29 Mart 2008 Cumartesi

AL FA BE

A . nkara , hayatımda çok özel bir yeri olan şehir

B . abam , özlemlerimin en başında o gelir

C . umhuriyet , bugünlerde anlamı daha bir farklı

D . eniz , ismini sessiz balık olarak belirleyen yazar için anlamlı olsa gerek

E . lma , kırmızı yeşil ekşi tatlı ne çeşit olursa olsun çok sewerrimmm

F . adime ( çok sevdiğim birisinin adı )

G . üneş , kolay anlatılır bişey değil ama ben güneşli günlerin insanıyım bunu bilirim

H . iç bişey gelmedi bununla ilgili aklıma :))

İ . letişim . kendimi iyi cümle kurabilen biri olarak yansıtmış olabilirim , burası yazılı bir paltform ama ben konuşurken iletişim becerileri yüksek biri değilimdir. ve eksikliğini duyarım.

J . an janlı derken bu harfle mi yazılıyo

K. uzujum , kızkardeşimi böyle çağırırım o da hep bakar bilir çünkü adını

L. emon tree , bu blogun bir yerinde bu şarkıdan bahsetmiştim Isolation is not good for me

M. aaş , napolyon ne demiş?

N. ihayet , böyle bir bar var bilen bilir

O. kul , acaba ilk okul ne zaman kuruldu kimin aklıan geldi böye bişey ? gitti ömrümden yıllar

Ö. z .......... benim ismim; erkek kardeşimin ismi ; kızkardeşimin ismi ; onun sevgilisinin ismi ; işallah bir çocuğum olursa onun ismi bu harflerle başlıyo :)

P . inhani , hele bi geeellll

R. oka , mmmm , çok güzel olur salatası

S. iyah , bana yakışır- öyle diyorlar

Ş. en şakrak , bu harf pek bi eğlenceli geldi bana

T. atil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil(40 oldu mu:)

U . yku - cu benim diğer adım

Ü . ç , bu sayı ile bi şey var aramızda

V. era , rüyama girdi bi gece , bu isim yani , dilime dolamışım vera vera diye dolaşıyorum

Y. ağmur . seviyoruz. bu günlerde daha çok.

Z. il , çalıyor karnım acıktım

24 Mart 2008 Pazartesi

hatıralar

Alışveriş canavarı değilim ,hiç de olmadım. Belki içimde biryerlerde gizli bir canavar vardır ama hiçbir zaman onu ortaya çıkarmaya yetecek param da olmadı . Bunun neticesinde gün gelip kendi evim olacağı tutunca ;ve de o evi döşemek için eşya lazım olunca ; o eşyalarla ilgili alışveriş yapmam gerekince kendimi kaybetmezmiyim?

Bunları yazıyorum , okumaktan zevk alırmısınız bilmem ama benim için hayli ilginç bir süreçti ve bir yerlere kaydetmesem olmazdı.

Evimin ilk alışverişleri daha ortada bırakın folu yumurtayı tavuk bile yokken ; sırf sevdim beğendim diye kendim kendime ,ya da alıp bir kenara koyalım düşüncesindeki annem sayesinde yapılmış. Hoş bir porselen takım ,çatal kaşık takımı ,tabii ki çelik tencere takımı şeklinde bu alışverişler yanında nevresim havlu dantel mantel var , anlarsınız işte.

Sonra zamanla fol ve yumurta ortaya çıkmaya başlayınca ben ilk kampanyada çamaşır bulaşık makinemi aldım , çok ince eleyip sık dokuyarak değil , basit ve ucuz bişeyler buldum yetti. Nişanlandıktan sonra bir süre ben işsiz güçsüz evde oturup evlilik bekledim annemin evinde.
Hal böyle olunca bu boş vakitlerimi değerlendirmek adına çıkıp çıkıp mobilya mağazalarını dolaşmaya başlıyorum. Elimde defter kalem ,yazıyorum tek tek. Broşür topluyorum. Beğendiklerimi işaretliyorum.Biraraya gelirsek bakarız diye. Ama eşim pek de alıcı gözle bakmayınca ben anlıyorum işin başa düştüğünü.

Alıcı gözle bakınca benim gözüme ilk çarpan şeyse halı oluyor. Bir alana bir bedava. Bunlar gibi zevkime uygun bir halı bulmam çok zor olacağından ( çünkü ben düz sade bişey istiyorum öyle sultan halılarından değil ) Ev kaç metre olacak halılar odaya uyacakmı mobilyalara uyacak mı sorularını duymazdan gelip veriyorum kredi kartını taksitler onsekiz ay. Hooop işte sana halılar tamam. O zamanlar nişanlım olan eşim habersiz bile.

