başlayın diyorlar.İş bulduğum gün hemen ilk gördüğümüz evi kiralıyoruz.Oradan perdeciye gidiyoruz. Koca evi beşyüz liraya güneşlik artı tül perdelemeyi başarıyorum hem de beğenerek. Sonra nişanlımla bir beyaz eşyacıya gidip önümüze ilk gelen standart özelliklerde birer tv buzdolabı alıyoruz ; çeeek kredi kartından taksitler onsekiz ay.

Bana fırınımı bir dayım alıyor , öbür dayımın verdiği parayla salona aynalı konsol alıyorum. Alışverişlerin çoğunda yalnızım. Sadece yemek masası ve sandalyeleri ; damatlığı almak üzere geldiğinde gösteriyorum bunları beğendim diye o kadar. Kendim karar verip alıyorum. Bu durum anadolunun küçük şehirlerinde çok rastlanır bişey değil.Ama ben yaptım oldu.Erkek tarafı şunu kız tarafı bunu alır gibi bir kurallar silsilesi varken siliveriyorum hepsini. Biz aynı tarafa geçmiş olmasak evlenmezdik diyorum , o da bana katılıyor canı gönülden.

Sonra annemin evindeki ufak tefek bana ait ne varsa kolilere dolduruluyor. Bir liste yapıyorum bu esnada ben ; kutulara yerleştirdiklerimi düşerek ; ne eksik kaldı listesi. O listeyle beraber bir züccaciye mağazasına giriyoruz. Mandaldan leğene,tepsiden lavabo fırçasına kadar.Hatta huni bile almışım ve eşim dumura uğruyor. Evlendiğimizde neredeyse hiçbişey eksik değildi. Eee fırsat ele geçmişken alayım dedim sonra ne olur ne olmaz. Onları peşin ödedik, ciddi bir indirim yaptılar bu sayede , aldıklarımın yarısı bedavaya geldi.

En son aşamada mutfak masa ve dört sandalyesi vardı. İşte onu eşimle beraber seçtik. Sanırım en zor karar verdiğimiz eşyamız da onlar oldu. Hatta sırf sandalyelerini görmek için tatlıcı tombağa gitmiştik onları nerden aldınız demeye . O anda anladım ki diğer eşyaları eşimi beklemeden kendim pat pat alıvermekle en doğru kararı vermişim. Sandalyelerin parasını arkadaşlarım ödeyerek düğün hediyesi yapacaklardı ,düğünden önce beğenme meselemiz halloldu neyse ki şimdi evimde herbiri bir arkadaşımın adına kayıtlı dört sandalye var :)

Kredi kartlarını nasıl ödediniz diye sormayın. Ne takılar yetti nebişey.Eşim işten çıkarıldığında aldığı tazminat ile ödedik.Yani işten çıkarılması işimize bi o konuda yaradı.

Herbiri farklı zamanlarda farklı markalardan alınan mobilyalar , uyum içinde , aferim diyin bana. Halılar ve perdeler de onlara uyum sağlamış. Hatta tümü o kiralık eve uyum sağladıkları gibi hepsi şu anda yaşadığımız kendi evimize de uydular.
Allah ağız tadıyla sağlıkla oturmak nasip etsin dua edin de...

Gelinlik alışverişim başka bir posta kaldı :)

18 Mart 2008 Salı

ses veriyorum ...

iyiyim

işlerden vakit bulup yazamıyorum

daha da kötüsü bunlar iyi günlerim , öyle bir proje aldım ki ilerleyen günlerde beni çok daha yoğun günler bekliyor.

yani artık çok daha az buralara gelebileceğim

böyle günlerde keşke ben de evden yazabilsem diyorum bazen ama sonra vazgeçiyorum ;
bütün gün bilgisayar ile haşır neşir olup akşam gidince evde de onun başına oturmak istemiyorum . evde olunca kontrolümü kaybedip gereğinden uzun vakit harcamak
korkusundan almıyorum eve bir bilgisayar.

arada bir ses veririm umudundayım,
özleyin beni e mi.

12 Mart 2008 Çarşamba

bu süre içinde

hangi gün bilmiyorum ama geçmişte bir gün var : ve ben o günden bu güne kadar geçen bu süre içinde bir taş atıp kolumu bile yormadım , bu kadar aynı yol üzerinde dünden kalan ayak izlerimi takip ederek aynı yerden gelip aynı yere gitmekte olduğum hiç bir zaman dilimi hatırlamıyorum. ben çok sıradışı bir hayat yaşamadım otuz yıl boyunca ama hep bir hareket içindeydim.hiçbişey değişmeyince , ve değişmesi beklentilerim olmayınca şimdi şu anda acaip sıkılıyorum. her sıkıntı bana bir sinir atağı şeklinde geri dönüyor. kime sinirlenecem : ya kocama ya da işyerinde oda arkadaşım olan o kişiye. iki kişi ile sınırlıyım . başka kimseyi görmüyor sayılırım. iş arkadaşım ile belli bir seviyeyi korumak zorunda olduğumdan onu da eledik. kala kala kocam kaldı geriye. kendimi her saniye bavulumu alıp evi terkedecek kadar okun ucunda hissediyorum. yani bir ok atımlık halim kalmış. henüz atmadım o oku , ve sinir ataklarımı yatıştırıp gidip kedi gibi sırnaşıp kendimi affettirmeyi başardım . sağolsun o da beni affetti . ama o kadar sıklaştı ki bu ataklar , kredimi tüketiyor olmalıyım. kendi nezdimde de tükeniyor. bu ben değilim.daha pozitif , daha yaratıcı , daha sakin , daha kendine güvenen biriydim. değiştim.
bu şartlar altında içimde sakin bir oda bulup orada oturup yazı yada şiir yada her ne ise yazmak mümkün olmuyor. hep kendi kendimle tartışır halde olan içim , başka bir konuya odaklanamıyor.
bu yazı da aslında "neden" böyleyim sorusuna cevap arayışımla ortaya çıktı.

