23 Şubat 2008 Cumartesi

yaşgünümüzün arifesi

bugün yaşgünümüzün arifesi

ama yarın evde istirahat ediyor olacağımdan , buraya bişeyler yazma imkanım olmayacak.

bu sebeple perşembenin gelişi çarşambadan belli olur hesabı

yaşgünümüz 24 şubat 'ın de gelişi 23 şubattan kutlanır

iyiii ki doğduuuun seatoland ; iyi kiii doğduuun seatoland

linklere devam o halde

sevgili biyo bana "yok mu başka link" demiş .olmaz mı... sadece biyo için değil ;

(radyonuzun sesini biraz açın lütfen :) tüm kelime oyuncusu arkadaşlarım
sıradaki link sizin için de geliyor . . .
- " Sunay Akın'dan AYNA "
bizim oyuna dışardan bir katılım olmuş ; haberiniz var mı ?



sonra benim gibi yahu ben neden kiloluyum diye düşünenler
ra.dika.l de yeralan çizgilerden Cathy cevaplıyor.
bu da hepimiz için .





22 Şubat 2008 Cuma

bu link biyo için. isteyenler de okuyabilir.

bişeyler değişti

bişeyler değişti , uyanmak isteği duyuyorum sabahları eskinin aksine.yüzümü yıkayıp çıkardım ya ; bu sefer bir kalem çekiyorum gözüme kimi zaman bir allık bir ruj. pek de güzelim diyorum aynanın karşısında saçımı tararken avucuma gelen birkaç teli de mevsim değişikliğine yorarak.aslında tek bir telimi dahi kaybetmek istemiyorum senin parmakların değdi diye ; herbirini okşamadın mı gecelerce . ya da belki saçımı tamamen kazıtmalıyım . niye bir ortası yok bu işin. ya üstüne üstüne gidip koyulaştırıyorum açıkta kalmış çilek reçelinin kaseden kalkmayışı gibi orama burama yapışıyor bişeyler tatlı tatlı , ya da hoyratça söküyorum söküyorum söküyorum bir örgü kazağın iplerini koca bir yumak yapıyor ve atıp gözden uzak bir köşesine evin yok sayıyorum. keşke şimdi burda olsan. o yumaklardan birini seçsen yine örsem bişeyler sana.ya da kavonozdaki reçeli bitirsen yenisini yapsam.ya da saçlarımı tarasan.yüzüne bakıp güzelliğine doysam.çağlaları çalarken birden durup yine bana, arkadaşın badem ağacı hakkındaki o şiiri okusan.gelsen şimdi.havalar da güzelleşti.bahar geldi.bişeyler değişti.

21 Şubat 2008 Perşembe

kelime oyunu "ayna : iki "

