29 Nisan 2008 Salı

sobe " üç kadın "

sobenin ismini kısalta kısalta üç kadın yaptım , eee bu ne şimdi oldu . pardon. biraz açayım. Archi Sugar Esra beni sobelemişti , yakınlarım haricinde beni etkileyen üç kadından bahsetmem için.Öncelikle hiçbir sobede yapmadığım birşeyi yaptım ve geriye doğru sobenin izini takip ettim
ilginç bir tecrübe oldu ve çok güzel bilgiler öğrendim.size de tavsiye ederim.

ben farklı bir bakış açısıyla bu sobeyi yanıtlayacağım ve hemen buradan yeni yeni bloglarımıza yorumlar bırakmaya başladığımız ve bundan memnun olduğum Çınar'ı , bloguna yazması için teşvik etmek maksadı ile Emre'yi ve bu konuda o da yazmak ister diye düşündüğüm Sema'yı SOBELİYORUM !

gelelim üç kadına ...

bir tiyatro sanatçısı ; isim önemli değil ama Afife Jale ilk aklıma gelen oldu.Elbette yazmadan geçemeyeceğim için Gülriz Sururi ve Yıldız Kenter.

gezip görüp bunlarla ilgili program yapan bir kadın ; örneğin Banu Avar ,Nuray Yılmaz ve Gülhan Şen .

yaşadığı acıya rağmen dimdik durabilen bir kadın ; Güldal Mumcu , Rakel Dink , Şengül Hablemitoğlu

26 Nisan 2008 Cumartesi

sobe "kitap okumak"

kitap okumak konusunda sobelemiş beni yıldız yağmurları
yatmadan önce birkaç sayfa derim.illa ki.
ama en güzeli sabah okumalarıdır .
dinlenmiş ve sakinken.
sonra elinden bırakamayıştır o kitabı.
ve kayıp giden saatlerdir.
işe geç kaldım bir keresinde.
"hayırdır özlem hanım otobüsü mü kaçırdınız diycem ama sizin ev öbür sokakta"
"e şeyy ben uyuyakalmışım da" (yalan aslında üç saattir ayaktayım ama kitaba dalıp gitmişim saatin kaç olduğunun farkında bile değilim : )
bu olayın vuku bulduğu günlerde tv yoktu evde,yalnız yaşıyordum,sıkılmıyor musun diyorlardı.oysa çok meşguldüm ben kitaplarla.
bu arada bookxcrossinge evet diyorum ben bayılırım sağda solda kitap bulup okumaya.çünkü çok kolay seçim yapıp okuyabilen birisi değilim. bunu alsam öbürü kalacak gibi.çok zorlanırım kitap seçerken ben.maymun iştahlıyım da aynı zamanda. bir yazar veya bir tür ile organik bağ kurabilmiş de değilim.bu sebeple kendiliğinden gelen bir kitap için ancak şükrederim.bu faaliyet kapsamında sadece zaman kaybı olarak tarihe geçebilecek bir kitapla karşılaşma riskim de var ama ; ekonomi ne der : risk arttıkça beklenen kazanç da artar

bu sobede sevdiğimiz yazarlar veya kitaplar ismen anılmalı mı bilmiyorum ama bir kaç isim vereceğim , daldan dala olmayacak bunlar çünkü sevdiklerimin çoğu roman .

nikos kazancakis ; zorba : okurken bi ege kıyılarına gidip geldim güzel vakit geçirdim deniz ve zeytin kokusu geldi burnuma diyelim ama kitaptaki "hayatın anlamı" diyalogları da müthişti

sezgin kaymaz ; zindankale : yazarın benim okuduğum son kitabı bu ama öncekileri de okudum. yahu şimdi bu gerçek mi değil mi arasında gide gele heyecanla okunuyor , tepe taklak olarak hem
knut hamsun ; toprak yeşerince : çok eskiden okuduğum bir kitap bu benim.bu kadar etkisinde kaldığımı bilmiyordum aslında fakat içimde bu kitap hakkında yazma isteği duyduğuma göre etkilenmişmişim demek ki.

ihsan oktay anar ; puslu kıtalar atlası : bu kitap ve yazarın diğer kitaplarını da hesaba katarak okullarda bize hep o kuru kuru tarih kitaplarını okutacaklarına biraz da böyle kitapları okutsalardı ya diyesim geldi ama demedim ben yok o tarih kitaplarımın üstüne gül koklamam
bu konuda yazmak isterlerse mücevher kutusu Aysun , Archisugar Esra ve Yaşamın Kıyısında 'yı sobeliyorum .