6 Mart 2008 Perşembe

bir mektup buldum çekmecemin taa gerisinde

temiz ve beyaz masa örtüleri olan bir lokantada karşılıklı oturmuş sessizliğimizle birbirimize çok şeyler anlattığımız bir gündü.bir öğleden sonra olmalıydı.çünkü o sessiz uzayan sohbeti "gözüme güneş geldi" diyerek böldüğünü hatırlıyorum. güneş; dünyanın öbür yarısının sabahı olmak için koşarcasına uzaklaşırken ışıklarını saçlarında dolaştırmayı da ihmal etmemişti.benim dokunamadığım saçlarında...sana isminle bile hitap edememişken bu arzunun içimde nasıl büyüdüğünü sen tahmin et. sen yer değiştirip masada yanıma oturunca artık gözlerine bakamadığımda susmuştum. sessiz sohbetler eden gözlerimiz artık birbirine bakmıyordu. ve sen bir tek gözlerini açıkta bırakan o kalın duvarınla masanın karşısından yanıma geldiğinde , güneşin şimdi doğacağı öbür yarısı kadar uzaktın benim bu akşam kokan dünyama. sen sabaha uyanırken ben günbatımını kokluyordum.sen duvarlarının ardında gizli bir ormanı bahara uyandırırken cıvıl cıvıl ; ben yalnız bir koca çınardım yapraklarını sonbahar rüzgarında kaybetmekte olan. " canım kızım.Çiçeğim.özür dilerim.belki de o duvarı sen örerken ilk harcı ben koydum.belki tuğlaları tek tek ellerimle sana getirdim. ama pişmanım.yık artık onu. bırak bu çınar da bir yer bulsun senin o gizli ormanında.bırak babanın elleri okşasın bir kez başını.bırak bir kez seni benim koyduğum isminle çağırayım. bırak sana sarılayım." diyemedim yine ve bir kez daha ve gelmemek üzere gittim.

3 Mart 2008 Pazartesi

öylesine

sabah uyandığımda heryer bembeyazdı.sürpriz oldu.ama erimeye başlamış bile hava çok ılık. cumartesi akşam beşte işten çıkıp eve girdik bu sabah çıktık.tembellik tavan yaptı. önümüzdeki cumartesi arkadaşım Hülyanın nişan töreni var ; yeni haber verdi ve salonda yapılacakmış.Giyecek hiçbişeyim yok.Aslında var bikaç şey ama sığamıyorum.Görenler beni hamile sanıyor.Göbek o derece yani.Oysa değilim.Neyse ya kotumla gideceğim o nişana ya da bu meteliksiz günlerde tam zamanıymış ve çok gerekliymiş gibi bir takım felan alacağım.Ya da gitmeyeceğim diyemiyorum. Arkadaşım demek biraz az kalır çünkü. Kuzenim diyelim. Zaten annesi de babası da hayatta değil ona destek olmak borcumuz. Hem de benim de erkek kardeşimin de düğünlerimizde Hülya az koşturmadı ve bu borç ikiye katlandı. Kotumla da olsa gidip yanında durmak isterim. Allah herkesi sevdiğine kavuştursun , kavuşanları da ayırmasın.Amin.

23 Şubat 2008 Cumartesi

yaşgünümüzün arifesi

bugün yaşgünümüzün arifesi

ama yarın evde istirahat ediyor olacağımdan , buraya bişeyler yazma imkanım olmayacak.

bu sebeple perşembenin gelişi çarşambadan belli olur hesabı

yaşgünümüz 24 şubat 'ın de gelişi 23 şubattan kutlanır

iyiii ki doğduuuun seatoland ; iyi kiii doğduuun seatoland

linklere devam o halde

sevgili biyo bana "yok mu başka link" demiş .olmaz mı... sadece biyo için değil ;

(radyonuzun sesini biraz açın lütfen :) tüm kelime oyuncusu arkadaşlarım
sıradaki link sizin için de geliyor . . .
- " Sunay Akın'dan AYNA "
bizim oyuna dışardan bir katılım olmuş ; haberiniz var mı ?



sonra benim gibi yahu ben neden kiloluyum diye düşünenler
ra.dika.l de yeralan çizgilerden Cathy cevaplıyor.
bu da hepimiz için .





22 Şubat 2008 Cuma

bu link biyo için. isteyenler de okuyabilir.

bişeyler değişti

bişeyler değişti , uyanmak isteği duyuyorum sabahları eskinin aksine.yüzümü yıkayıp çıkardım ya ; bu sefer bir kalem çekiyorum gözüme kimi zaman bir allık bir ruj. pek de güzelim diyorum aynanın karşısında saçımı tararken avucuma gelen birkaç teli de mevsim değişikliğine yorarak.aslında tek bir telimi dahi kaybetmek istemiyorum senin parmakların değdi diye ; herbirini okşamadın mı gecelerce . ya da belki saçımı tamamen kazıtmalıyım . niye bir ortası yok bu işin. ya üstüne üstüne gidip koyulaştırıyorum açıkta kalmış çilek reçelinin kaseden kalkmayışı gibi orama burama yapışıyor bişeyler tatlı tatlı , ya da hoyratça söküyorum söküyorum söküyorum bir örgü kazağın iplerini koca bir yumak yapıyor ve atıp gözden uzak bir köşesine evin yok sayıyorum. keşke şimdi burda olsan. o yumaklardan birini seçsen yine örsem bişeyler sana.ya da kavonozdaki reçeli bitirsen yenisini yapsam.ya da saçlarımı tarasan.yüzüne bakıp güzelliğine doysam.çağlaları çalarken birden durup yine bana, arkadaşın badem ağacı hakkındaki o şiiri okusan.gelsen şimdi.havalar da güzelleşti.bahar geldi.bişeyler değişti.

