30 Mayıs 2008 Cuma

kahve diyince aklıma geldi

Siz
Siz başka iklimlerin yağmurusunuz
Hep güneşle gelen incecik düşen
Siz ılık meltemlerde gelen deniz kokususunuz
Hep baharı taşıyan taze ve coşkulu
Siz başka bir gecenin mavisisiniz
Hep yıldızları olan pırıl pırıl
Siz başka düşlerin prensisiniz
Hep ulaşılamayan özlenen
Bir masalı yaşamak olurdu
Siz buralara yağmasanız
Buralarda esmeseniz bile
Yıldızlı bir gecede
Gözlerimi kapatıp
Mavi bir düşe dalıp
Tutabilseydim ellerinizi
Ve doya doya
İçseydim
Kahve-rengi gözlerinizi

26 Mayıs 2008 Pazartesi

gelmiyorsun

hummalı hazırlıklar süsü verip
endişelerimi bir örtünün altına sakladım
ve biraz korkum da vardı yanında

hepsi örtünün altında
ben beklemeye başladım
uyudum uyandım
sabah oldu bilmem kaç kez
sen yokken yağmur da yağdı buraya birkaç kez
ama çoklukla güneşliydi
güneşliydim de ben
gülümsüyordum
seni beklerken

24 Mayıs 2008 Cumartesi

haftaiçinde bir iş görüşmesine gittim.gitmeden önce görüşeceğim kişi arandığından (torpil mi diyelim referans mı ) çok rahat bir görüşmeydi.ama ben artık hiç heyecan yapmıyorum ki iş görüşmelerimi.en az on tane olmuştur çünkü .bana bağımlılık yaptı iş değiştirme konusu , zaten işimden memnunum ama insan biraz daha kurumsal bir yapıda yer almak istiyor cümleleri ile ... hatta bir seferinde öğle arasına bir görüşme sıkıştırmışım ; randevudan da onbeş dakika önce gelmişim ,bekletiyorlar da bakletiyorlar.beklediğim yer ise normal orada çalışan herkesin ortasında bi sandalye. iyi de oluyor müstakbel iş arkadaşlarımı ve iş ortamını analiz etmek bakımından. yarım saat de randevu saatinden sonra bekliyorum oldu mu sana kırkbeş dakika.eyvah öğle tatili bitti diyorken ben içimden çağırılıyorum bir toplantı odasına. ilk görüşmeyi patronun oğlu yapacak , başlıyor sorulara. bir yerden sonra ben kopuyorum ve
" bunların hepsi zaten Cvimde yeralan bilgiler beni kırkbeş dakika bekletirken bu arada iki dakikanızı ayırıp Cvmi okusaydınız da görüşmeyi daha ciddi sorularla yapsaydınız " gibi bir cümle kurdum ve çantamı alıp çıktım. işsiz güçsüz olsaydım bunu yapabilir miydim bilmiyorum ama yapmak da lazım . fakat o zamanlar çok amatör ruhluydum hayata karşı. erkek arkadaşımla ilişkimde de böyle aklıma geldiği gibi konuşurdum , erkek arkadaşlık mertebesinden hiç yükselen olmayışı da buna bağlanabilir. şimdilerde yaşım hafif hafif orta yaşa kaydığı bu günlerde bir cümle okuyor ve evet bu benim diyorum. Latif Demirci söylemiş bu cümleyi "Çıkıntılarını photoshop’la düzeltmiş, günlük hayatı ıskalamamaya çalışan, gerekiyorsa sosyal olan ama esas olarak kendiyle muhabbeti olan bir ruh hali diyelim"
gerekiyorsa sosyal olan ama esas olarak kendiyle muhabbeti olan kısmı ise en sevdiğim oldu. gereklilikler bizi belki de öyle yaptı ama tercih de ettim kendimle muhabbeti sıkılaştırmayı. yalnız kalmak en büyük zevklerimden biri. ben tatile çıkmak istiyorum ya mesela hani hep söylüyorum benim tatilden anladığım kendime olan özlemimi gidermek.

22 Mayıs 2008 Perşembe

hayal

evet ; bir masaldan bir hayale geçiş yapalım şimdi de...

hatırlayan olacaktır biz bir bebeğimiz olması için karar vereli epeyi oluyor (bir adım) ama malum o zaman da içimde bir his vardı zaten nazlı olacak bizim melek diye , eh işte nazlandı diyebiliriz

ben de artık tıbbın kollarına bıraktım kendimi , ilk etapta olayı basit algılayıp bir hap ve bir iğne ile beni destekleme kararı verdi doktorum. olumlu bak olumlu olsun derler ya ben de bu küçük destekle hamile kalacağıma adım gibi eminim :) ya işte o yüzden hayalimi yazıyorum buraya.

bu notu tarihe geçtikten sonra , aynı doğrultuda devam ederek sizden bir konuda yardım isteyeceğim . biz şimdi bebeksiz olarak son bir tatile çıkacağımızın umudu ile bu yaz durduğumuz yerde durmayıp gezelim dedik. gezme rotamızın merkezine ise "kaş" geldi kondu. o taraflara giden gelen oldu ise bana şöyle sadece geceleri uyumak için ucuz bir yer biliyorsa yazabilir mi?

tatilimize daha çok var ama ben çok heyecanlıyım ;ve hayal kurmadan gerçek olmaz ki...