Zeynep bizim şirkette işe başladığından beri aylar olmuştu ama pek de konuşmamıştık o güne kadar. O sabah aynı minibüse binince ilk sohbetimizi ettik ,meğer ev arkadaşıyla birlikte bizim siteye taşınmışlar bir gün önce ve artık işe beraber gidip geleceğiz gibi görünüyordu. Öğle yemeğinde de masalarına oturmayı uygun gördüm bu yeni komşumla ilişkileri biraz ısıtmanın vakti gelmişti. Sohbet ederken Zeyneplerin bizim siteye taşınırken uzakta diye boşalttıkları eve taşınan gençlerin tam da bizim işyeri sokağındaki bir evi boşalttıklarını öğrendim. O eve taşınsaydık keşke dedi Zeynep ama artık çok geçti. Onun için geç olabilirdi ama benim için bu iyi bir fırsattı. Bana o evle ilgili konuşabileceğim herhangi birini bulabilir misin dedim .O gençlerden çok yakışıklı olanın telefonunu almışmış zaten , onu arayıp evsahibine ait bir telefon numarası buldu getirdi. Aradım evsahibi evin boş olduğunu gidip bakabileceğimi söyledi zaten kendisi de kiralık evin bir üst katında oturmaktaymış.
Halihazırda internetten bulduğum ev arkadaşı arayan iki öğrenci kızın yanında kalıyordum ve meğer ben tek başıma kalabileceğim bir ev istiyormuşum. Yani içimde varolan bu isteği dile getirmem için bu bir fırsatmış ; evi görünce anladım O anda bana güzel göründü ve ucuz. Pek eşyam yoktu ve evde bir kanepe ile mini bir buzdolabının varlığı ; kombisinin olup her daim sıcak su imkanı oluşu da cazibiyetini artırdı. Küçüktü olabildiğince ama hemen tuttum o evi. Taşınma mevzu bahis değildi ,kıyafetlerim ve birkaç kutu içindeki ıvırzıvırlarım bir yatak bir halı ,hepsi bu. Taşındım. Perde ocak portatif masa gibi bazı malzemeleri satın aldım.Başladım o evde oturup işe yürüyerek beş dakikada gidip gelmeye.Öğle tatillerinde yemekten sonra eve gelip uyuyordum. Bu konfor beni acaip mest etmişti. Eşya yokmuş , ev küçükmüş peh kimin umurunda . Yatağım var ocağım da sıcak suyum da .
Annem geldi bir süre sonra . Tam olarak sekiz ay sonra geldi . Çok ısrar ettim gelmesi için aslında , artık bir evim var görmeliydi. Temizlik yaptı bi gün bi gün bolca yemek yaptı , o gidince de yerim diye .Bir gün de alışverişe gittik birlikte. Senin evde bi eksik var diyip duruyor ama ikimiz de eksiğin “bir” olmadığını biliyorduk.
Bir radyo aldık ,evde bana yoldaş olsun diye , bikaç da kapkacak ,bir de ayna.
Odam küçücüktü ,aynayı takınca duvara genişleyiverdi pek güzel oldu. Annem de “hah evet yaa ; buymuş” dedi , eksikliğin aynadan kaynaklandığını tesbit etmişcesine.

Annem gitti. Radyo , ben ve ayna kaldık. Sanki sekiz aydır bu evde yalnız kalan ben değildim

Ağladım.Buralara geleli bir yılı geçmişti ama o günden beri yapabildiğim ilk ve en uzun ve en güçlü ağlamaydı bu . Tam da o anda o küçücük odamın duvarındaki koca aynada ağlayan kendimi gördüm. Kızdım kendime.Sen istedin dedim ,yalnızlığı. Bırakıp geldin ananı bacını. Dök şimdi istediğin kadar gözün yaşını. Artık elimden tek bir şey gelirdi. Yaptım : Aldım aynayı kırdım . Eksikliğin kaynağı o değildi. Eksiklik ; ailemdi.Toparlandım .Geri döndüm.

16 Şubat 2008 Cumartesi

kelime oyunu

Onun üstünde düşünürken bana karşıtı olan kelimeleri çağrıştırdı . Esaret , kölelik , mahkumiyet , hapis ve aklımın bir yerinde yer etmiş nice nice şiirler nice öykü ve filmler sazı eline aldılar bu noktada.

Çünkü kendim ; çok şükür ki onlarda bahse konu özgürlükten mahrum sayılmam. Ve her kıymetini kaybedince anladığımız şey gibi kıymetini pek bilemediğimden ; hakkında içimden kendimden cümleler kuramadım. Benim cümlelerim susunca da işte o filmlerin öykülerin içindeki cümleler ve şiirler yazılmak üzere girdiler sıraya.

İlk cümle olma onuru en sevdiğim filmlerden birisinin oldu .Hapisten kaçarken metrelerce daracık bir kanalizasyon borusunda ilerleyen ve ondokuz yıllık haksız hapis hayatını hep bir kurtulma umudu ile süslediğini hiç fark etmediğimiz ; ama sonunda o umudu masmavi pasifiğin kıyısında bir kulubeye ulaştıran o adamım özgürlüğü ; bu filmin başrolündeydi.

Sonra yine sevdiğim eskilerden ve bizden bir film girdi sıraya. Doğduğu anda hapisle tanışan şirin ufaklığın , okudukları konuştukları ve bildikleri yüzünden özgürlükleri elinden alınmış incilerden kuş sandığı şeyin adının uçurtma olduğunu öğrenip o uçurtmanın kanadına yazıp uçurduğu özgürlük vardı bu sefer de başrolde.