21 Şubat 2008 Perşembe

kelime oyunu "ayna : iki "

Zeynep bizim şirkette işe başladığından beri aylar olmuştu ama pek de konuşmamıştık o güne kadar. O sabah aynı minibüse binince ilk sohbetimizi ettik ,meğer ev arkadaşıyla birlikte bizim siteye taşınmışlar bir gün önce ve artık işe beraber gidip geleceğiz gibi görünüyordu. Öğle yemeğinde de masalarına oturmayı uygun gördüm bu yeni komşumla ilişkileri biraz ısıtmanın vakti gelmişti. Sohbet ederken Zeyneplerin bizim siteye taşınırken uzakta diye boşalttıkları eve taşınan gençlerin tam da bizim işyeri sokağındaki bir evi boşalttıklarını öğrendim. O eve taşınsaydık keşke dedi Zeynep ama artık çok geçti. Onun için geç olabilirdi ama benim için bu iyi bir fırsattı. Bana o evle ilgili konuşabileceğim herhangi birini bulabilir misin dedim .O gençlerden çok yakışıklı olanın telefonunu almışmış zaten , onu arayıp evsahibine ait bir telefon numarası buldu getirdi. Aradım evsahibi evin boş olduğunu gidip bakabileceğimi söyledi zaten kendisi de kiralık evin bir üst katında oturmaktaymış.
Halihazırda internetten bulduğum ev arkadaşı arayan iki öğrenci kızın yanında kalıyordum ve meğer ben tek başıma kalabileceğim bir ev istiyormuşum. Yani içimde varolan bu isteği dile getirmem için bu bir fırsatmış ; evi görünce anladım O anda bana güzel göründü ve ucuz. Pek eşyam yoktu ve evde bir kanepe ile mini bir buzdolabının varlığı ; kombisinin olup her daim sıcak su imkanı oluşu da cazibiyetini artırdı. Küçüktü olabildiğince ama hemen tuttum o evi. Taşınma mevzu bahis değildi ,kıyafetlerim ve birkaç kutu içindeki ıvırzıvırlarım bir yatak bir halı ,hepsi bu. Taşındım. Perde ocak portatif masa gibi bazı malzemeleri satın aldım.Başladım o evde oturup işe yürüyerek beş dakikada gidip gelmeye.Öğle tatillerinde yemekten sonra eve gelip uyuyordum. Bu konfor beni acaip mest etmişti. Eşya yokmuş , ev küçükmüş peh kimin umurunda . Yatağım var ocağım da sıcak suyum da .
Annem geldi bir süre sonra . Tam olarak sekiz ay sonra geldi . Çok ısrar ettim gelmesi için aslında , artık bir evim var görmeliydi. Temizlik yaptı bi gün bi gün bolca yemek yaptı , o gidince de yerim diye .Bir gün de alışverişe gittik birlikte. Senin evde bi eksik var diyip duruyor ama ikimiz de eksiğin “bir” olmadığını biliyorduk.
Bir radyo aldık ,evde bana yoldaş olsun diye , bikaç da kapkacak ,bir de ayna.
Odam küçücüktü ,aynayı takınca duvara genişleyiverdi pek güzel oldu. Annem de “hah evet yaa ; buymuş” dedi , eksikliğin aynadan kaynaklandığını tesbit etmişcesine.

Annem gitti. Radyo , ben ve ayna kaldık. Sanki sekiz aydır bu evde yalnız kalan ben değildim

Ağladım.Buralara geleli bir yılı geçmişti ama o günden beri yapabildiğim ilk ve en uzun ve en güçlü ağlamaydı bu . Tam da o anda o küçücük odamın duvarındaki koca aynada ağlayan kendimi gördüm. Kızdım kendime.Sen istedin dedim ,yalnızlığı. Bırakıp geldin ananı bacını. Dök şimdi istediğin kadar gözün yaşını. Artık elimden tek bir şey gelirdi. Yaptım : Aldım aynayı kırdım . Eksikliğin kaynağı o değildi. Eksiklik ; ailemdi.Toparlandım .Geri döndüm.

16 Şubat 2008 Cumartesi

kelime oyunu

Onun üstünde düşünürken bana karşıtı olan kelimeleri çağrıştırdı . Esaret , kölelik , mahkumiyet , hapis ve aklımın bir yerinde yer etmiş nice nice şiirler nice öykü ve filmler sazı eline aldılar bu noktada.

Çünkü kendim ; çok şükür ki onlarda bahse konu özgürlükten mahrum sayılmam. Ve her kıymetini kaybedince anladığımız şey gibi kıymetini pek bilemediğimden ; hakkında içimden kendimden cümleler kuramadım. Benim cümlelerim susunca da işte o filmlerin öykülerin içindeki cümleler ve şiirler yazılmak üzere girdiler sıraya.

İlk cümle olma onuru en sevdiğim filmlerden birisinin oldu .Hapisten kaçarken metrelerce daracık bir kanalizasyon borusunda ilerleyen ve ondokuz yıllık haksız hapis hayatını hep bir kurtulma umudu ile süslediğini hiç fark etmediğimiz ; ama sonunda o umudu masmavi pasifiğin kıyısında bir kulubeye ulaştıran o adamım özgürlüğü ; bu filmin başrolündeydi.

Sonra yine sevdiğim eskilerden ve bizden bir film girdi sıraya. Doğduğu anda hapisle tanışan şirin ufaklığın , okudukları konuştukları ve bildikleri yüzünden özgürlükleri elinden alınmış incilerden kuş sandığı şeyin adının uçurtma olduğunu öğrenip o uçurtmanın kanadına yazıp uçurduğu özgürlük vardı bu sefer de başrolde.

İçimden şarkılarını mırıldandığım başka bir filmin cümlesi el kaldırdı buradayım diye. Siyah karanlık bir ahıra hapsetmişlerdi o filmde meryemi ,ama biliyoruz ki gerçekte de kaç tane meryem nerelere hapsedilmedi benzer sebeplerden. Ben kaçmasını diledim hep içimden , kaçıp özgür olmasını . Ama o ,ahıra hapsedilmeden önce de kimi cahillerce ; yine cehalete mahkum edilmişti ne yazık ki ,okuma yazması bile yokken kaçmak için hangi otobüse binecekti. Bunu bilen hikayenin yazarı da sonuçta onu özgürlüğe kavuştursa da yanına okuma yazmayı bilen birini verdi :)

Okuyup yazmamı öğreten öğretmenimin ,babamın, bana öğrettiği şairden gelen şiirse son cümleleri olsun bu yazının izninizle.

geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş güvercinlerin
gözünde, kanadında,
kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak içinyıkandı,
uçtu sudan.
(Nazım Hikmet 'in son bulunan şiiri )

12 Şubat 2008 Salı

sohbete sebep mi yoktu ?