25 Nisan 2008 Cuma

ve anneme , ve kız kardeşime

evet ; kocama bir şiirle bağlantılı gönderdiğim mesajdan sonra ;diğer en çok sevdiğim iki kişi için de içime doğan şiirlerle birer mesaj yollama isteği duydum. hiçbiri bu blogdan haberdar değiller oysa , neyse ben yazayım da .

anneme
" senin ellerinden öpmek için geliyorum her sabah aynanın önüne ben anne "

Beşikler vermişim Nuh'a,
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,Tanıyor musun ?
....

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
( AHMED ARİF , ANADOLU )


kız kardeşime " onsekiz yaşımdaydım , bu şiiri yazıp bir karta sana postaladım.çünkü ayrıydık.ve ben yalnızdım.şimdi de öyle."

"sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var
dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları
sonbahar yıldızlarının sessiz sedasız çırpınmaları
ve büyük yalnızlığım var
biliyorsun hani o rüzgarın gözüne karanlık bir yelken açtığım
içimsıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım
yalnızlığım"
( ATTİLA İLHAN )

23 Nisan 2008 Çarşamba

kocama "senin o sadece insan olan halini sevdim ben ey adam"

Senin adını
kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,(bizlere âlâtı-katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek
bana yasak...
Burası benden başka kaç insanın evidir?
Bilmiyorum.
Ben bir başıma onlardan uzağım,hep birlikte onlar benden uzak.
Bana kendimden başkasıyla konuşmak
yasak.
Ben de kendi kendimle konuşuyorum.
Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
şarkı söylüyorum karıcığım.
Hem, ne dersin,o berbat, ayarsız sesim
öyle bir dokunuyor ki içime yüreğim parçalanıyor.
Ve tıpkı o eskiacıklı hikâyelerdeki
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
mavi gözleri ıslak kırmızı, küçücük burnunu çekerek
senin bağrına sokulmak istiyor.
Yüzümü kızartmıyor benim onun bu an
böyle zayıf
böyle hodbin
böyle sadece insan oluşu."

nazım hikmet ( BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMINMEKTUPLARI'NDAN)