İçimden şarkılarını mırıldandığım başka bir filmin cümlesi el kaldırdı buradayım diye. Siyah karanlık bir ahıra hapsetmişlerdi o filmde meryemi ,ama biliyoruz ki gerçekte de kaç tane meryem nerelere hapsedilmedi benzer sebeplerden. Ben kaçmasını diledim hep içimden , kaçıp özgür olmasını . Ama o ,ahıra hapsedilmeden önce de kimi cahillerce ; yine cehalete mahkum edilmişti ne yazık ki ,okuma yazması bile yokken kaçmak için hangi otobüse binecekti. Bunu bilen hikayenin yazarı da sonuçta onu özgürlüğe kavuştursa da yanına okuma yazmayı bilen birini verdi :)

Okuyup yazmamı öğreten öğretmenimin ,babamın, bana öğrettiği şairden gelen şiirse son cümleleri olsun bu yazının izninizle.

geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş güvercinlerin
gözünde, kanadında,
kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak içinyıkandı,
uçtu sudan.
(Nazım Hikmet 'in son bulunan şiiri )

12 Şubat 2008 Salı

sohbete sebep mi yoktu ?

yurtdışında ürünlerimize talep azaldı ,artık çin piyasaya hakim ve onun gücü karşısında ne kadar direnebileceğiz. eş dost vasıtasıyla aldığımız siparişler de tamamlandı mı gel de vurma kapıya kilidi. ticarette herşey iyi hoş ama bi de bu noktaya geldin mi , nereden de girdim ben bu yola diyorsun. ortaklarım son yönetim kurulunda benim duygusal kişiliğimi bildiklerinden "sen bu işe karışma" diyerek kararı verdiler , bir kısım işçi çıkartılacak. kalanlarla iç piyasayı zorlayıp edebildiğimiz kadar yolumuza devam edeceğiz. üniversitede okurken aklıma hiç gelmezdi memlekete dönmek oysa için için buralara hasret çekermişim de haberim yokmuş , ortaklık teklifi ile geldiklerinde babam da destek verince bir süre karşı çıktımsa de bu fikre nihayetinde oturdum masanın başına. Ortaklarım dedimse babam yaşında adamlar , beni de babamın kızı olarak tanırlar hem de iyi tanırlar . senin eğitimin dilin var ; babandan belli işine de sahip çıkarsın diye bırakmadılar peşimi ve sonuçta ikna oldum ,sekiz yıl olmuş işten başka bişey düşünmüyorum yaşıtlarım evlenip çoluk çocuk sahibi oldular annem babam başımın etini yiyorlar mürevetin de mürüvetin diye... ve ben neye tutunacağımı bilemiyorum. okula tutunduk okul bitti , işe tutunduk elimize bişey geçmedi. gezip tozmayı hiç bilemedik zaten.

turizmcilik okuduğumdan değil , bir tur şirketi kurayım diye gaza getirdiler beni ; şöylee hong kong singapur turları düzenler , arada bir kaçarsın sen de dediler oralara . anapara konusunda babama güvenmiştim ama erken terketti zavallım bu dünyayı . ardında bir yığın borçla. sattık daire dükkan ne varsa . annem artık boş boş gezip tozmamdan sıkılmış ,bir ahbabına rica etmiş bu işe soktular beni. nerde hayallerim nerde ben. allahtan basketbol var , akşamları antremana gidip iyi bi ter attım mı görmüyor gözüm şu yalan dünyayı , yakışıklılıkta da kutluaya beş basarız ama bizde nerde şans adam hem formayı kaptı hem hatunu . gerçi benim de anneme kalsa gün arkadaşı bilmem ne hanımın kızını aldı gelin diye oturttu bile , başladı mı onu anlatmaya kaçıp gidesim geliyor . ama nereye. teyzemin yazlığına. en uzak oraya gidebilirim bu parayla. haftasonu yine yazlıktayım , deniz kızlar uff be , heyyy cuma ne zaman geliyosun .... neyse kafamı toplayıp şu listedekileri aramaya başlasam iyi olacak. patron bunlardan en az beşinden yük al diye kota verdi. ilk seferde kotayı aşıp gözüne girecem kesin . alırım ben bu yükleri . a dan mı başlamalı yoksa sondan mı ? o piti piti yapsam ? o zaman karıştırırsın kimi aradın kim kaldı, sırayla git olum.