yurtdışında ürünlerimize talep azaldı ,artık çin piyasaya hakim ve onun gücü karşısında ne kadar direnebileceğiz. eş dost vasıtasıyla aldığımız siparişler de tamamlandı mı gel de vurma kapıya kilidi. ticarette herşey iyi hoş ama bi de bu noktaya geldin mi , nereden de girdim ben bu yola diyorsun. ortaklarım son yönetim kurulunda benim duygusal kişiliğimi bildiklerinden "sen bu işe karışma" diyerek kararı verdiler , bir kısım işçi çıkartılacak. kalanlarla iç piyasayı zorlayıp edebildiğimiz kadar yolumuza devam edeceğiz. üniversitede okurken aklıma hiç gelmezdi memlekete dönmek oysa için için buralara hasret çekermişim de haberim yokmuş , ortaklık teklifi ile geldiklerinde babam da destek verince bir süre karşı çıktımsa de bu fikre nihayetinde oturdum masanın başına. Ortaklarım dedimse babam yaşında adamlar , beni de babamın kızı olarak tanırlar hem de iyi tanırlar . senin eğitimin dilin var ; babandan belli işine de sahip çıkarsın diye bırakmadılar peşimi ve sonuçta ikna oldum ,sekiz yıl olmuş işten başka bişey düşünmüyorum yaşıtlarım evlenip çoluk çocuk sahibi oldular annem babam başımın etini yiyorlar mürevetin de mürüvetin diye... ve ben neye tutunacağımı bilemiyorum. okula tutunduk okul bitti , işe tutunduk elimize bişey geçmedi. gezip tozmayı hiç bilemedik zaten.

turizmcilik okuduğumdan değil , bir tur şirketi kurayım diye gaza getirdiler beni ; şöylee hong kong singapur turları düzenler , arada bir kaçarsın sen de dediler oralara . anapara konusunda babama güvenmiştim ama erken terketti zavallım bu dünyayı . ardında bir yığın borçla. sattık daire dükkan ne varsa . annem artık boş boş gezip tozmamdan sıkılmış ,bir ahbabına rica etmiş bu işe soktular beni. nerde hayallerim nerde ben. allahtan basketbol var , akşamları antremana gidip iyi bi ter attım mı görmüyor gözüm şu yalan dünyayı , yakışıklılıkta da kutluaya beş basarız ama bizde nerde şans adam hem formayı kaptı hem hatunu . gerçi benim de anneme kalsa gün arkadaşı bilmem ne hanımın kızını aldı gelin diye oturttu bile , başladı mı onu anlatmaya kaçıp gidesim geliyor . ama nereye. teyzemin yazlığına. en uzak oraya gidebilirim bu parayla. haftasonu yine yazlıktayım , deniz kızlar uff be , heyyy cuma ne zaman geliyosun .... neyse kafamı toplayıp şu listedekileri aramaya başlasam iyi olacak. patron bunlardan en az beşinden yük al diye kota verdi. ilk seferde kotayı aşıp gözüne girecem kesin . alırım ben bu yükleri . a dan mı başlamalı yoksa sondan mı ? o piti piti yapsam ? o zaman karıştırırsın kimi aradın kim kaldı, sırayla git olum.

-alo
- İyi günler ben Seyyah Denizcilikten arıyorum Tughan ismim , ihracat servisinden birisi ile görüşecektim
- Benimle görüşebilirsiniz , Emine ismim.
- Cuma günü Hayfaya yükünüz varsa biz alalım diyecektim Emine hanım
- Anladım .Bakın biz Reşat Beyle görüşüyorduk hep sizin şirketten , ve onun da konuyla ilgili bilgisi vardı zaten, ihracata yönelik üretimimizi durdurduk bir süre önce ve bu durumda yük de veremiyoruz ne yazık ki.
- Reşat Bey de burada Emine Hanım ,ben de yeni başladım ,bilmiyordum öyle bişey olduğunu yine de tanışmış olduk çok memnun oldum.
- Ben de , iyi günler...

telefonu kapatıp devam etti işine Emine , işçi çıkışlarının formlarını imzalıyor , bir yandan da onlara ödenecek tazminatlar için banka kredisi için evrak hazırlıyordu.Bu şirketin herşeyine kendisi bakıyordu , bir muhasebeci bir de sekreter vardı ,üretim müdürlüğü de onların odasındaydı ,toplam dört kişiydiler işte . Zaten kimse de onu ortaklardan biriymiş patronmuş gibi görmezdi . Telefonlar sussa işimi bitirsem dediği bir anda yine bir acentadan aramışlardı işte.
Tuğhan aradı aradı firmaları ve buldu beş firmayı yük verecek , beş değil hatta yedi. Ama durdu biryerde , geri döndü , tek tek yeniden aramaya başladı firmaları en baştan , sadece " Emine Hanımla görüşebilir miyim" diyordu yok yok , sona doğru umudunu kaybetmişken ; karşısındaki ses " efendim Tuğhan bey " dedi ,

işte o.

"seninle konuşmadan önce müthiş bir başağrısı çekiyordum , sugibiydi sesin , aktı aktı ve kafamdaki herşeyi akıntısına katıp görtürdü , geçti ağrım . sonra bi an geldi ve seninle yeniden konuşmalıyım dedim kendime, ama hangi firmadaydın hatırlamıyordum ,tek tek hepsini aradım sordum sordum ve nihayet ..."
Emine de o an kendisine sıkıntı veren ne varsa bir tarafa bıraktı . Hoşuna gitmişti bu heyecan ,
deniz oldu biran ,bir an gökyüzü ; sohbete sebep mi yoktu . O gün , sonraki gün ,sonraki günler hep konuştular konuştular konuştular...

masalımız da burada bitti ;
onlar erdi muradına
gökten onyüzbin elma düştü
isteyen alsın yesin

9 Şubat 2008 Cumartesi

oradaydım , tüm kalbimle ...