21 Nisan 2008 Pazartesi

havadan sudan şeylerden teşkil post

*havadan sudan konuşmak eskiden boş konuşmak iken bugünlerde gayet bilimsel ve duyarlılık içeren konuşmalar oluyor ; çünkü havalar artık sıcak ve kurak , sular ise az . annemler oturdukları apartmanın önünde yeralan çimleri kurutmuşlar bir kaç daha ağaç ve gül fidanı dikmişler . malum çim sürekli sulanmak gerektiriyor.
*bu yaz ; hava öyle ısındı ki erkenden tatil moduna girdim ; haziran sonunda tatil işini halledip kavurucu sıcaklarda yollara düşmeyelim istiyorum. eğer bir aksilik çıkmazsa:)
*ayrıca kızkardeşim üniversiteden mezun olacak.olduğu gibi de yine ankarada kalacak-mış.öyle planlamış. bu dünyanın herşeyine kafam basıyor bi tek biz iki kız kardeş ve annem nasıl oldu da aynı yerleşim yerinde oturmayı beceremedik ona basmıyor. aptal mıyız biz. ayrılık şart mı.
*haftasonu iki kişilik yaşantımız yüzünden bolca eleştirildiğimiz bir görüşme yaptım kuzenimle. evet biz pek dışarı çıkmıyor ve pek ev gezmesi ziyaret yapmıyoruz.arkadaşımız da yok.kimseyi evimizde ağırlamıyoruz.o kuzenim eşimle beni evine "el öpmeye" bekliyormuuş -evi burdan 2,5 saat ötede bir başka il sınırları dahilinde(? !! ?) ve o bizim şehre gelip gitmiş üç kez ,bana da uğramamış ( bi de söylüyo ) nedeni önce ben ona gitmeliymişim ondanmış. önceyaşantımı özet geçtim ,cumartesileri de çalışyorum. iş-ev arası geçiyor vakit diyerek.gidememe nedenimizi anlasın diye. anlamadı.üzüldüm. sonra düşününce aklıma bişey geldi ,aradım bu aklıma geleni söyledim.şöyle ki.evlenmeden önce taa lise yıllarımdan beri ben hep ona gittim.evine gittim kaldım.temizlik yaptık beraber camlarını bile sildik.yemek yaptık ona bilmediği sucuklu menemeni öğrettim. abla dedim abla yerine koydum.ama evlendikten sonra türlü sebeplerle başta da vakit yokluğundan evine gidemedim."yani hiç mi hatırım yoktu.buraya kadar geldin ve evimi görmek beni görmek istemedin.koyup geçtin"dedim.ona kırıldım.artık gitsem de o istedi diye gitmiş olacağım için hiç gitmem daa ii
*piknik yeri arıyoruz.sabahları erkenden gidip kimseler yokken kahvaltımızı yapalım pazar günleri diye.ama bu şehir nası bi yer ise bilemedim ,bulamadık öyle bi yer.eşim ikimiz gidemeyiz oralara ,on kişi dağdan inseler seni kaçırsalar ben naparım gibi türk filmi hikayeleri uyduruyor. erkek erkeğe ya da kalabalık bi grup gidilirmiş.ve de ben hayatta en sevdiğim şey olan açıkhavada kahvaltı edemiyorum.bizim balkon da yok sayılır ,tek balkonumuz var ve camlı
sanki tek eksiğim bu mu bu şehirde , değil. ama görmemeye çalışıyorum alışmaya çalışıyorum
* kayınvalidem birer kavanoz çilek,kayısı,ayva reçeli ve kayısı marmelatı hazırladı geçen yaz ,ve ben sadece çileğin yarısını tüketebildim biz tatlı sevmiyoruz eşimle.ona bu yaz bunları hazırlamamasını söylemek istiyorum ama yanlış anlamasından korkuyorum.yoksa eline sağlık misler gibi reçeller ,o kaysılar hele demir gibi dipdiri duruyor kavanozlarında hala.
sevgili biyo bana gülecek fakat nutella bile bitmiyo bitse de kavanoza kuruyemiş koysam.birbuçuk yıldır evliyiz sadece bir kavanoz boşaldı ikincisi hala yarıda.

