28 Ocak 2008 Pazartesi

bugün durgunluk var ,hani nerdeyse fırtına öncesi sessizlik kabilinden.içimi duyacak kadar boşum , genelde duyamam . oysa içim habire konuşur benim. yalnızlığımı bu yüzden severim , içimi seslendirebildiğimden . seslendirmek dedimse anca kendim duyacak kadar yükselir o ses bir başkasına erişmez. kimi zaman çok yakınımız birisine mesala kızkardeşime anlatmama müsade verir içim bana söylediklerini o kadar.çünkü ne kadar saçmalasak da kızkardeşim manalı bulur bütünleştirir anlattıklarımızı diğerleriyle birleştirebilir. işte bu lazım bana . içimi dökmem lazım ama anlayana. parça parça saçma saçma anlatasım var .varsın bana çözüm bulmasın varsın beni kurtulmak istediklerimden kurtaramasın ya da erişmek istediklerime ulaştıramasın ama anlasın .önce sonra yarım tam anlattıklarımı birleştirebilsin.illa ki üçüncü bir kişi aramam saçma ama napayım ihtiyacım bu benim.içim bana- ben içime konuştukça şişiyoruz .boşaltmak ihtiyacındayız.
aklıma bişey geldi google ' a yazdım doğruymuş .aklıma gelen; bir kitap .daha doğrusu o kitapta geçen bir ifade. okuyalı çok oldu .ifade gerçekten nasıldı böylemiydi diye doğrulattım .doğruymuş. böyle bişey varmış : " baca temizliği "
yani bizim de bacaları temizleme zamanı gelmiş .
bildiğiniz bir bacacı var mı .
yoksa burası mı :)

25 Ocak 2008 Cuma

sabun kokusu

çok severim ama öyle parfümlü değişik sabunlar değil benim dediğim bildiğimiz yeşil sabun
zeytinyağlı ya da defneli ama illa ki yeşil
şimdi günlerdir yoktun gelir gelmez bunu mu yazdın demeyin
yok ki yazacak bişey
çalıştık çalıştık çalıştık
eve gittik uyuduk geldik gene çalıştık
düzene girecek umarım ama biraz zamana ihtiyaç var
bu arada kocacım son dediği sigaranın üstüne henüz sigara içmiş değil
afferim ona...
kızkardeşim geldi iki gece kaldı bir sabah kahvaltısını beraber yapmak için işten izin isteyim dedim iyi ettim aldım izni ama kahvaltı yapcaz demedim başka bişey de demedim sadece işim var dedim
annemin işi başından aşkındı o gelemedi , erkek kardeşimin kayınvalidesi ve diğer aile fertleri annemde kalıyorlar bir haftayı geçti . kadın damar tıkanıklığından ameliyat oldu da. gerçi bir gece hastanede kaldı.sonrasında bizim evde. garipsiyorum çünkü bir sokak ötede damadının yani benim erkek kardeşimgilin evi var , insan kızında mı rahat eder dünüründe mi ? Benim annem öyle biri ki bizim evde rahat ediyorlar ,siz anlayın.
güneşli bir haftaydı ama bu sabah itibariyle bulutlar güneşi gizleyip kara benzer şeyler gündermeye başladılar , e haliyle kış günü olacak bunlar. ama benim vücudum algılayamıyor güneşin aydınlatmadığı sabahları ve uyumaya devam ediyor yataktan kalkıp giyinip işe gelmiş olmam ve bu postu bu noktaya getirmiş olmam bir mucize bu şartlarda,rüyada sandı heralde kendini isyansız çalışıyor ama birazdan birbardak çay içmezsem düşüp kalacağım masaya
uykuum vaarrrr