ne güzel ifade etmiş bu fotoğraf;
bu fotoğraf karesindeki kadın ; bağırıp çağırmasa da en yüksek sesi ile sesleniyor duyana ve ( başımı da kapatırım , bayrağımı alır mitinge de giderim ... çünkü bu yaptığınız hiç de samimi değil siz oyun oynuyor ve bu oyunu kazanma uğruna beni kullanıyorsunuz , kullandırtmam kendimi ) diyor sanki.
Fotoğraf ; 08.02.2008 tarihli Ankara Sıhhiye Meydanı'ndaki miting hakkında Milliyet gazetesinin yaptığı yayından alınmıştır. Gidemedim ; ama oradaydım tüm kalbimle. Kızkardeşimi arayıp " sen git , kendin için gitmeyeceksen bile benim için oraya git" diyecektim. Aradım Heyecanlı bir sesle telefonu açtı " ablacım , nerdeyim bil " dedi... Mitingdemisin dedim. Evet şimdi polis kontrolünden geçeceğiz kapatmam lazım dedi. Benden önce ;ben demeden zaten oraya koşan bir kızkardeşim var ;çok gururlandım. Erkek arkadaşı ; diğer kız arkadaşları , erkek arkadaşının annesi babası kardeşi hep beraber gitmişler oraya.
Bense kilometrelerce uzakta ; işyerindeyim. Öyle bir işyerinde çalışıyorum ki , namaz serbestçe kılınabilsin diye mescit var , bu çok güzel bişey ama öte yandan ben ramazanda hasta da olsam iyi de olsam oruç da tutmasam öğle yemeğimi yiyemiyorum ,çünkü yemekhane kapalı.
Elbette başörtüsü ile üniversite okunmaz diye bir kural yok ama din siyasete alet edilemez diye bir kural var ; ve hep olacak . Bu kural olduğu sürece de herkes onun gereklerine göre davranmalı .

6 Şubat 2008 Çarşamba

yedi


bu odada tek başıma gecelemek pahasına da olsa ,evdekileri çok özlemiş olsam da , babamdan ekstradan birkaçkuruş daha istemek zorunda kalsam da kalıyorum işte. onunla konuşmalıyım , yoksa araya tatil girecek, kocaa bir yaz tatili . döndüğümüzde nerdeyse iki yabancı oluruz bu üç ayda ,en iyisi gitmeden halletmek.şu hazırlık okulunun bitirme sınavını da bu kadar dert etmeye değmezmiş ama başından bunu bilemedim.zor sanıp sınava kadar haftalardır odadan çıkmadım desem yeridir.tabii bu yüzden bu süre içinde T.yi de göremedim. şimdi sınav bitti , tüm okul boşaldı herkes evinde ama ben gitmedim. biliyorum ki o da gitmedi ve burada , şimdi onu bulup konuşmalıyım.
valizlerim hazır, bir iki parça giyecek var açıkta bir de boş yataklarla dolaplar. odanın dağınıklığı bu halinden daha iyiydi sıcaktı en azından yaşam belirtileri vardı şimdi ise bu boşluk insanı korkutmaya yetiyor. sabah babamı aradım , sesi iyi geliyordu demek ki eve geç gidiyor olmam onda bir etki yapmamış , nedenini bile sormadı zaten ,sorsa ne söylerdim bilmiyorum." baba ben birisinden hoşlanıyorum ve onunla görüşmemiz gerek " diyebilir miydim acaba bunu. konu başkalarının ilişkileri ise babamla rahat rahat dedikodu yapılabilirdi ve yapmıştık da ama kendim olunca başkahramanı olayın işte nutkum tutuldu. keşke bahsetseydim , daha sonra buna hiç fırsatım olmayacağını bilsem bunu kaçırmazdım ama neyse.
kalabalık bir arkadaş grubumuz vardı , T. bu gruptan birinin arkadaşı olarak sonradan aramıza katılmıştı.Aramıza katılmak lafın gelişi bizimle beraber yemeğe geliyor sonra çay içmeye de geliyor sonra alışverişe de geliyor felan ama sohbetlere hiç katılmıyordu. Günler sonra hala ismimizi karıştırmayı başarıyor , grupça dolaşmadığımız zamanlarda bir şekilde yolda falan karşılaşsak selam dahi vermeden geçip gidiyordu. Çözemediğim ama çok da ilgilenmediğim bir tipti işte ; ben hayatımın geri kalan kısmı ile zaten mutlu mesut yaşarken onun bu tavırlarına ayıracak pek vaktim de ilgim de yoktu açıkçası. Ama onun varmış ki , zamanla herkesle kurmadığı o iletişimi bana bahşetmeye başladı zat-ı muhterem. Bir gün saçımı yeni yıkamış olduğumda çok hoş göründüğümü başka bir gün gözlüklerimi çıkardığımda yüzümü görmek istediğini felan söyleyerek hani ona ayıramam diye ahkam kesitiğim o vaktimi ve ilgimi pek tabii ki kendisine yöneltmeyi başardı.Sonra bir akşam üstü yurda uğrayıp "yemekhanede bezelye varmış ,sen seversin gel gidip yiyelim" diyerek grubun dışına taşıdı ikimizi ve onyedi yaşımda ilk kez oda arkadaşımdan isteyip dudağıma o ruju sürüp bir akşam yemekhaneye doğru onunla yürüdüm. sonra . sonra birlikte çok uzun yürüyüşler yaptık ; çok bezelye yedik ve tabii ki konuştuk. İşin esrarı şu ki o arkadaş grubunda zaten on erkeğe üç kız olarak ezici bir cazibeye sahiptik ve kızlar arasında yurtta kalıp kendisine akşamları da eşlik edebilecek olan tek ben vardım. Gitar çalıyordu ben de dinliyordum. bir gün " e.ndü.lüs cennetim b.ac.h da tanrım , tanrıçamı da buldum" demişti . Demişti ama işte burada nokta. Bir süre sonra yılsonu bitirme sınavımız yaklaşmış oldu ve ben kendisi için ruj sürmeyi göze almış da olsam , artık akşamları görüşemezdik çünkü inek ben çalışacaktı.Hayal kırıklığı ve muz kabuğu ... Bir akşam değil iki akşam değil çağırıyor çağırıyor gitmiyorum .Gerçi öğle yemeğinde tüm ekip birlikte olmaya devam ediyoruz ama başkalarının yanında bana sıradan bir arkadaşmış gibi davrandığından artık görüşmüyorduk desem yeridir. Bu yetmezmiş gibi tam da o günlerde başka gelişmeler de oluyor. Çocuklardan biri grubun üç kızından ben olmayan başka birisi ile flört etmeye karar veriyor ve bunu gidip onunla konuşacağına Güzin Ablayım ya gelip benimle konuşmak istiyor.Ders çalışmam gerekir diye T. ile on dakika bile görüşmeyen ben ; o zavallı aşk acısı çeken dostuma bizim kızı nasıl ayarlarım sohbeti için gece onikiye kadar yurdun kantininde oturabiliyorum ve bingo : T.bizi orada görüyor. Bunu izah edebilirim ama ikincisi daha beter. Birgün öğle yemeğinde öğreniyor ki kendisi dışında hepimiz önceki akşamı çimlerde şarap içerek geçirmişiz; tabii ben de. kızmayın canım ; hayır diyemedim herkes ısrar etti , üstelik şarabı çok severim hem sınav kolaymış dediler ikna ettiler beni.
Sonuç olarak bunları açıklamam ve yaz aylarında da görüşmemizi sağlamam lazım. hiç olmazsa bir telefon numarası ya da adres alıp mektupla felan iletişimi sürdürmem için şimdi üç gün dört gün burada kalıp onu görmeyi dileyeceğim çünkü yolda görmek dışında onu bulmamın bir yolu yok ( yazarın notu : cep telefonu bu olaydan beş yıl sonra yaygınlaşmıştır )