-alo
- İyi günler ben Seyyah Denizcilikten arıyorum Tughan ismim , ihracat servisinden birisi ile görüşecektim
- Benimle görüşebilirsiniz , Emine ismim.
- Cuma günü Hayfaya yükünüz varsa biz alalım diyecektim Emine hanım
- Anladım .Bakın biz Reşat Beyle görüşüyorduk hep sizin şirketten , ve onun da konuyla ilgili bilgisi vardı zaten, ihracata yönelik üretimimizi durdurduk bir süre önce ve bu durumda yük de veremiyoruz ne yazık ki.
- Reşat Bey de burada Emine Hanım ,ben de yeni başladım ,bilmiyordum öyle bişey olduğunu yine de tanışmış olduk çok memnun oldum.
- Ben de , iyi günler...

telefonu kapatıp devam etti işine Emine , işçi çıkışlarının formlarını imzalıyor , bir yandan da onlara ödenecek tazminatlar için banka kredisi için evrak hazırlıyordu.Bu şirketin herşeyine kendisi bakıyordu , bir muhasebeci bir de sekreter vardı ,üretim müdürlüğü de onların odasındaydı ,toplam dört kişiydiler işte . Zaten kimse de onu ortaklardan biriymiş patronmuş gibi görmezdi . Telefonlar sussa işimi bitirsem dediği bir anda yine bir acentadan aramışlardı işte.
Tuğhan aradı aradı firmaları ve buldu beş firmayı yük verecek , beş değil hatta yedi. Ama durdu biryerde , geri döndü , tek tek yeniden aramaya başladı firmaları en baştan , sadece " Emine Hanımla görüşebilir miyim" diyordu yok yok , sona doğru umudunu kaybetmişken ; karşısındaki ses " efendim Tuğhan bey " dedi ,

işte o.

"seninle konuşmadan önce müthiş bir başağrısı çekiyordum , sugibiydi sesin , aktı aktı ve kafamdaki herşeyi akıntısına katıp görtürdü , geçti ağrım . sonra bi an geldi ve seninle yeniden konuşmalıyım dedim kendime, ama hangi firmadaydın hatırlamıyordum ,tek tek hepsini aradım sordum sordum ve nihayet ..."
Emine de o an kendisine sıkıntı veren ne varsa bir tarafa bıraktı . Hoşuna gitmişti bu heyecan ,
deniz oldu biran ,bir an gökyüzü ; sohbete sebep mi yoktu . O gün , sonraki gün ,sonraki günler hep konuştular konuştular konuştular...

masalımız da burada bitti ;
onlar erdi muradına
gökten onyüzbin elma düştü
isteyen alsın yesin

9 Şubat 2008 Cumartesi

oradaydım , tüm kalbimle ...


ne güzel ifade etmiş bu fotoğraf;
bu fotoğraf karesindeki kadın ; bağırıp çağırmasa da en yüksek sesi ile sesleniyor duyana ve ( başımı da kapatırım , bayrağımı alır mitinge de giderim ... çünkü bu yaptığınız hiç de samimi değil siz oyun oynuyor ve bu oyunu kazanma uğruna beni kullanıyorsunuz , kullandırtmam kendimi ) diyor sanki.
Fotoğraf ; 08.02.2008 tarihli Ankara Sıhhiye Meydanı'ndaki miting hakkında Milliyet gazetesinin yaptığı yayından alınmıştır. Gidemedim ; ama oradaydım tüm kalbimle. Kızkardeşimi arayıp " sen git , kendin için gitmeyeceksen bile benim için oraya git" diyecektim. Aradım Heyecanlı bir sesle telefonu açtı " ablacım , nerdeyim bil " dedi... Mitingdemisin dedim. Evet şimdi polis kontrolünden geçeceğiz kapatmam lazım dedi. Benden önce ;ben demeden zaten oraya koşan bir kızkardeşim var ;çok gururlandım. Erkek arkadaşı ; diğer kız arkadaşları , erkek arkadaşının annesi babası kardeşi hep beraber gitmişler oraya.
Bense kilometrelerce uzakta ; işyerindeyim. Öyle bir işyerinde çalışıyorum ki , namaz serbestçe kılınabilsin diye mescit var , bu çok güzel bişey ama öte yandan ben ramazanda hasta da olsam iyi de olsam oruç da tutmasam öğle yemeğimi yiyemiyorum ,çünkü yemekhane kapalı.
Elbette başörtüsü ile üniversite okunmaz diye bir kural yok ama din siyasete alet edilemez diye bir kural var ; ve hep olacak . Bu kural olduğu sürece de herkes onun gereklerine göre davranmalı .