15 Ocak 2008 Salı

kelime oyunu : evlilik

kelime oyununda sırayı alan "evlilik" üzerine düşünürken okuduğum bir gazete röportajında geçen bir ifade geldi aklıma ,çok beğenmiştim , kim kiminle yaptı hatırlamıyorum ama o röportajda " ilişkiler parmak izi gibidir , benzerlik gösterebilirler ama gerçekte herbiri diğerinden tamamen ayrıdır ve kendine özgü karakteristik özellikler taşır" deniyordu. tam olarak bu kelimelerle olmasa da anlatmaya çalıştığı şey buydu.ben buna zaten feci inanmış biriydim ,yani bunu keşfetmem için illa da o röportajı okumuş olmam gerekmiyordu.ha nedir,bu ifadede yeralan çok zekice zehir gibi bir benzetmedir.o kabul.
evet , nasıl ki bir parmak izinin aynısından bir tane daha yoktur ; ilişkiler için de bu geçerlidir. şimdi hal böyle olunca ben doğal olarak "görücü usulü yanlıştır , evliliklerde yaş farkı olumsuzdur , kayınvalide faktörü ilişkiyi etkiler , çocuk oldu mu yandın" şeklinde kesilen ahkamlara hep kulağımı tıkarım , haa gerçekleşemezler mi bunlar elbette gerçekleşirler.Ama biz küçüklüğümüzden beri bu tip beyin yıkamalara maruz kaldığımızdan öyle olacağına inanırız ve inandığımız için gerçekleşmeleri daha mümkün hale gelmiş olur.
Ama ben kulağını tüm bunlara tıkayıp kendini ve ilişkisini kendince yaşayabilenlerin varlığına inandım.Kendi ilişkini kendin yap modeli .bu modeli uygulayanlardan biri de ben oldum , bu yolda kimseye ne minnet duyabilirim ne de suçlayabilirim.
Uyguladım dedi isem de tamamen o inanışlardan kendimi sıyırabilmem çok da kolay olmadı , örneğin yirmilerimin başında o dediğimi yapamazdım , çünkü henüz kulaklarımı tıkamamıştım , ve o duyduklarım sonucu inandığım şeyler ile resmettiğim birlikte olacağım o "mükemmmel" kişiyi ve ilişkimizi mümkünse bir tornacıya sipariş verecektim kaşı gözü boyu posu mesleği yaşı başı oturuşu kalkışı annesi babası ... herşeyi ile detaylı bir biçimde tarif edebilirdim onu. oysa henüz bir insanı veya ilişkiyi sipariş üzerine yapma konusunda gelişmemişti torna endüstrisi. ve ben de o mükemmel insanı ve ilişkimizi yürürken sokakta bulamadığımdan dolayı da yalnızdım. taa ki otuzlarıma merdiven dayayana kadar.
peki ne oldu da şimdi böylesin,doktor bize ne önerirsin demeyin ,hem kınayıp hem de kendim yapacak değilim . bence siz ne beni ne de kimseyi dinlemeyin . hayat zaten hepimizi yanıltmakta ustadır. oyunun kuralı kuralsız olmasıdır. bu tiyatroda sufle veren yoktur ; provasız çıkıp oynanmaktadır. iyi seyirler.

12 Ocak 2008 Cumartesi

keşke
saçımdaki aklarla gezebilsem , çoğaldılar ve boyamak istemiyorum
keşke
yediklerimden bir minik parça dişimin arasına illa da girmese, çıkaramıyorum
keşke
işyerimdeki oda arkadaşım sesi güzel sanıp hep de o kıro şarkıları söylemese , dayanamıyorum
keşke
kocacım verdiği kararı uygulayıp sigarayı gerçekten bırakabilse , seviniyorum
keşke
kardeşim tatilinin bir iki gününü ayırıp bize gelse , dört gözle , bekliyorum
keşke
blogumu okuyan herkes kısa da olsa bi yorum bıraksa , merak ediyorum

4 Ocak 2008 Cuma

"BEYAZ"

odadan odaya koşuşturuyorlar çocuklar gibi. eleleler hep. bir o odanın içindeler bir bu odanın , kah pencereden manzaraya bakıyorlar bembeyaz kar tanelerinin iri iri yuvarlana yuvarlana düşüşlerine heyecanlanıyorlar . kah odanın içinde bir müzede gezer gibi ağır sakin ve birbirleri ile fısıldaşarak hatta kıkırdaşarak santim santim dolanıyorlar. salona ve mutfağa kısa bir bakış atmakla yetindiler , korkarım oraları da bu şekilde gezmeyi isteyecekler ama vaktimiz de kalmadı ki.her ev gösterdiğim müşteri ile bu kadar zaman harcarsam bizim dükkan başıboş kalırdı.neyse bu çift sevimli ,neşeli ve temiz halleri ile biraz torpil geçilmeyi hakediyor.evli mi bunlar yeni mi evlenecekler anlamadım . sordum desem yalan gelene kadar öyle koyu bir sohbet tutturdular ki benimle hiç soru sorma şansım olmadı. sıcakkanlı insanlar belli belli. bak şimdi eşyaları nasıl yerleştireceklerini konuşuyorlar , kız diyor ki bu odaya çiçekli halı ve çiçekli perde , erkek bu odaya beyaz koltuk takımı isterim diyor. çiçek sehpasını salondaki camın önüne kuracaklarmış . duvarlar buzmavisi ya beğenmediler heryer bembeyaz olsun istiyorlarmış ,bi de boya masrafı ne gerek var bence bu renk de güzel.kız kurutulmuş çiçeklerden tablo yapıyormuş duvara bolca tablo asacaklarmış ama çıkarken evsahibine ayıp olmasın diye çivi yerlerini doldurmayı taahhüt ediyorlarmış olur muymuş? olmaz denmiyo ki tatlı şeye neyse depozitoyu biraz yüksek alırız olmazsa. aaa kızın ismi çiçekmiş , belli zaten adı gibi çiçekli miçekli giyinmiş .erkeğin de akgün ,o lüzumsuz beyaz sevdasını adından almış bu da belli. hah karar verdiler. galiba çıkacağız oh be şükür.
-pardon biz vaktinizi aldık ama bu evi tutmayı düşünüyoruz çiçekler için gün ışığından daha fazla yararlanan bir ev bulmalıydık ve evet bu evin salonu bize göre , eşim çok sever çiçek yetiştirmeyi de...
-vazifemiz efendim , işiniz bitti ise dükkana gidip evsahibini arayalım gelsin kontratı imzalayın( dışarda lapa lapa kar yağıyor , kış günü nasıl taşınılır pek acemi bunlar çiçek için ev mi değişir ayol ?ama bu çiçek kızımız için beyinin yapamıyacağı yok. anlaşılan bu çiçek için ev değişir)
- bahar geldiğinde evin içi cıvıl cıvıl renk renk olacak aşkım bahara kadar burada kaç filiz doğar biliyor musun , bir an evvel taşınmalıyız.
- çiçeğim hemen , evi beyaza boyadık mı taşındık bil.