sonuç ...

bir : onu göremeden eve döndüm
iki : zaten o dostum da o kızla flört etmekten son anda vazgeçti
üç : kırmızı şarap almışlardı ve ben beyaz içerim ,hiç içmemiştim o akşam hem de hiç
dört : sınav gerçekten kolaymış ; o sınavda aldığım en yüksek not sayesinde okul hayatım boyunca hiç ingilizce dersi görmedim ama notlarım hep AA oldu
beş : benimle bir daha konuşmadı
altı : bu bir hikayedir gerçek olması gerekmiyor.
yedi:hikayenin ismidir

4 Şubat 2008 Pazartesi

kelime oyunu " ertelemek"

daha en başından beri bilinip de görmezden gelinen
karıncanın arkasına saklanmış fil gibi bir gerçekti
birimiz başlasak söze arkası gelecekti
ama olmadı
söylenmedi , ertelendi


gidip gidip geldi o kelimeler dilimizin ucuna da
çıkıvermediler bir süre daha
karınca fili saklamayı sürdürdü ;nasıl bir saklamaksa
göründü
bilindi
ama söylenmedi ; ertelendi

yaşananlar sanki bir tiyatro sahnesindeki oyundu
sabah her uyanışda senaryo bulmanın telaşı duyuldu
ta ki kurallardan habersiz gelip aniden
oyuna katılıveren bir çocuk gibi
görünmez bir el fili sobeleyene kadar...
"gördüm seni ! çık karıncanın arkasından" dedi
ve fil sobelenince oyun bitti
ertelense de kaçınılmayacak sona gelindi

aşktı bilinip de söylenemeyen
kavuşma arzusuydu karıncanın arkasında gizlenen
bu mutluluktu ertelenen
ve belki kimbilir bir aşk meleğiydi
o görünmez el olup da fili sobeleyen

1 Şubat 2008 Cuma

gündemden kaynaklanmadı içimden geldi

eşimle ilk tanıştığımız günlerdi.çoğunlukla telefonla görüşüyorduk ,yüzyüze görüşmelerimizse haftasonları mümkün olabiliyordu sadece.bu nedenle birbirimizi özledikçe elimiz telefona gidiyordu.aslında özleyecek kadar iyi tanışmıyorduk ama bugünlere ulaştığımıza göre rahat rahat diyebilirim ki biz zaten tanışıyor gibiydik.esas konuya dönelim.o telefon günlerinde biz iki saf aylar boyunca ucuz tarifeli bir hat almayıp şimdilerde tavukla reklam yapan hattı kullanmıştık.haklıydık da ; daha ortada fol yok yumurta yok ,sevgili olduğumuzu ilan etmemişiz ikimiz de çekiniyoruz kim söyleyecek yeni hat alalım diye ,bu nedenle de çok para ödedik çook.sonradan ilan edilip sevgililik hali bir de ucuz tarifeli hat alınca anladım telefonda konuşmak aslında bizim ödediğimizden onlarca kat ucuzmuş. pahalı hatlı o ilk ısınma günlerinde de heyecanımız doruktaydı ve hiç öyle kısa bir nasılsın iyiyim konuşması yapamazdık ; özellikle yatmadan önceki sohbetler uzarda uzardı. ve sohbetin sonunu getirebilirsek o bana Allah rahatlık versin diyerek kapatırdı. ve bunu öyle içten söylerdi ki ...

İlk bakışta sıradan bir iyi geceler dileği gibi gelse de ben şifreleri kırmış ve karşımdaki insanın güçlü bir inancı olduğunu ,aldığı terbiyenin o yönünü bu üç kelimeyle dahi olsa yansıttığını sezmiştim.ve bu beni sevindirmişti. din , devlet işlerine karıştırılmaması gereken bir konu, sonuna kadar bunu savunurum ama ben ve sevdiğim adam bahse konu devlet değil ve hal böyle olunca dini değerleri de etkili oluyordu. etki derken tamamen ona dayalı bir ilişki kuracağımı söylesem beni şurdaki yazdıklarımla tanıyan hiçkimse buna inanmaz ve inanmamakta da haklıdır.
ama katolizör etkisi diye bişey var ya ; o işte benim kastettiğim.
annemle babam bu anlamda iki ayrı dünyanın insanı gibiydiler ve ben çocukluğumu bu iki kişinin arasında kalmışlıkla yaşadım hep.annemin yönlendirmesi ile namazı öğrenmeye çalışır ve kılardım ama tam da bir yerinde babam gelip beni görmese diye de içimden geçirirdim.çünkü onun ne düşündüğünü bilirdim ve ben o düşünceler dışına taştığım için beni sevmemesinden korkardım çocuk aklımla. büyüdükçe işler yoluna girdi tabi ama çocukken bunun tam tersini hissediyordum. doğrusu işlerin yoluna girmesinde babamın da ben büyüdükçe olgunlaşmasının ve tepkilerini kontrol etmeye başlamasının da etkisi vardı sanırım.
yine de küçücükken benim düştüğüm ikilemleri veya benzerlerini bir çocuğum olursa o da yaşasın istemiyordum.günlük hayatına dinin bütün gereklerini uygulayarak devam eden biri olmasam da tüm kalbimle inanıyor ve duayı şükürü niyeti önemsiyorum.
oysa çok mümkündü benim de karşıma aynı inancı ve düşünceyi paylaşmadığım birinin çıkması ;ve onunla da mutlu olabilir ve çok sağlıklı çocuklar yetiştirebilirdik. bunun aksini iddia etmiyorum ben sadece bişey istedim o da oldu diye seviniyorum.