17 Nisan 2008 Perşembe

serzeniş

sevinçten ses yok.
ben de ses veriyor olsam da bu kimin sesi bildiğimden değil.kaç tane ben konuşuyor aynı anda şaşırıyorum içimde.dışımda da öyle aslında.bi şey diyorum sonra o ses dalgaları tekrar kulağıma geliyor yo bu benden çıkmadı ama hayır benim sesim gibi ikilemler yaşıyorum.patavatsızlık mı deniyor buna.bilmiyorum biraz çenemi tutmayı başaramıyorum. kayınvalideme bu konuda hayranım.nasıl ölçülü nasıl hanımefendi konuşuyor.özellikle de yabancıların yanında.sanki susup biblo gibi oturacak.oysa yaşını başını almış görmüş geçirmiş olup eminim ne çok anlatacağı şey vardır herbiri birer hayat dersi niteliğinde olan.
geçen akşam eşim ben ve o ; bir bebek olmuş yakınlarımızdan birinin onlara gittik ziyarete. gittiğimiz evin sahibinin de kayınvalidesi ve teyzesi varmış böyle ortayaş üstü bayanlar.evsahibi lohusa ya kalktım çay servisinde ben de yardım ettim . bebek için oda ısısı epey yüksek tutulmuş. haliyle kalabalık olunca biraz daha ısındı ev.üstüne bi de mutfağa gidip gelirken hareket edince ben şıpır şıpır terlemeye başladım. oturdum nihayet.bi ısrar bi ısrar çay iç çay iç. yok içemiycem çok sıcak terledim önce bi nefes alıyım diyorum dinleyen kim.neyse bi süre sustular o iki hanım.sonra hemen biri konuyu açtı."rejim mi yapıyorsun niye çay almadın"
hayır az önce de tatlı sunulmuştu onu da almamıştım ama tabak yetmediğinden ben yabancı değilim evsahibi de uğraşmasın tabakla çanakla deyip sesimi çıkarmamıştım yoksa kibarlık edip bir dilim yemek gerektiğini düşünüyorum.ama ben kibar olsam da karşımdakiler değil. ben kızkardeşime bile sormadığı takdirde görüntüsü ile ilgili yorum yapamazken yabancı birilerinin benim dış görünüşüm hakkında fikir beyan etmeyi kendilerinde hak görmeleri ilginç. "rejim"yapmıyorum desem ona bir kulp takacaklar yapıyorum desem ona başka bir kulp bulacaklar biliyorum.allahtan evin sahibesi yetişti çayla rejim mi olur o servise yardım ediyim diye kendine almadı sağolsun yoruldu dedi.konu kapandı sanmayın. meyve geldiğinde de tekrar aynı yere döndük hadi ye bunlar şişmanlatmaz dediler.ben de o saatte portakal veya elma yersem mümkün değil uyuyamam benim enzimlerim zayıf sindirim olayı saat sekizden sonraya kalırsa yandık gece boyu karnım ağrır ama ne diyeceğim onlara bu uzun hikayeyi aktarmalı mı yoksa verin lan yiycem mi demeli . off bir daha evimden dışarı çıkarsam iki olsun diyerek konuyu kapatıyorum.
hayat insana her an gülmüyor neden "güzel bir vücut" vermiyor

14 Nisan 2008 Pazartesi

sevinç'e hitaben

tatlım sevinç kardeşim
ne telefonun açık ne blogun
mail attım ona da yanıt alamadım
yani resmen ulaşılamıyorsun
bu durumda
sen bana ulaş diycem
ne diyim başka
merakta bırakma öpüyorum

9 Nisan 2008 Çarşamba

hiç şekersiz açık çay

bir teyzem var ; doğrusu annemin teyzesi ,yaşlı tatlı bir nine aslında ,onun tatlı oluşu da dilinden. küçüklüğümüzde ziyaretine gitmeyi kabul ettiğimiz nadir insanlardan biriydi ,bugün de öyle ama artık eskisi kadar sık görüşemiyoruz mesafeden dolayı.o ziyaretlerde bize mutlaka anlatacak bir masal bulurdu.masalın kahramanları olan elicek ve ebicek iki kardeşti. hep yaramazlık yaparlardı başlarına türlü dert açarlar ama sonuç mutlu sonla biterdi.
aklıma geldi işte,o günleri mi özledim ne.
ben de küçük çocuklara masal anlatabilmeyi isterdim.ama hazır yazılmış masalları okumak ve aklımda tutmak zoruma gidiyor.kendim uydurayım desem ; yok onu hiç beceremem.
aman sanki hergün küçük çocuk görüyormuşum gibi ; böyle bişeyi niye dert ediyosam sanki.
çocuk aklında büyüklerle uğraşmaktayım mütemadiyen ama gerçek çocuklarla nerdeyse hiç temas noktam yok.üniversitede okurken de böyleydim.yurtta kalıyorum ,kampüs içinde okul zaten aylar var hiç dış dünya ile temas kurmuyorum.sonra birden bir alışveriş merkezinde felan buluyorum kendimi ve acilen pusetlerinde gezen o küçük insanları öpmek onlarla oynamak telaşımı keşfediyorum o esnada.nedense?şimdi de öyle , haftanın altı günü sabah erken çıkıp akşam vakti kapısından girdiğim evimin çevresinde olup bitenlere şahit olamıyorum belki komşularımızın tatlı ufaklıkları vardır masal anlatılabilecek ama hiç kimseyi tanımıyorum ki.
kilo aldıkça kendimi halama benzetir oldum.halam masal anlatmaz hiç .tatlı dilli de değildir.ama onu da çok severim.
tek başına uygulayınca kilo vermemi sağlamasa da ; en azından suçluluk duygumu azalttığından artık hiç şekersiz açık çay içiyorum , oysa severim ben bir kremalı kahve olsa şimdi çukulatayla,mmmm.
kızkardeşim okulundan dolayı ve ayrıca oda arkadaşı diyetisyen olacak son sınıfta ; bundan ötürü anlıyor bu işlerden , abla yemeye yemeye vücudunu kıtlık korkusu sarmış, metabolizman afallamış artık naapsın her ağzına attığın şeyi yağ olarak depoluyor,hiç yemeyerek zayıfanmaz , az ve sık ye diyor.bi de hareket et diyor. bi de şekeri hayatından çıkar diyor.çünkü biliyor benim hamur işi ,kızartma,fazlaca ekmek gibi şeyleri zaten tüketmediğimi.inanmazsınız akşamları sadece salata ve çorba yeriz biz ,yahut tek çeşit sebze.çünkü ben zaten yemek börek çörek yapabilen biri değilim ki ; olsa da yesek. fırınımı en son ne zaman çalıştırdım allah bilir. dışarda yiyoruz desek o da değil ,yemeğe gitmek gibi bir lüksümüz de yok bu ev ekonomisi darboğazda iken.isyan ediyorum.