6 Şubat 2008 Çarşamba

yedi


bu odada tek başıma gecelemek pahasına da olsa ,evdekileri çok özlemiş olsam da , babamdan ekstradan birkaçkuruş daha istemek zorunda kalsam da kalıyorum işte. onunla konuşmalıyım , yoksa araya tatil girecek, kocaa bir yaz tatili . döndüğümüzde nerdeyse iki yabancı oluruz bu üç ayda ,en iyisi gitmeden halletmek.şu hazırlık okulunun bitirme sınavını da bu kadar dert etmeye değmezmiş ama başından bunu bilemedim.zor sanıp sınava kadar haftalardır odadan çıkmadım desem yeridir.tabii bu yüzden bu süre içinde T.yi de göremedim. şimdi sınav bitti , tüm okul boşaldı herkes evinde ama ben gitmedim. biliyorum ki o da gitmedi ve burada , şimdi onu bulup konuşmalıyım.
valizlerim hazır, bir iki parça giyecek var açıkta bir de boş yataklarla dolaplar. odanın dağınıklığı bu halinden daha iyiydi sıcaktı en azından yaşam belirtileri vardı şimdi ise bu boşluk insanı korkutmaya yetiyor. sabah babamı aradım , sesi iyi geliyordu demek ki eve geç gidiyor olmam onda bir etki yapmamış , nedenini bile sormadı zaten ,sorsa ne söylerdim bilmiyorum." baba ben birisinden hoşlanıyorum ve onunla görüşmemiz gerek " diyebilir miydim acaba bunu. konu başkalarının ilişkileri ise babamla rahat rahat dedikodu yapılabilirdi ve yapmıştık da ama kendim olunca başkahramanı olayın işte nutkum tutuldu. keşke bahsetseydim , daha sonra buna hiç fırsatım olmayacağını bilsem bunu kaçırmazdım ama neyse.
kalabalık bir arkadaş grubumuz vardı , T. bu gruptan birinin arkadaşı olarak sonradan aramıza katılmıştı.Aramıza katılmak lafın gelişi bizimle beraber yemeğe geliyor sonra çay içmeye de geliyor sonra alışverişe de geliyor felan ama sohbetlere hiç katılmıyordu. Günler sonra hala ismimizi karıştırmayı başarıyor , grupça dolaşmadığımız zamanlarda bir şekilde yolda falan karşılaşsak selam dahi vermeden geçip gidiyordu. Çözemediğim ama çok da ilgilenmediğim bir tipti işte ; ben hayatımın geri kalan kısmı ile zaten mutlu mesut yaşarken onun bu tavırlarına ayıracak pek vaktim de ilgim de yoktu açıkçası. Ama onun varmış ki , zamanla herkesle kurmadığı o iletişimi bana bahşetmeye başladı zat-ı muhterem. Bir gün saçımı yeni yıkamış olduğumda çok hoş göründüğümü başka bir gün gözlüklerimi çıkardığımda yüzümü görmek istediğini felan söyleyerek hani ona ayıramam diye ahkam kesitiğim o vaktimi ve ilgimi pek tabii ki kendisine yöneltmeyi başardı.Sonra bir akşam üstü yurda uğrayıp "yemekhanede bezelye varmış ,sen seversin gel gidip yiyelim" diyerek grubun dışına taşıdı ikimizi ve onyedi yaşımda ilk kez oda arkadaşımdan isteyip dudağıma o ruju sürüp bir akşam yemekhaneye doğru onunla yürüdüm. sonra . sonra birlikte çok uzun yürüyüşler yaptık ; çok bezelye yedik ve tabii ki konuştuk. İşin esrarı şu ki o arkadaş grubunda zaten on erkeğe üç kız olarak ezici bir cazibeye sahiptik ve kızlar arasında yurtta kalıp kendisine akşamları da eşlik edebilecek olan tek ben vardım. Gitar çalıyordu ben de dinliyordum. bir gün " e.ndü.lüs cennetim b.ac.h da tanrım , tanrıçamı da buldum" demişti . Demişti ama işte burada nokta. Bir süre sonra yılsonu bitirme sınavımız yaklaşmış oldu ve ben kendisi için ruj sürmeyi göze almış da olsam , artık akşamları görüşemezdik çünkü inek ben çalışacaktı.Hayal kırıklığı ve muz kabuğu ... Bir akşam değil iki akşam değil çağırıyor çağırıyor gitmiyorum .Gerçi öğle yemeğinde tüm ekip birlikte olmaya devam ediyoruz ama başkalarının yanında bana sıradan bir arkadaşmış gibi davrandığından artık görüşmüyorduk desem yeridir. Bu yetmezmiş gibi tam da o günlerde başka gelişmeler de oluyor. Çocuklardan biri grubun üç kızından ben olmayan başka birisi ile flört etmeye karar veriyor ve bunu gidip onunla konuşacağına Güzin Ablayım ya gelip benimle konuşmak istiyor.Ders çalışmam gerekir diye T. ile on dakika bile görüşmeyen ben ; o zavallı aşk acısı çeken dostuma bizim kızı nasıl ayarlarım sohbeti için gece onikiye kadar yurdun kantininde oturabiliyorum ve bingo : T.bizi orada görüyor. Bunu izah edebilirim ama ikincisi daha beter. Birgün öğle yemeğinde öğreniyor ki kendisi dışında hepimiz önceki akşamı çimlerde şarap içerek geçirmişiz; tabii ben de. kızmayın canım ; hayır diyemedim herkes ısrar etti , üstelik şarabı çok severim hem sınav kolaymış dediler ikna ettiler beni.
Sonuç olarak bunları açıklamam ve yaz aylarında da görüşmemizi sağlamam lazım. hiç olmazsa bir telefon numarası ya da adres alıp mektupla felan iletişimi sürdürmem için şimdi üç gün dört gün burada kalıp onu görmeyi dileyeceğim çünkü yolda görmek dışında onu bulmamın bir yolu yok ( yazarın notu : cep telefonu bu olaydan beş yıl sonra yaygınlaşmıştır )

