25 Ağustos 2008 Pazartesi

son durumlar

işimden iyi bir şekilde ayrıldım.
şu anda tatildeyim
öbür işe 1 eylülde başlıycam
bi süre yazabileceğimi sanmıyorum
beni merak etmeyin

iyi dileklerde bulunan herkese çok teşekkür ederim
sevgiler.

16 Ağustos 2008 Cumartesi

haber

size bir haberim var , hani ben taaaa bi zamanlar iş görüşmesine gittiğimi yazmıştım ya ( burda )
aylar geçtikten sonra beni aradılar . ve işe kabul edildim. hayatımda beşinci kez yaşadığım bir olay olduğu için çok da heyecanlı değilim. ya da ben öyle sanıyorum. çünkü son üç dört gecedir gecenin orta yerinde uyanıp sabahlıyorum . uyandığım anda da kendimi halihazırdaki işyerime bu durumu nasıl izah edeceğimi düşünürken buluyorum. profesyonel hayatta çok normal bişey istifa etmek ve yeni bir işe başlamak. neden izah etmekte zorlanacakmışım ? ama yo burda profesyonellikte olmayan bir duygusallık var = "ben"
ne zaman duygularımdan biraz olsun arınıp kolay yaşayacağım bilmiyorum ?
evet bildiniz öbür işe kabul edildim ama henüz istifa edemedim.
pazartesi işallah.müdürüm yıllık izinde ve kötü haberi telefonda vermek istemedim, dönünce yüzyüze konuşalım diye ...
yeni işimin konusu bankacılık.bundan bi süre önce istifa etmiştim bankadan , istemiyorum böyle bir iş demiştim. şimdi geri dönüyorum.bankacı arkadaşlarım beni sahnelere döndürmek konusunda çok ısrarcı davrandılar .sen büyüdün değiştin. piyasa koşulları da değişti. eskisi gibi olmayacak bak dediler. inandım. sonra bi gün umarım "ben bu filmi görmüştüm" repliğini kullanmam.

wish me luck.çünkü ben istifa edince ihbar süresi mi nedir onu çalışmak istemiyorum. çok zor olur bana... umarım hadi sen git güle güle derler ve şu 15 günlük maaşımı elime verirler .
that's all I want.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

şundan bundan

*offffff.çok yorgunum.klima beni yoruyor.sıcak daha çok yoracaktır o yüzden klimayı kapatma seçeneğini işaretleyemiyorum.bu pazar da seyahat halindeydik.tabii bu her pazar biyerlere gitme işi de beni yoruyor.ama evde kalıp sıkılınca da başka türlü bi yorgunluk hissedeceğimden o şıkkı da işaretlemiyoruz.

*evlendiğimde ve sonra kendi evimize taşındığımızda bi şekilde bana hediye getirenler oldu.bu hediyelerin pek çoğunu da işime hiç yaramayacak bo.r.cam tepsiler oluşturuyor nedense.bir koleksiyoncu değilim ama artık bo.r.cam koleksiyoncusu sayılabilirim.çünkü fırın kullanma alışkanlığım yok , kullansam da bir bilemedin iki bo.r.cam tepsi bana yetiyor.ayrıca ben gittiğim hiçbiryere kendime düşürüp de bu bana gelen hediyelerden birini götüremiyorum.hem bana hediye geldikleri için hem de bana kalırsa karaktersiz oldukları için .gidip özel olarak ufak da olsa kendimden bişeyler kattığım emek verdiğim bir hediye alıyorum( düşünmek , seçmek , almak da birer emektir bence ) .öyleyse ne diyorduk adıma : bo.r.cam koleksiyoncusu

*tv den o kadar uzak kaldık ki , artık hiç bakmasak da olacakmış hissim var. ne güzel sohbet ediliyor o yokken. hem de mutfakta.trt fm eşliğinde.belki biraz da bahçedeki fıskıyeler....