3 Nisan 2008 Perşembe

kontrol

Tepkilerimi kontrol edemiyorum , ağlamam da gülmem de sinirlenmem de heyecanlanmam da an meselesi ...
İçimde bir an önce hissettiğimden farklı duygular hissedip bunu dışa yansıtmamayı başaramıyorum.
Mesela işyerinde bir görüşme veya toplantı var diyelim ve ben konuyla birebir muhatap da değilim yani suya sabuna dokunmadan toplantıyı bitirebilecekken hem işin içine dalıveriyorum ham de birilerini karşıma almayı ve tartışmayı hatta sesimi yükseltmeyi hatta kırıcı olmayı başarabiliyorum.Bir olayı buraya aktarmak istiyorum.
Bir kişi var burda çalışan , istifa edeceğini söyledi yöneticimiz de ondan biraz daha çalışmasını istedi yerine birisi bulunana kadar.Kabul etti o da.Ama madem sen kaldın çalışıyorsun , güya tabi , kendin iş yavaşlatıp gevezelik edeceğim diye bizleri de oyalamaya kalkma.Ben zaten davranışlarını yadırgıyor ve içimden sinir olup duruyordum o kişiye. Tesadüf bir görüşme sırasında odama geldi.Görüşmenin konusu da bir yanlış ödeme gelmiş paranın iade olması gerekiyor. Bu istifa etmiş arkadaş durup durup paranın sahibi yoksa bana verin ben alırım gibi şaka yapıyor. Onun dışındakilerse olayın ciddiyetine bürünmüşüz hatta tartışıyoruz , çünkü iade edeceğimize dair bana bir belge sunamıyorlar .Böyle durumlarda gerkiyor oysa.Bu tartışma büyümekte iken tekrar o lüzumsuz şakayı yapınca ben büyüğümmüş felan dinlemiyorum adama " yeter canım siz sululuk yapacaksınız diye biz iş yapamıyacakmısınız bizi rahat bırakın" diye kükrüyorum . Neyse herkes bişeyler mırıldanıp odadan çıkıyor , o sırada çalan ilk telefonda kim varsa ona da kükrüyorum ,artık sebep var ya da yok önemli değil. Ve gün boyu bu olayın etkisi ile başağrıları çekiyorum.
Veya ne zaman eşim bana standart dışı bir davranışta bulunsa yani kavga ediyor gibi olsak kavga etmeyiz de o sesini az yükseltse ; ben ağlıyorum. konuşamıyorum bile ağlamaktan ,sesim titreyiveriyor. Bu hareketim onu daha çok kızdırıyordu ilk başta , ama artık beni anlıyor bunu isteyerek yapmadığımı bunun bir oyun olmadığını

Ama mesela ben dün akşam fenerbahçe maçı esnasında da kalp atışlarımı yavaşlatamadım ve gece üçe kadar uykusuz kaldım sırf bu heyecan yüzünden.