Ben halılardan sonra gidip yatak oturma ve salon takımlarını da alıyorum. Çeeekkk kredi kartından taksitler onsekiz ay. Sadece salon takımını internetten görüyor bizimki onaylıyor , gerisinden bihaber. Bunlar böyle yazıldığı kadar kolayca bir günde olup bitmiyor ama ; ben aynı markanın dört mağazasını bile dolaşıyorum daha ucuzuna bulmak adına.Yanımda sağolsun kızkardeşim var hep. Yaz demiyor sıcak demiyor üstelik de çoğunu yürüyerek geziyoruz bu mağazaların.

Sonra birden ben evlenip yerleşeceğim şehirde bir iş buluveriyorum pat diye hadi başlayın diyorlar.İş bulduğum gün hemen ilk gördüğümüz evi kiralıyoruz.Oradan perdeciye gidiyoruz. Koca evi beşyüz liraya güneşlik artı tül perdelemeyi başarıyorum hem de beğenerek. Sonra nişanlımla bir beyaz eşyacıya gidip önümüze ilk gelen standart özelliklerde birer tv buzdolabı alıyoruz ; çeeek kredi kartından taksitler onsekiz ay.

Bana fırınımı bir dayım alıyor , öbür dayımın verdiği parayla salona aynalı konsol alıyorum. Alışverişlerin çoğunda yalnızım. Sadece yemek masası ve sandalyeleri ; damatlığı almak üzere geldiğinde gösteriyorum bunları beğendim diye o kadar. Kendim karar verip alıyorum. Bu durum anadolunun küçük şehirlerinde çok rastlanır bişey değil.Ama ben yaptım oldu.Erkek tarafı şunu kız tarafı bunu alır gibi bir kurallar silsilesi varken siliveriyorum hepsini. Biz aynı tarafa geçmiş olmasak evlenmezdik diyorum , o da bana katılıyor canı gönülden.

Sonra annemin evindeki ufak tefek bana ait ne varsa kolilere dolduruluyor. Bir liste yapıyorum bu esnada ben ; kutulara yerleştirdiklerimi düşerek ; ne eksik kaldı listesi. O listeyle beraber bir züccaciye mağazasına giriyoruz. Mandaldan leğene,tepsiden lavabo fırçasına kadar.Hatta huni bile almışım ve eşim dumura uğruyor. Evlendiğimizde neredeyse hiçbişey eksik değildi. Eee fırsat ele geçmişken alayım dedim sonra ne olur ne olmaz. Onları peşin ödedik, ciddi bir indirim yaptılar bu sayede , aldıklarımın yarısı bedavaya geldi.

En son aşamada mutfak masa ve dört sandalyesi vardı. İşte onu eşimle beraber seçtik. Sanırım en zor karar verdiğimiz eşyamız da onlar oldu. Hatta sırf sandalyelerini görmek için tatlıcı tombağa gitmiştik onları nerden aldınız demeye . O anda anladım ki diğer eşyaları eşimi beklemeden kendim pat pat alıvermekle en doğru kararı vermişim. Sandalyelerin parasını arkadaşlarım ödeyerek düğün hediyesi yapacaklardı ,düğünden önce beğenme meselemiz halloldu neyse ki şimdi evimde herbiri bir arkadaşımın adına kayıtlı dört sandalye var :)

Kredi kartlarını nasıl ödediniz diye sormayın. Ne takılar yetti nebişey.Eşim işten çıkarıldığında aldığı tazminat ile ödedik.Yani işten çıkarılması işimize bi o konuda yaradı.

Herbiri farklı zamanlarda farklı markalardan alınan mobilyalar , uyum içinde , aferim diyin bana. Halılar ve perdeler de onlara uyum sağlamış. Hatta tümü o kiralık eve uyum sağladıkları gibi hepsi şu anda yaşadığımız kendi evimize de uydular.
Allah ağız tadıyla sağlıkla oturmak nasip etsin dua edin de...

Gelinlik alışverişim başka bir posta kaldı :)

18 Mart 2008 Salı

ses veriyorum ...

iyiyim

işlerden vakit bulup yazamıyorum

daha da kötüsü bunlar iyi günlerim , öyle bir proje aldım ki ilerleyen günlerde beni çok daha yoğun günler bekliyor.

yani artık çok daha az buralara gelebileceğim

böyle günlerde keşke ben de evden yazabilsem diyorum bazen ama sonra vazgeçiyorum ;
bütün gün bilgisayar ile haşır neşir olup akşam gidince evde de onun başına oturmak istemiyorum . evde olunca kontrolümü kaybedip gereğinden uzun vakit harcamak
korkusundan almıyorum eve bir bilgisayar.

arada bir ses veririm umudundayım,
özleyin beni e mi.