*anneanneme çevirmenlik yaptım.bizim oraların kendine özgü bi dili vardır , ben ucundan kıyısından yakalamış biriyim de benden sonraki nesil bu dilden habersizdir. haftasonu anneanneme misafirdik , kardeşimin arkadaşları da misafirimiz olarak gelmişti.anneannem kıza "yu da getir" dedi. ben de "yıka da getir " demek istiyor şeklinde çevirdim.akşama kadar bu böyle değişik cümlelerde devam etti.akşam eşim "sen taşıma , yelli gönüm yoh" diye taşıdığım çantayı elimden aldı. öğrendi bişeyler hazahır

*annem gelmişti geçen hafta , kızkardeşimle.iki gün kaldılar.perdelerimi yıkadı annem.onun bi formülü var hiç kırışmıyo perdeler.artık napıyosa ?

10 Ağustos 2008 Pazar

sen benim şarkılarımsın

beni sevdiğini bilmek yetmiyor görebilmek yüzünü mümkün olmayınca”
sanırım aşkı yaşarken beraberinde hasreti de yaşadığımdan aşk bana hüzünlü geldi hep

“iki gözüm seneler geçiyor,gönül ektiğini biçiyor”
bazen buna ben sebep oldum ;kendi hüznümü kendim doğurdum.

“geceyi sana yazdım,sızımı sana”
ama bir yaz akşamı güneş kızıla boyarken gökyüzünü ben evime yalnızlığıma yürüyüp bütün gece gözyaşlarımdan yıldızlar kaydırdığımda

“yanarım benden kalan , küldür elbet”
bu hüzün boyumu aştı.ben de bir dilek tuttum o kayan yıldızlardan.

“incir yürek çoğalınca bu hicran”
kavuşmayı diledim,aşkı hasretsiz yaşamayı ve artık geceleri yalnız kalmamayı

“yalnız insan merdivendir ,hiçbir yere ulaşmayan”
umutlarımla beslenen ,hayallerimle süslenen bir geleceğe doğru yürürken bir yoldaşım olsun istedim

“Aşk onarır bizi , kırılınca aşk onarır bizi”
belki yanyana olsak da hüzün kokusu saracaktı bizi zaman zaman , ama güvendim ona , ve aşka

“öfkeden de ,gururdan da ,inattan da önde aşk durur”
en başından beri gelgitlerimiz olmuştu ama duramamıştık uzak,kalamamıştık birbirimiz olmadan

“biraz umut ver, ver ki yeniden başlasın”
zaten onu gördüğüm ilk gün bir umut vermişti bakışları bana,ondan uzaklaşıp da her gittiğimde o umudu özleyip ona geri döndüm ben

“kalırsa bir soru kalır benden, birde üç beş şiir iyi kötü”
ben de susturdum aklımdaki tüm soruları
cevabımsa “evet”oldu.

“everything I do , I do it for you”
ve düğünümüzde ilk dansımızı yaparken bu şarkı çaldı çünkü o bana demişti ki “senin için yapamıyacağım hç bir şey yoktur”

şimdi yanındayım , ve umarım

“seninle açtım bu gözleri seninle kaparım ancak”

2 Ağustos 2008 Cumartesi

içinden aşk geçen kitaplar

sevgili çınar beni bu konuda yazmam için sobelemiş. okuduğum bloglarda bu konuda yazılan yazıları görünce ben de düşünmüştüm acaba benim okuduğum bir aşk romanı var mıydı diye...
bulamamıştım
sobe sırası bana geldi ama hala da bulabilmiş değilim
belki kitap isimlerini hatırlarım ama içeriğini pek hatırlamıyorum ; bende izi kalmamış demek ki bu kitapların .mesela ben vadideki zambak ı okuyalı yirmi sene olmuş ,iz mi kalır ? son zamanlarda okuduğum kitaplarda iyi bir aşk hikayesi yoktu onu biliyorum.eğer çınar beni affedersen bu sobeden muaf olayım. ama aşk denince aklıma gelen onca şiirden birini de yazmasam olmaz :)

Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde
kayboluyorum...
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiç bir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...
nazım hikmet