kendi gençliğine dair hatıraları gözünde canlandıra canlandıra dükkanın yolunu tuttu emlakçı Sadık Bey. Keşke evlenebilseydik dedi o komşu kızıyla , pencerenin önünde çiçek yetiştirir miydi acaba o da . yalnız geçirmişti bir ömrü , şimdi şimdi pişman oluyordu inatçılığına , evet bir kuru inat yüzündendi hepsi. Kızın abisi ile kahvede sohbet ederken kar ne renktir diye iddiaya girmişler bizimki de bilmiş bilmiş Beyaz diye cevap vermişti. O da hayır siyah diye tutturmuştu. İkisinin de inadı kırılmamıştı.Sadık Bey de ne o kızı isteyebilmiş ne de başka bir kıza bakabilmişti.
Ama gerçekten de kar beyaz değil miydi ?

3 Ocak 2008 Perşembe

sobe gelmiş hoş gelmiş

''Eğer her gün kullandığınız zeytinyağı şişenizin kapağını açtığınızda içinden bir cin çıksaydı ve hayatınızda memnun olmadığınız bir şeyi değiştirebileceğini söyleseydi, neyi değiştirmesini isterdiniz?''

sevgili Sema (ki Geveze Kalem isimli blogun yazarıdır kendisi ) sobelemiş beni bu sorusu ile
yazayım hemencecik güzel bir sobe teşşekkür ederim Sema ...

çok şükür sağlık ve afiyet içindeyiz ,sağlık dileyecek duruma düşürmesin allah işimiz zeytinyağı şişesindeki cine kalmasın
ilk aklıma gelen para oluyor ama tek bir dileği param pulum olsun güzel bir fiziğim olsun yalım yatım olsun diye ziyan etmeyeceğim , çünkü olmaz ( amorti çıktı gene ) olacak bişey dileyelim değil mi ?

gezip görmeyi istediğim çok yer , beraber vakit geçirmeyi istediğim çok dost ve okunacak kitaplar görülecek filmler tadılacak yemekler var , vakit bulmayı vakitsizlikten kurtulmayı da dileyebilirdim ama bunu da cine bırakmayıp kendi kendime halledeyim.

dünyanın hali malum , savaşlar kuraklık vesaire .en güzel dilek bunların çözümü olurdu sanırım ama cin bile bunları halledemez sam amca varken.

evet değişmesini isteyeceğim çok şey var görüldüğü üzere ve fakat şimdi yazacağım şey gözümü öyle karartıyor ki diğerlerini görmüyorum bile

ben annem ve kızkardeşimle aynı yerde yakında olmayı dilerdim ya onlar gelsin buraya ya da ben gideyim oraya . sadece bayramlarda değil daha sık kahvaltı sofrası kuralım beraber. bir haftasonuna sıkıştırmayalım beraber çıktığımız alışverişleri , yarın da geliriz diyebilelim .benim bir çocuğum olursa benim kokumu tanıdığı kadar anneannesinin ve teyzoşunun kokusunu da tanısın .kardeşim evlilik hazırlıkları yaparken her çöpünü beraber alıp evine koyalım. ( ağlıyorum şu anda ,işteyim bi de )

olur mu cin ?