sonuç ...

bir : onu göremeden eve döndüm
iki : zaten o dostum da o kızla flört etmekten son anda vazgeçti
üç : kırmızı şarap almışlardı ve ben beyaz içerim ,hiç içmemiştim o akşam hem de hiç
dört : sınav gerçekten kolaymış ; o sınavda aldığım en yüksek not sayesinde okul hayatım boyunca hiç ingilizce dersi görmedim ama notlarım hep AA oldu
beş : benimle bir daha konuşmadı
altı : bu bir hikayedir gerçek olması gerekmiyor.
yedi:hikayenin ismidir

4 Şubat 2008 Pazartesi

kelime oyunu " ertelemek"

daha en başından beri bilinip de görmezden gelinen
karıncanın arkasına saklanmış fil gibi bir gerçekti
birimiz başlasak söze arkası gelecekti
ama olmadı
söylenmedi , ertelendi


gidip gidip geldi o kelimeler dilimizin ucuna da
çıkıvermediler bir süre daha
karınca fili saklamayı sürdürdü ;nasıl bir saklamaksa
göründü
bilindi
ama söylenmedi ; ertelendi

yaşananlar sanki bir tiyatro sahnesindeki oyundu
sabah her uyanışda senaryo bulmanın telaşı duyuldu
ta ki kurallardan habersiz gelip aniden
oyuna katılıveren bir çocuk gibi
görünmez bir el fili sobeleyene kadar...
"gördüm seni ! çık karıncanın arkasından" dedi
ve fil sobelenince oyun bitti
ertelense de kaçınılmayacak sona gelindi

aşktı bilinip de söylenemeyen
kavuşma arzusuydu karıncanın arkasında gizlenen
bu mutluluktu ertelenen
ve belki kimbilir bir aşk meleğiydi
o görünmez el olup da fili sobeleyen