14 Mayıs 2008 Çarşamba

masal


"üff eskimiş" dedi içine sinmeyerek eline aldığı kitabı yerine koyarken.geldiğinden beri bu odada fazlasıyla huzursuz hissetmişti kendini zaten .saatine bakıp henüz bir kaç dakika geçtiğini farkedince de yerinden kalktı odayı gezdi adım adım.Camdan dışarı bile baktı adeti olmasa da.Tekrar yerine oturduğunda sadece üç dakikacık mı diyerek sıkıntıyla saati kolundan çıkardı ve sehpaya bıraktı.Bir kolonyalı mendil çıkarıp çantasından, ellerini sildi. Şu kitaptan toz mu bulaştı diye söylendi , bu eski tozlu şeyin ne işi varsa burada ? Cevapsız bir soruydu çünkü eski püskülüğünden eline aldığında ismine bile bakmadan geri koymuştu .

Gecelerdir uyuyamıyordu.Sonunda duruma annesi el koymuş ve ona bu doktordan randevu almıştı, aldığı randevunun saatini de kendisine bir saat öncesi olarak bildirmeyi ve bir Feride Hanım klasiğini daha yerine getirmeyi ihmal etmeyerek...Ona güvenende hata dedi içinden al telefonunu doktorun al randevunu kendi kendine . Üstelik muayenehanesi de şehirden çok uzaktı aksi gibi. Bir daha bu kadar yolu göze alamayacağından geri de dönmedi. Doktor; kendisinden önce hastası olmadığından henüz yoktu ortalıkta. Sekreter kızın yol göstermesiyle içeri girip , sarı bir öğleden sonra sıcağında nispeten serin bir oda bulup oturduğuna şükrederek beklemeye koyulduğundan beri on dakika geçmişti. Beklerken bir çay içer miymiş ? Zaten uykusuzluk şikayetiyle geldiğini söylemiş olduğundan çay ikramını biraz düşüncesizce buldu ise de sekreter işte ondan daha fazlasını beklemek hata diye düşünüp teşekkür etti.
Yeniden kitaba uzandı , onda öyle bir şey vardı ki mıknatıs gibi çekiyordu elini. "her yaşa masallar" yazıyordu kapağında bu tozlu kitabın. Gülümsedi , hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan eski bir dosttu sanki bu kitap. yine o mıknatıs etkisinden kurtulamayıp açıp okumaya başladı...


" Evvel zaman içinde çok uzak ülkelerin birinde bir prenses yaşarmış.Genç prenses ,hem çok güzel hem de çok iyi kalpliymiş. Fakat yüzü nedense hiç gülmez , hep üzgün hep keyifsiz görülürmüş. Geceleri uyuyamaz , gündüzleri de odasından çıkmazmış. Onun bu haline çok üzülen yaşlı dadısı bir büyücüye gitmiş. Prensesimin yüzünü nasıl güldürebilirim ? diye sormuş.Büyücü ona bir zeytin tanesi verip , prenses içindeki çekirdeği çıkarmadan bu zeytin tanesini yutsun demiş.Dadı allem etmiş kallem etmiş prensese zeytin tanesini yutturmuş . Prenses zeytin çekirdeğine hapsolmuş bir mutluluk ağacını yuttuğundan habersiz , eskisi gibi durgun ve üzgün dolaşmaya devam etmiş. Dadı , zeytin çekirdeği fayda etmedi prensesim yine üzgün diyebüyücüye yeniden gitmiş . Büyücü de pınardan çekilmiş suyla suladınız mı diye sormuş. Çekirdeği sulayıp beslemezseniz mutluluk ağacı nasıl büyüsün , demiş. Dadı çaresiz saraya geri dönerken yolda elinde testilerle pınardan su çeken bir çiftçiye rastlamış. O testilerden birini doldurup her gün saraya getirirse ona bir altın vermeyi vaad etmiş. Çiftçinin suyundan içmeye başlayan prensesin zeytin çekirdeğine hapsolmuş mutluluk ağacı yavaş yavaş filizlenmeye başlamış. Prenses her sabah büyük bir neşeyle uyanıyor çiftçinin suyu getirmesini şarkılar söyleyerek dört gözle bekliyormuş. Dadısı ve etraftakiler bu ağacı görüp ,çok şükür prensesimizin yüzü güldü diye seviniyorlar , prenses ise içinde büyüyen mutluluk ağacından habersiz tüm neşesiyle ortalığı çınlatıyormuş. "

Uyuyakaldığı koltuktan doktorun seslenmesiyle doğrulup kalktı , "sanırım muayeneye gerek kalmadı sadece bu kitabı ödünç alabilir miyim" .Uyumayı başarmıştı sayesinde.

