24 Haziran 2008 Salı

bütün kış bu anları bekledik

edit : kısa bir molanın ardından , burdayım.

birbirinin aynı günler yaşıyorum , evde de işte de.
bu aynılık da alışkanlık yaptı ama hiç şikayetçi de değilim
hatta ufak değişimler bende stres yaratıyor
çok muntazam olmasa da tik tak tik tak işleyen bir düzenimiz var ve küçük bir değişiklik bunu bozmaya yetip artıyor
düzen bozulunca da yeniden elde etmek için yapılan uğraşlar beynimi de vücudumu da pek bi yoruyor
çoğu zaman pazar günleri neden oluyor bu değişikliğe
haftaiçi evle iş arasında gidip gelmekten sıkılınca pazar günü bir bahane bulup kendimizi vuruyoruz yollara , göl kenarı ırmak kıyısı neresini bulursak artık ,hem sevdiklerimizle birlikte olma fırsatı buluyoruz hem de nefes alıyoruz.ama günübirlik uzaklara gitmeyi gerektiren bu gezilerden sonra artık haftaiçi düzeni de kalmıyor
uykusuz kalmalar biriken ev işleri artık alışveriş bile yapmıyoruz , zaten pazar günü evde yokuz diyerek :)
bütün kış bu anları bekledik , biraz güneş görmek toprağa basmak ayakları suya sokmak dalından elma çağlası toplayıp yemek için .bekledik beklemesine ama
bu saydıklarımı yapmak için aynı gün içinde bazen yüz bazen ikiyüz kilometre gidip gelmek zorunda kalmak değildi istediğim de yapcak bişey yok
bulunduğumuz şehirde bize eşlik edecek pek kimse yok bir gidecek pek bi yer yok iki.
hal böyle olunca ver elini yollar
bir de tatile gidip gelirsek bundan sonra duracağız , temmuz ağustos aylarında sıcaklar bastırınca evde kalmak en iyisi çünkü ,bizim ev serin oluyor nispeten .

18 Haziran 2008 Çarşamba

tesadüf

yazmayı unutacak kadar uzak kaldım blogdan , belki uzak kalmak istediğimden - kendimden...
kendimi bulmak çok kolay çünkü burada blogda yazarken. oysa ben kaçıyorum - kendimden...
kaçıyorum dediysem bir sıkıntı bir üzüntü durumundan değil.aksine iyiyim neşeliyim.ve bu ruh halini bozabilecek tek kişi tanıyorum:ben. o yüzden bozmasın diye bu ruh halimi kendimi susturma telaşım.

bu yaz ilk defa dün akşam yürüyüşe çıktık eşimle.gün henüz battığından hoç bir kızılık kalmıştı ardında . mavi gökte ise dolunay parlıyordu. havada hanımeli çiçeklerinin kokusuna karışmış bir sihir vardı sanki beni büyüleyen. bugün akşamdan kalmayım anlayacağınız. ama içmedim hiç bişey. sadece kısa bir yürüyüştü beni bu hale getiren.

tesadüf bu ya biz yürümeye başlar başlamaz gökyüzünde havai fişek gösterisi başladı.mezuniyet kutlaması yapılıyormuş sonradan öğrendiğime göre. bana sorarsanız havai fişekleri benim ve sevgilim içn ordaydı.çok güzel bir görüntüydü.

sevgili çınar ; sen tesadüflerin en güzelini yazmışsın.sonra da beni sobelemişsin.teşekkür ederim.

bizim de evliliğimiz bir nevi tesadüf sonucudur , evvelce bahsetmiştim eşimle internet aracılığı ile tanıştığımızı.aynı anda aynı şeyi düşünüp aynı adresi kullanarak birbirimize ulaşmamız tamamen bir tesadüf olsa da sonrasında geldiğimiz nokta bizim eserimiz.zor yolları geçtik.herşeyi tesadüfe bağlamayı o yüzden sevmiyorum.sobeni "havai fişekler" ile cevaplamış olayım.

benim de birilerini sobelemem gerekiyor oyunun devamı için.
öykücü , esra , asun
S O B E E E E E ! ! ! !

5 Haziran 2008 Perşembe

hem sevinçliyim hem üzgün

sevinçliyim çünkü bugün kuzujum kız kardeşim kep giyecek. üzgünüm çünkü annemle erkek kardeşim gittiler ama ben kaldım , izin almak zor oluyor da. ama kuzujum törenin çok kısa süreceğini ve zaten kalabalıktan onu göremeyeceğimiz için üzülmememi söyledi; ben de öyle yapıyorum

fakat ne kadar üzülmesem de aklım onda kalıyor ve kafamı işe veremediğim için kendimi aynen şimdi olduğu gibi sevdiğim arkadaşlarımla dertleşirken buluyorum

bazen anlamakta zorlanıyorum ; ben bu dünyada en sevdiğim kişilerle birarada olmayacaksam ; en azından böyle özel günlerde ; ne anlamı var ki ? iş ne için ? para ne için ? neden bu kadar materyalist olduk....

Ve anne olma konusunda duyduğum hevesi işte tam da bu sebepten kursağımda bırakıyor ve "ne gerek var ki bu dünyaya bir çocuk getirmeye , onun ilk adımına ilk kelimelerine şahit olamamak ve hatta bir gün kep törenine gidememek ihtimali varken" diyorum

3 Haziran 2008 Salı

fotoğrafın dili


“Aşk bize göre değil” dedi adam , kumral saçlarından bir tutamı düzeltirken gözlerinin önüne dökülen. Bakışlarını kızdan alamayarak hem de , aşk dolu bakışlarını . Sonra ağır ağır yürürken yanında adımlarına yetişmeye çalışan kıza dönüp “ Biz bu dünyaya adadık kendimizi , evde bekleyenimiz olursa nasıl gideriz peşinden ideallerimizin , gerçi sen anlamazsın zaten anlatsam da boş ver bunları hadi git eve” dedi ve durdu. Kaçak bir veda öpücüğünü yanaklarından esirgemeyerek kızın yanından uzaklaştı.

Islaktı kızın yanakları. Ayrılığı nasıl taşıyacaktı. Aynı sokağın çocuğu değiller miydi hep karşılaşacaklardı ve hep ıslanacaktı o yanaklar. Kız eve gittiğinde babasını annesine talimatlar verirken buldu.Evleri mütahide verilmişti , taşınacaklardı bu evden . Daha üç gün geçmemişti ki üstünden , bir kamyona doldurup neleri varsa gittiler.

O sabah adımını sokağa atınca pencerede perdelerin olmadığını gördü Adam. Açık kapıdan girdi karşıki eve ve öylesine dolaştı boş odaları.Oracıkta koca bir boşluk da onun yüreğinin odalarına çöktü. “En azından görürdüm be” dedi. Hüzünlendi .Bir sigara yakıp çıktı evden . Bir başka gün evi yıkan kepçeyi gördü.Sanki uzanıp ciğerini söküyordu o kepçe acıdı biryerleri ve hızla uzaklaştı oradan .


Akşamüstü kendi evine doğru yürürken yıkıntıya yaklaşıp “ne çok sevmişim ben seni” dedi , yıkıntıdaki tuğla kırıntıları ona cevap vermedi.


Sokaksa onu hiç dinlemedi.


Zaten iki çocuk vardı koca sokakta, birkaç parça da çamaşır ipte asılı

ve sessizlik