1 Şubat 2008 Cuma

gündemden kaynaklanmadı içimden geldi

eşimle ilk tanıştığımız günlerdi.çoğunlukla telefonla görüşüyorduk ,yüzyüze görüşmelerimizse haftasonları mümkün olabiliyordu sadece.bu nedenle birbirimizi özledikçe elimiz telefona gidiyordu.aslında özleyecek kadar iyi tanışmıyorduk ama bugünlere ulaştığımıza göre rahat rahat diyebilirim ki biz zaten tanışıyor gibiydik.esas konuya dönelim.o telefon günlerinde biz iki saf aylar boyunca ucuz tarifeli bir hat almayıp şimdilerde tavukla reklam yapan hattı kullanmıştık.haklıydık da ; daha ortada fol yok yumurta yok ,sevgili olduğumuzu ilan etmemişiz ikimiz de çekiniyoruz kim söyleyecek yeni hat alalım diye ,bu nedenle de çok para ödedik çook.sonradan ilan edilip sevgililik hali bir de ucuz tarifeli hat alınca anladım telefonda konuşmak aslında bizim ödediğimizden onlarca kat ucuzmuş. pahalı hatlı o ilk ısınma günlerinde de heyecanımız doruktaydı ve hiç öyle kısa bir nasılsın iyiyim konuşması yapamazdık ; özellikle yatmadan önceki sohbetler uzarda uzardı. ve sohbetin sonunu getirebilirsek o bana Allah rahatlık versin diyerek kapatırdı. ve bunu öyle içten söylerdi ki ...

İlk bakışta sıradan bir iyi geceler dileği gibi gelse de ben şifreleri kırmış ve karşımdaki insanın güçlü bir inancı olduğunu ,aldığı terbiyenin o yönünü bu üç kelimeyle dahi olsa yansıttığını sezmiştim.ve bu beni sevindirmişti. din , devlet işlerine karıştırılmaması gereken bir konu, sonuna kadar bunu savunurum ama ben ve sevdiğim adam bahse konu devlet değil ve hal böyle olunca dini değerleri de etkili oluyordu. etki derken tamamen ona dayalı bir ilişki kuracağımı söylesem beni şurdaki yazdıklarımla tanıyan hiçkimse buna inanmaz ve inanmamakta da haklıdır.
ama katolizör etkisi diye bişey var ya ; o işte benim kastettiğim.
annemle babam bu anlamda iki ayrı dünyanın insanı gibiydiler ve ben çocukluğumu bu iki kişinin arasında kalmışlıkla yaşadım hep.annemin yönlendirmesi ile namazı öğrenmeye çalışır ve kılardım ama tam da bir yerinde babam gelip beni görmese diye de içimden geçirirdim.çünkü onun ne düşündüğünü bilirdim ve ben o düşünceler dışına taştığım için beni sevmemesinden korkardım çocuk aklımla. büyüdükçe işler yoluna girdi tabi ama çocukken bunun tam tersini hissediyordum. doğrusu işlerin yoluna girmesinde babamın da ben büyüdükçe olgunlaşmasının ve tepkilerini kontrol etmeye başlamasının da etkisi vardı sanırım.
yine de küçücükken benim düştüğüm ikilemleri veya benzerlerini bir çocuğum olursa o da yaşasın istemiyordum.günlük hayatına dinin bütün gereklerini uygulayarak devam eden biri olmasam da tüm kalbimle inanıyor ve duayı şükürü niyeti önemsiyorum.
oysa çok mümkündü benim de karşıma aynı inancı ve düşünceyi paylaşmadığım birinin çıkması ;ve onunla da mutlu olabilir ve çok sağlıklı çocuklar yetiştirebilirdik. bunun aksini iddia etmiyorum ben sadece bişey istedim o da oldu diye seviniyorum.