10 Mayıs 2008 Cumartesi

seblanın sobesine gecikmiş bir cevap

AL FA BE
A . nkara , hayatımda çok özel bir yeri olan şehir
B . abam , özlemlerimin en başında o gelir
C . umhuriyet , bugünlerde anlamı daha bir farklı
D . eniz , ismini sessiz balık olarak belirleyen yazar için anlamlı olsa gerek
E . lma , kırmızı yeşil ekşi tatlı ne çeşit olursa olsun çok sewerrimmm
F . adime ( çok sevdiğim birisinin adı )
G . üneş , kolay anlatılır bişey değil ama ben güneşli günlerin insanıyım bunu bilirim
H . iç bişey gelmedi bununla ilgili aklıma :))
İ . letişim . kendimi iyi cümle kurabilen biri olarak yansıtmış olabilirim , burası yazılı bir paltform ama ben konuşurken iletişim becerileri yüksek biri değilimdir. ve eksikliğini duyarım.
J . an janlı derken bu harfle mi yazılıyo
K. uzujum , kızkardeşimi böyle çağırırım o da hep bakar bilir çünkü adını
L. emon tree , bu blogun bir yerinde bu şarkıdan bahsetmiştim
M. aaş , napolyon ne demiş?
N. ihayet , böyle bir bar var bilen bilir
O. kul , acaba ilk okul ne zaman kuruldu kimin aklıan geldi böye bişey ? gitti ömrümden yıllar
Ö. z .......... benim ismim; erkek kardeşimin ismi ; kızkardeşimin ismi ; onun sevgilisinin ismi ; işallah bir çocuğum olursa onun ismi bu harflerle başlıyo :)
P . inhani , hele bi geeellll
R. oka , mmmm , çok güzel olur salatası
S. iyah , bana yakışır- öyle diyorlar
Ş. en şakrak , bu harf pek bi eğlenceli geldi bana
T. atil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil tatil(40 oldu mu:)
U . yku - cu benim diğer adım
Ü . ç , bu sayı ile bi şey var aramızda
V. era , rüyama girdi bi gece , bu isim yani , dilime dolamışım vera vera diye dolaşıyorum
Y. ağmur . seviyoruz. bu günlerde daha çok.
Z. il , çalıyor karnım acıktım

5 Mayıs 2008 Pazartesi

umut hakkında

gözlerimi kapatmamı söyledi , aç demeden açmayacakmışım. bizim evde saklambaç körebe gibi oyunlar pek oynanmaz ki :) kimse kimseye sürpriz de yapmaz ... heyecandan arınmış bir hayat yaşanıp giderken hayırdır bu da nesi şimdi dedim içimden ama gözlerimi yumduğum yetmezmiş gibi ellerimle de kapattım gerçekten.hiç birşey görmüyordum. hoş bir şeyler olacağını tahmin etmek zor değildi elbette "gözlerini kapat ve ben aç diyene kadar açma" demek sana çok beğeneceğin bir şey aldım demek gibi bişeydi çünkü .ben heyecanlandıkça o sakinleşiyordu sanki.çok ağır acelesizce hareket ediyordu farkındaydım çünkü gözlerim kapalı iken kulaklarım normalden fazla çalışmaya başlamıştı o anda. adımlarını takip ediyordum. tam mutfağa gitmiş olmalı diye düşünürken ben yanılmışım ; kapıyı açtı ; dış kapısını evin . sonra da hemen kapandı kapı. bu sefer ayak sesleri bana "birisi geldi"yi duyuruyordu.bana bişey almamış sevdiğim biri gelmiş onun sürprizi bu diye düşündüm.kimdi acaba. salona girdiklerini hissettim içeriyi bir anda dolduran o hoş kokudan.ağır olmayan ama kendini hissettiren bir koku .sıcak çikolata gibi . ikisi kendi aralarında hiç konuşmuyorlar ve ben de bu oyuna alet olmayı seviyorum sanırım , açmıyorum gözlerimi , bekliyorum o arada öylece bana "aç" denmesini ve işte o an geliyor : gözlerimi açmamı söyleyen o ses yabancı , cıvıl cıvıl , hatta çocuksu biraz. hayır , diyorum , bana biraz izin ver önce senin kim olduğunu tahmin edeyim. madem bir oyuna başladık öyle devam etsin. peki diyor gelip gözlerimi elleriyle o kapatıyor.yüzümde buz gibi ince narin bir el var.bu el ; bu koku , bu ses çok yabancı ama çok. kim olduğunu bilmek imkansız sanki. bir şey söyleyip şu oyunu bitireyim bari diyorum." yok hayır bilemedim, artık oynamıyorum" diyorum. AÇIYORUM GÖZLERİMİ .
gelmiş...
kim olduğunu tahmin etmeye çalışırken bi ara "acaba o mudur" demiştim içimden.ama "o"nu beklediğim ve geleceğine dair içimde bir umut beslediğim farkedilmesin diye de ismini söylememiştim. hatta kendime bile duyurmamaya çalışmadım mı sanki , yok canım daha neler demedim mi.
İşlemler henüz tamamlanmadı ama yurt müdürü izin verdi artık kızımız yanımızda diyor kocam , ama korkuyorum , inanamıyorum , ağlıyorum bir yandan kahkahalar atarken.şimdi ne yapsam ?