28 Ocak 2008 Pazartesi

bugün durgunluk var ,hani nerdeyse fırtına öncesi sessizlik kabilinden.içimi duyacak kadar boşum , genelde duyamam . oysa içim habire konuşur benim. yalnızlığımı bu yüzden severim , içimi seslendirebildiğimden . seslendirmek dedimse anca kendim duyacak kadar yükselir o ses bir başkasına erişmez. kimi zaman çok yakınımız birisine mesala kızkardeşime anlatmama müsade verir içim bana söylediklerini o kadar.çünkü ne kadar saçmalasak da kızkardeşim manalı bulur bütünleştirir anlattıklarımızı diğerleriyle birleştirebilir. işte bu lazım bana . içimi dökmem lazım ama anlayana. parça parça saçma saçma anlatasım var .varsın bana çözüm bulmasın varsın beni kurtulmak istediklerimden kurtaramasın ya da erişmek istediklerime ulaştıramasın ama anlasın .önce sonra yarım tam anlattıklarımı birleştirebilsin.illa ki üçüncü bir kişi aramam saçma ama napayım ihtiyacım bu benim.içim bana- ben içime konuştukça şişiyoruz .boşaltmak ihtiyacındayız.
aklıma bişey geldi google ' a yazdım doğruymuş .aklıma gelen; bir kitap .daha doğrusu o kitapta geçen bir ifade. okuyalı çok oldu .ifade gerçekten nasıldı böylemiydi diye doğrulattım .doğruymuş. böyle bişey varmış : " baca temizliği "
yani bizim de bacaları temizleme zamanı gelmiş .
bildiğiniz bir bacacı var mı .
yoksa burası mı :)

25 Ocak 2008 Cuma

sabun kokusu

çok severim ama öyle parfümlü değişik sabunlar değil benim dediğim bildiğimiz yeşil sabun
zeytinyağlı ya da defneli ama illa ki yeşil
şimdi günlerdir yoktun gelir gelmez bunu mu yazdın demeyin
yok ki yazacak bişey
çalıştık çalıştık çalıştık
eve gittik uyuduk geldik gene çalıştık
düzene girecek umarım ama biraz zamana ihtiyaç var
bu arada kocacım son dediği sigaranın üstüne henüz sigara içmiş değil
afferim ona...
kızkardeşim geldi iki gece kaldı bir sabah kahvaltısını beraber yapmak için işten izin isteyim dedim iyi ettim aldım izni ama kahvaltı yapcaz demedim başka bişey de demedim sadece işim var dedim
annemin işi başından aşkındı o gelemedi , erkek kardeşimin kayınvalidesi ve diğer aile fertleri annemde kalıyorlar bir haftayı geçti . kadın damar tıkanıklığından ameliyat oldu da. gerçi bir gece hastanede kaldı.sonrasında bizim evde. garipsiyorum çünkü bir sokak ötede damadının yani benim erkek kardeşimgilin evi var , insan kızında mı rahat eder dünüründe mi ? Benim annem öyle biri ki bizim evde rahat ediyorlar ,siz anlayın.
güneşli bir haftaydı ama bu sabah itibariyle bulutlar güneşi gizleyip kara benzer şeyler gündermeye başladılar , e haliyle kış günü olacak bunlar. ama benim vücudum algılayamıyor güneşin aydınlatmadığı sabahları ve uyumaya devam ediyor yataktan kalkıp giyinip işe gelmiş olmam ve bu postu bu noktaya getirmiş olmam bir mucize bu şartlarda,rüyada sandı heralde kendini isyansız çalışıyor ama birazdan birbardak çay içmezsem düşüp kalacağım masaya
uykuum vaarrrr

15 Ocak 2008 Salı

kelime oyunu : evlilik

kelime oyununda sırayı alan "evlilik" üzerine düşünürken okuduğum bir gazete röportajında geçen bir ifade geldi aklıma ,çok beğenmiştim , kim kiminle yaptı hatırlamıyorum ama o röportajda " ilişkiler parmak izi gibidir , benzerlik gösterebilirler ama gerçekte herbiri diğerinden tamamen ayrıdır ve kendine özgü karakteristik özellikler taşır" deniyordu. tam olarak bu kelimelerle olmasa da anlatmaya çalıştığı şey buydu.ben buna zaten feci inanmış biriydim ,yani bunu keşfetmem için illa da o röportajı okumuş olmam gerekmiyordu.ha nedir,bu ifadede yeralan çok zekice zehir gibi bir benzetmedir.o kabul.
evet , nasıl ki bir parmak izinin aynısından bir tane daha yoktur ; ilişkiler için de bu geçerlidir. şimdi hal böyle olunca ben doğal olarak "görücü usulü yanlıştır , evliliklerde yaş farkı olumsuzdur , kayınvalide faktörü ilişkiyi etkiler , çocuk oldu mu yandın" şeklinde kesilen ahkamlara hep kulağımı tıkarım , haa gerçekleşemezler mi bunlar elbette gerçekleşirler.Ama biz küçüklüğümüzden beri bu tip beyin yıkamalara maruz kaldığımızdan öyle olacağına inanırız ve inandığımız için gerçekleşmeleri daha mümkün hale gelmiş olur.
Ama ben kulağını tüm bunlara tıkayıp kendini ve ilişkisini kendince yaşayabilenlerin varlığına inandım.Kendi ilişkini kendin yap modeli .bu modeli uygulayanlardan biri de ben oldum , bu yolda kimseye ne minnet duyabilirim ne de suçlayabilirim.
Uyguladım dedi isem de tamamen o inanışlardan kendimi sıyırabilmem çok da kolay olmadı , örneğin yirmilerimin başında o dediğimi yapamazdım , çünkü henüz kulaklarımı tıkamamıştım , ve o duyduklarım sonucu inandığım şeyler ile resmettiğim birlikte olacağım o "mükemmmel" kişiyi ve ilişkimizi mümkünse bir tornacıya sipariş verecektim kaşı gözü boyu posu mesleği yaşı başı oturuşu kalkışı annesi babası ... herşeyi ile detaylı bir biçimde tarif edebilirdim onu. oysa henüz bir insanı veya ilişkiyi sipariş üzerine yapma konusunda gelişmemişti torna endüstrisi. ve ben de o mükemmel insanı ve ilişkimizi yürürken sokakta bulamadığımdan dolayı da yalnızdım. taa ki otuzlarıma merdiven dayayana kadar.
peki ne oldu da şimdi böylesin,doktor bize ne önerirsin demeyin ,hem kınayıp hem de kendim yapacak değilim . bence siz ne beni ne de kimseyi dinlemeyin . hayat zaten hepimizi yanıltmakta ustadır. oyunun kuralı kuralsız olmasıdır. bu tiyatroda sufle veren yoktur ; provasız çıkıp oynanmaktadır. iyi seyirler.

