29 Temmuz 2009 Çarşamba

az kaldı ...

pek yazamıyorum artık ; çünkü işe gelip acil yapılacakları yapıp kaçıyorum ... yani yarım saat uğrayıp gidiyorum sanılmasın alt tarafı 9,5 da gelip 5,5 da çıkıyorum ama bir banak için bu saatler bir mucize

evde iyiyim . beni buranın havası mahvediyor . hem fiziksel hem moral.
şöyle böyle derken bu haftayı biriteceğim ve kaldı 2 hafta daha.
sık dişini özlem .
az kaldı.

merak etmeyin daha iyiyim ; ve tabii ki ağlamıyorum . o anlık bir deneyimdi. tekrarlanmadı çok şükür.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

zor günler

tansiyonum yükseldi
rapor kullandım 3 gün
ama ilaca başladık ki bu kötü
ayrıca karnımda garip dayanılmaz ağrılar oldu dr NSTye bağladı ama erken doğum riski görmedi
bütün bunlardan sonra işe geliyorum dayanamıyorum ağlıyorum hüngür hüngür
kimsem de yok
telefonda ağlıyorum ben de
annem zona geçiriyor acısı zor bir hastalık ona pek anlatamıyorum
yanıma da çağırmadım dinlensin diye
kızkardeşim bir de hemşire kuzenim beni dinlediler telefonda

idare etmeye çalışıyorum 1 ay böyle gidermi bilmiyorum 14 ağustosa kadar çalışşacaktım güya

8 Temmuz 2009 Çarşamba

kek

doğumgünümü kutlayan arkadaşlarıma çok çok teşekkür ederim.tek tek yazmıyorum isimlerini kırılmaca yok anlaştık mı ?

otuz ya da otuzbirinci haftadayım , gelecek hafta gidip çalışmaya devam etmek üzere rapor alacağım ama hiç içimden gelmiyor . çünkü izne başladığım zaman 1-ramazan olacak ve yiyip içmeyen insanlar arasında yiyip içip gezmek oturmak hoş değil 2-bugün olduğum gibi hafif ve hareketli olamayacağım için evde kapalı kalma ihtimalim çok yüksek...

oysa ben serin sabahlarda bir çay bahçesinde bir arkadaşımla buluşmak sonra bir alışveriş merkezini arşınlayıp buz gibi bir limonata içmek için öğleden sonra bir başkası ile bir pastanede buluşmak felan istiyorum ve evet bugün bunları birarada yapacak gücüm varken izne çıkamayışıma hayıflanıyorum
neyse
canım kek istedi geçenlerde hatta doğumgünümde. o akşam anneme gidecektik anne bana kek yap dedim . ben yapınca kabarmıyor. eve gittik baktım kek yok. tabii üzüldüm ama onun telaşesi de çoktu: kızkardeşimin erkek arkadaşının ailesi haftasonu anneme gelecekti.özel bi durum için değil de tanışıp kaynaşmak için. çocuklar evlenmeyi düşünüyor ama hemen değil dolayısı ile biz de resmiyete dökmek için acele etmeyelim dedik ama aileler tanışmak istedi biz de önce bize davet ettik ki zaten ben ve gelinimiz hamile olunca bizim onlara gitmemiz zordu ( annem tek başına gitmeyeceğine göre bizim aile kalabalık yani )

o nedenle annem benim keki yapamamış , hala canım kek istiyor mu? yooo geçti

3 Temmuz 2009 Cuma

bugün benim doğumgünüm

ben ilkokuldayken yaşadığımız o küçük ilçede yaz tatilleri camiye giderdik , sureleri öğrenirdik felan. o yaz tatillerinden birinde "doğum günüm tatile rastladığı için" camide tanıdık tanımadık hangi çocuk varsa toplamışım eve.annem iki tane pasta yapmış , limonata bardaklarından da iki takım çıkarmış. 12 kişilik masaya sığamayacağımız için ikinci bir açılır kapanır masayı kurmuş ... mış-muş diyorum çünkü bu detayları bir fotoğraf karesinden aldım , o kalabalığın sığdığı ama zor sığdığı bir kareden. fakat genel olarak olayı hatırlıyorum . zaten olay yani resmen. bu fotoğraftakilerin çoğunun ismini hatırlamıyorum. fakat o gün ne derece mutlu olduğum ve fotoğraftaki koca gülümsemenin altında yatan o coşkunun tadı hala damağımda. ve partinin sonuna doğru aramıza katılan, o arkadaşlarımdan biri değil ama babamın çok yakın arkadaşı olan cihan teyzeden hediye gelen "miki fareli" etek de aklımda.sonra o eteği giyip pastadan iki dilimini de alıp babaanne ve dedeme gidişim... daha hava aydınlıkken yani bana göre henüz akşam olmamamışken onların akşam yemeği yiyor oluşlarını hatırlıyorum tabii akşam erken yatıp sabah erken namaza kalkan büyüklerim için bu normaldi. babaannem bana mavi renli beyaz pıtır pıtır çiçekleri olan bir kumaş hediye etti , annem ondan bana bir etek diksin diye. dedem de biraz para verdi.allah rahmet eylesin ;ikisine de.