2 Ocak 2008 Çarşamba

bir lüzumsuzun anımsattıkları

dün akşam bana platonik duygular taşıyan ve bunu da gözüme gözüme sokarak belli eden biri aradı , yıllar sonra . evliliğimden de bihaber üstelik.amacı yeniyıl vesilesi ile benimle yeniden bir irtibat kurmak ama kendisi de bana en az binbeşyüz km uzakta yaşıyor. çocuğa kaba davranmadım , evlendiğimi de arada biyerde söyleyiverdim kocam beni partiye götürmedi evde girdik bu yılbaşına diyerek . anladı o da "ne kocam mı dedin" gibi abuk bir tepki vermek yerine biz de seneye işallah kendimize partiye götürecek bir hanım buluruz dedi zaten zeki çocuktu severdim kendisini de ama kardeşce valla öyle çünkü benden küçük . ama onun bir karış havada aklı ne bu yaş farkını gördü ne de benim onu kardeşce sevdiğimi . neyse onun telefonundan sonra ben de kendi platonik sevgililerime bir flash back yaptım , bir tanesi vardı çok özel onu seçtim bu postun konusu olarak.
ben ortaokuldayım o zaman ,bu çocukla (adı Cenk ) ailelerimiz vasıtasıyla tanıştık. İşin doğrusu kuzenim onun kuzeni ile evlendi ve ben de bu vesile ile onu tanıdım.O güne kadar tanıdığım en komik arkadaşımdı. Çok gülerdim onun hareketlerine. Tipi de hoştu .Muhabbetimiz düğünle sınırlı kalmadı evlerimiz de aynı semtteydi akşam oturması da yapıldı ailecek . hatta ben onların evinin önünden biner oldum hep okula giderken otobüse de beraber biner miyiz umudu ile ama nadiren amacıma ulaşabildim. Sonra onun babası beyin tümörüne yakalandı ve bir süre sonra da vefat etti . bu olay o çok komik çocukta çok derin etkiler bıraktı , haylaz işe yaramaz oldu çıktı. okulla dersle ilgilenmiyor bütün gün kızlarla cafelerde oturuyor diye annesi şikayetleniyordu .ben de onu bizim okuldan bir kızla görüyordum hep dışarda ,kız ise kimdi bilin bakalım .Anlatıyorum :
Babam öğretmen olarak çalıştığı okuldaki bir bayan öğretmenle birsüre flört etmiş.Babaannem onu onaylamayınca da ayrılmış, sonra da annemi istemişler , babamla dayım kanka imiş ordan tanışıyorlar ,vermişler annemi dayımın ısrarı ile ve evlenmiş bizimkiler.O öğretmen hanımın bir tane fotoğrafı vardı evde ve ben nasılsa biyerden o fotoğraftakinin babamın exaşkı olduğunu ve hikayenin geri kalanını öğrenmiştim . Çok da gizlediklerini sanmıyorum ,annem anlatmıştır heralde babama kızdığı bir vakit ...
Neyse hikayeye dönelim , Cenk in görüştüğü bizim okuldaki o kız babamın bu exaşkının kızı idi . Bunu o kız da ben de biliyorduk Önemli değil ama kız gelip benle konuşmuştu aaa senin babanla benim annem birzamanlar ohoo demedi tabii ,sadece aynı okulda çalışmışlar , annemle baban dedi .Ben de biliyordum dedim ama gereksiz insan olduğundan seninle uzatamam muhabeti der gibi bu kadarla sustum. Çünkü platoniğimle beraber görmem onu silmeme tek sebep değildi. herşeyi ile tam bir gıcıktı. hepsi bu. ismini bile değiştirmişti eskisini beğenmeyip .eminim şimdilerde de estetikli geziyodur.
Lise yıllarım onları gözetleyerek geçmedi tabii , zaten babasını kaybeden cenk ve ailesi taşındı uzağa .annesi acı günlerin etkisiyle bizimkileri biraz kırıcı hareketler yapmış babam da gidip gelmeyiverdi. Platoniğim gözümden ırak düştü.Gönülden de ... değil tabii. Hep aklımdaydı .Ama o kadar.
Sonra ben üniversiteyi kazandığım günlerde tanışmamıza düğünleri münasebetiyle vesile olan onun ve benim kuzenimin evlerinde karşılaştık. ben odtüyü kazandım o ise boşta kaldı.ama zaten o gelmezmiş orası solcu doluymuş.sanki kazanabilecek azgelişmiş beyni ile.kıskanç.bitti o anda gözümden düşüverdi. Sanki sen onun umrundaydın da diyceksiniz de mi ? Size anlatmadığım bazı şeyler var ve onun beni umursadığını biliyorum
Biyerlere girdi içinde solcu olmayan .Annesi de mezun olur olmaz onu kendi bulduğu masum temiz bir kızla evlendirip almanyaya yolladı ve şimdi bir kızı var , ismi de Özlem :)