12 Ocak 2008 Cumartesi

keşke
saçımdaki aklarla gezebilsem , çoğaldılar ve boyamak istemiyorum
keşke
yediklerimden bir minik parça dişimin arasına illa da girmese, çıkaramıyorum
keşke
işyerimdeki oda arkadaşım sesi güzel sanıp hep de o kıro şarkıları söylemese , dayanamıyorum
keşke
kocacım verdiği kararı uygulayıp sigarayı gerçekten bırakabilse , seviniyorum
keşke
kardeşim tatilinin bir iki gününü ayırıp bize gelse , dört gözle , bekliyorum
keşke
blogumu okuyan herkes kısa da olsa bi yorum bıraksa , merak ediyorum

4 Ocak 2008 Cuma

"BEYAZ"

odadan odaya koşuşturuyorlar çocuklar gibi. eleleler hep. bir o odanın içindeler bir bu odanın , kah pencereden manzaraya bakıyorlar bembeyaz kar tanelerinin iri iri yuvarlana yuvarlana düşüşlerine heyecanlanıyorlar . kah odanın içinde bir müzede gezer gibi ağır sakin ve birbirleri ile fısıldaşarak hatta kıkırdaşarak santim santim dolanıyorlar. salona ve mutfağa kısa bir bakış atmakla yetindiler , korkarım oraları da bu şekilde gezmeyi isteyecekler ama vaktimiz de kalmadı ki.her ev gösterdiğim müşteri ile bu kadar zaman harcarsam bizim dükkan başıboş kalırdı.neyse bu çift sevimli ,neşeli ve temiz halleri ile biraz torpil geçilmeyi hakediyor.evli mi bunlar yeni mi evlenecekler anlamadım . sordum desem yalan gelene kadar öyle koyu bir sohbet tutturdular ki benimle hiç soru sorma şansım olmadı. sıcakkanlı insanlar belli belli. bak şimdi eşyaları nasıl yerleştireceklerini konuşuyorlar , kız diyor ki bu odaya çiçekli halı ve çiçekli perde , erkek bu odaya beyaz koltuk takımı isterim diyor. çiçek sehpasını salondaki camın önüne kuracaklarmış . duvarlar buzmavisi ya beğenmediler heryer bembeyaz olsun istiyorlarmış ,bi de boya masrafı ne gerek var bence bu renk de güzel.kız kurutulmuş çiçeklerden tablo yapıyormuş duvara bolca tablo asacaklarmış ama çıkarken evsahibine ayıp olmasın diye çivi yerlerini doldurmayı taahhüt ediyorlarmış olur muymuş? olmaz denmiyo ki tatlı şeye neyse depozitoyu biraz yüksek alırız olmazsa. aaa kızın ismi çiçekmiş , belli zaten adı gibi çiçekli miçekli giyinmiş .erkeğin de akgün ,o lüzumsuz beyaz sevdasını adından almış bu da belli. hah karar verdiler. galiba çıkacağız oh be şükür.
-pardon biz vaktinizi aldık ama bu evi tutmayı düşünüyoruz çiçekler için gün ışığından daha fazla yararlanan bir ev bulmalıydık ve evet bu evin salonu bize göre , eşim çok sever çiçek yetiştirmeyi de...
-vazifemiz efendim , işiniz bitti ise dükkana gidip evsahibini arayalım gelsin kontratı imzalayın( dışarda lapa lapa kar yağıyor , kış günü nasıl taşınılır pek acemi bunlar çiçek için ev mi değişir ayol ?ama bu çiçek kızımız için beyinin yapamıyacağı yok. anlaşılan bu çiçek için ev değişir)
- bahar geldiğinde evin içi cıvıl cıvıl renk renk olacak aşkım bahara kadar burada kaç filiz doğar biliyor musun , bir an evvel taşınmalıyız.
- çiçeğim hemen , evi beyaza boyadık mı taşındık bil.

kendi gençliğine dair hatıraları gözünde canlandıra canlandıra dükkanın yolunu tuttu emlakçı Sadık Bey. Keşke evlenebilseydik dedi o komşu kızıyla , pencerenin önünde çiçek yetiştirir miydi acaba o da . yalnız geçirmişti bir ömrü , şimdi şimdi pişman oluyordu inatçılığına , evet bir kuru inat yüzündendi hepsi. Kızın abisi ile kahvede sohbet ederken kar ne renktir diye iddiaya girmişler bizimki de bilmiş bilmiş Beyaz diye cevap vermişti. O da hayır siyah diye tutturmuştu. İkisinin de inadı kırılmamıştı.Sadık Bey de ne o kızı isteyebilmiş ne de başka bir kıza bakabilmişti.
Ama gerçekten de kar beyaz değil miydi ?