12 Mart 2008 Çarşamba

bu süre içinde

hangi gün bilmiyorum ama geçmişte bir gün var : ve ben o günden bu güne kadar geçen bu süre içinde bir taş atıp kolumu bile yormadım , bu kadar aynı yol üzerinde dünden kalan ayak izlerimi takip ederek aynı yerden gelip aynı yere gitmekte olduğum hiç bir zaman dilimi hatırlamıyorum. ben çok sıradışı bir hayat yaşamadım otuz yıl boyunca ama hep bir hareket içindeydim.hiçbişey değişmeyince , ve değişmesi beklentilerim olmayınca şimdi şu anda acaip sıkılıyorum. her sıkıntı bana bir sinir atağı şeklinde geri dönüyor. kime sinirlenecem : ya kocama ya da işyerinde oda arkadaşım olan o kişiye. iki kişi ile sınırlıyım . başka kimseyi görmüyor sayılırım. iş arkadaşım ile belli bir seviyeyi korumak zorunda olduğumdan onu da eledik. kala kala kocam kaldı geriye. kendimi her saniye bavulumu alıp evi terkedecek kadar okun ucunda hissediyorum. yani bir ok atımlık halim kalmış. henüz atmadım o oku , ve sinir ataklarımı yatıştırıp gidip kedi gibi sırnaşıp kendimi affettirmeyi başardım . sağolsun o da beni affetti . ama o kadar sıklaştı ki bu ataklar , kredimi tüketiyor olmalıyım. kendi nezdimde de tükeniyor. bu ben değilim.daha pozitif , daha yaratıcı , daha sakin , daha kendine güvenen biriydim. değiştim.
bu şartlar altında içimde sakin bir oda bulup orada oturup yazı yada şiir yada her ne ise yazmak mümkün olmuyor. hep kendi kendimle tartışır halde olan içim , başka bir konuya odaklanamıyor.
bu yazı da aslında "neden" böyleyim sorusuna cevap arayışımla ortaya çıktı.

6 Mart 2008 Perşembe

bir mektup buldum çekmecemin taa gerisinde

temiz ve beyaz masa örtüleri olan bir lokantada karşılıklı oturmuş sessizliğimizle birbirimize çok şeyler anlattığımız bir gündü.bir öğleden sonra olmalıydı.çünkü o sessiz uzayan sohbeti "gözüme güneş geldi" diyerek böldüğünü hatırlıyorum. güneş; dünyanın öbür yarısının sabahı olmak için koşarcasına uzaklaşırken ışıklarını saçlarında dolaştırmayı da ihmal etmemişti.benim dokunamadığım saçlarında...sana isminle bile hitap edememişken bu arzunun içimde nasıl büyüdüğünü sen tahmin et. sen yer değiştirip masada yanıma oturunca artık gözlerine bakamadığımda susmuştum. sessiz sohbetler eden gözlerimiz artık birbirine bakmıyordu. ve sen bir tek gözlerini açıkta bırakan o kalın duvarınla masanın karşısından yanıma geldiğinde , güneşin şimdi doğacağı öbür yarısı kadar uzaktın benim bu akşam kokan dünyama. sen sabaha uyanırken ben günbatımını kokluyordum.sen duvarlarının ardında gizli bir ormanı bahara uyandırırken cıvıl cıvıl ; ben yalnız bir koca çınardım yapraklarını sonbahar rüzgarında kaybetmekte olan. " canım kızım.Çiçeğim.özür dilerim.belki de o duvarı sen örerken ilk harcı ben koydum.belki tuğlaları tek tek ellerimle sana getirdim. ama pişmanım.yık artık onu. bırak bu çınar da bir yer bulsun senin o gizli ormanında.bırak babanın elleri okşasın bir kez başını.bırak bir kez seni benim koyduğum isminle çağırayım. bırak sana sarılayım." diyemedim yine ve bir kez daha ve gelmemek üzere gittim.

3 Mart 2008 Pazartesi

öylesine

sabah uyandığımda heryer bembeyazdı.sürpriz oldu.ama erimeye başlamış bile hava çok ılık. cumartesi akşam beşte işten çıkıp eve girdik bu sabah çıktık.tembellik tavan yaptı. önümüzdeki cumartesi arkadaşım Hülyanın nişan töreni var ; yeni haber verdi ve salonda yapılacakmış.Giyecek hiçbişeyim yok.Aslında var bikaç şey ama sığamıyorum.Görenler beni hamile sanıyor.Göbek o derece yani.Oysa değilim.Neyse ya kotumla gideceğim o nişana ya da bu meteliksiz günlerde tam zamanıymış ve çok gerekliymiş gibi bir takım felan alacağım.Ya da gitmeyeceğim diyemiyorum. Arkadaşım demek biraz az kalır çünkü. Kuzenim diyelim. Zaten annesi de babası da hayatta değil ona destek olmak borcumuz. Hem de benim de erkek kardeşimin de düğünlerimizde Hülya az koşturmadı ve bu borç ikiye katlandı. Kotumla da olsa gidip yanında durmak isterim. Allah herkesi sevdiğine kavuştursun , kavuşanları da ayırmasın.Amin.