"hoşgeldin kızım gel bi kucaklaşalım"

3 Mayıs 2008 Cumartesi

yanılmışım

önceki yazılarımdan birinde düğün hazırlığımdan bahsetmiş ve gelinlik konusunda da daha sonra bişeyler yazacağımı söylemiştim ; gün bugündür. acaip sıkıcı bir cumartesi saat onaltısı oldu ben ellisekiz yaşıma kadar cumartesi çalışarak yaşayabileceğimi sanmıyorum ama neyse bugün da biterse toplamdan bir (rakamla 1) eksilmiş olacak sen ona bak özlem:)
zet.i.na dikiş makinası kadar olmasa da bir nevi rüya değil midir genç kızlar için gelinlik hayır benim için kabus.onca güzel kıyafet dururken neden illa o kazulet şey giyilecek anlamış değilim. hayır çevresel şartlar elverse resmen giymeyeceğimi ilan edeceğim ama benim ailemi hallettik diyelim kocamgiller bu durumu kaldıramaz ; zaten kırmızı kuşak takmayışım bile dikkatlerden kaçmadı. artı kına gecesi yapmayan ilk aile gelinleri de ben oldum sayın seyirciler alkış bana.sizin oralarda nasıldır bilemem ama benim yaşadığım yerde bu gerçekten sıradışı bir davranıştı.
neyse gelinlikçiye gidip kısa - tarlatan gerektirmeyecek - kocaman olmayan bir gelinlik var mı diye sordum.yüzüme uzun uzun baktı. ona gelinlik denmez ki dedi. diker misin böyle bişey dedim. satın alacaksan dikerim dedi.satın almak da nerden çıktı kiralayacağım diyince dikmem senden başka kimse giymez ki onu dedi. neyse ben biraz düşüneyim diyerek çıktım. bir sonraki gün kızkardeşim ile çarşıya çıktık.maksat kendisine benim düğünümde giymesi için bir elbise almak.benim gelinlik henüz hazır değil fakat işe bakın kalan herkesin düğün kıyafeti hazır.ona elbise baktığımız reyonda böyle beyaz kelebekler gibi bir elbise buldum. ben bunu alıp gelinlik diye giyerim dedim.üzerimde de denedim ama kızkardeşim bi de annem görsün dedi.annemin ayağı alçıda olduğu için gelemedi ( bileğinde bir rahatsızlık vardı doktora gitti o da alçıya almış tam düğün vakti ama neyse iyileşti ) yerine bir arkadaşını gönderdi. o arkadaşı da ısrar ediyorsan peki bu elbiseyi gelinlik diye yuttur bize ama duvaksız olmaz dedi. elbiseyi aldım oradan da gelinlikçiye gidip duvak alacaktık ama elbiseyi taşımak zor olacak diye akşam erkek kardeşimle arabayla gelip almaya karar verince geri verdim ve çıktık o mağazadan. (ben evlilik hazırlıklarında her işimi damadım olmadan tek başıma yaptım demiştim di mi ) gelinlikçiye gidip bir duvak istedik. gösterdiklerinden birini beğendim. çiçek de beğendim. tam o sırada annemin arkadaşı olan kişi bana "sen hiç gelinlik giydin mi ki" dedi. hayır giymedim dedim. elbirliği ile bana ordan herhangi bir gelinliği giydirdiler. ben de çok sevdim. kiraladım. düğünümde de onu giydim. üstelik herkes çok beğendi . ben kına gecesi de mi yapsaydım acaba ?