o doğumgünüm çok özeldi ama ben hep böyle kutlamalarla geçirmedim doğumgünlerimi , bazen bir önceki ya da sonraki günden farkı da olmadan yaşadım.

nitekim bugün de öyle.

eşim ; çok ince nazik biridir de özel günler konusunda hiç hiç ama hiç becerikli değildir.
bi kere adam kendi doğumgününü bile bir çırpıda söyleyemez ( ama sor türkiyedeki ekonomik krizlerin değil tarihlerini saatlerini bilir , o gün borsa kaçmış kur neymiş ne olmuş .. ilgi meselesi )
bu nedenle deliye her gün bayram şeklinde aklına gelince hediye alır aklına gelince yemeğe çıkarız ama hiç bir onun aklına gelince anımız benim doğum günüme rastlamaz :)))

onunla birlikte olmaya başladığımdan beri üzüm üzüme baktı ve ben de eskisi gibi kutlama hevesi taşımaz oldum. bir iki yakın arkadaşın telefonu , annem ve kızkardeşim ile görüşürsek onların öpücüğü ve hediyesi ... ha bi de t.cel den bedava 50 mesaj !
kime çekeceksem ?

1 Temmuz 2009 Çarşamba

yaklaşıyor

sen şimdi ne bir sessin
ne de bir gülüş.
Ama hızla büyümektesin
taa içimde bir yerde .

Ben çok şiir yazdım
Sevdiğim adamlara
Sevdiğim şarkılara
Güneşe yıldızlara

Aşık olup yazdım
Ayrılıp yazdım
Kavuşup yazdım
Ama hiç böylesini yazmadım

Hiç bu kadar gerçek olana
bu kadar yakın olana
kendimden bile

sana doğru adımlarım yavaştan hızlıya geçti
artık buluşacağımız o anın heyecanı çoktan sardı beni

hayalden gerçeğe aralanırken o pencere
ışıktan kamaşan gözlerimden inciler dökülse de
açmak istiyorum
bir an önce “Annen” olmak istiyorum

temmuz

o zamanlar yaz mevsimini daha coşkulu karşılar ve yaşardım , e haliyle yaşım daha genç , başımda kavak yelleri ... akşam geç saatlere kadar dışarda olabilme şansına sahiptim , yasemin kokuları hanımeli kokuları içinde parklarda arkadaşlarla sohbetler ...
kocamla tanışmamıştık daha , sevgilim olsun telaşındaydım.
ben en çok o halimi özlüyorum biliyor musunuz .
hani bi şekilde tanıştığım bir erkek olması , ondan hoşlanmaya başlamam sonra da ona kendimi beğendirme telaşlarım , içimdeki kıpırtılar...alelade bir buluşmayı olay haline getirerek hazırlanmalar. ondan gelecek bir işaret için gözünü kulağını dört açıp beklemeler. bu hallerimi özlüyorum işte , saklıyacak değilim.
işte bu hallerimdeydim o temmuzda.
ismi ışık idi
ressam ve fotoğrafçı.
bana bir film tavsiye etmişti
hala seyredemedim
robin williams'ın oynadığı "aşkın gücü" ( what dreams may come )

her ne kadar içimde bazı telaşları yaşasam da ona açık etmemiştim hiçbişeyi çünkü korkmuştum , kaçarsa diye. evet daha fazlasını isterdim ama o fazlaya ulaşma çabası içinde elimdekinden olmaktan korkmuştum. onunla atölyesinde kahve içmek sohbet etmek sonbaharı beklemek ki sararmış yapraklarda yürüyüp fotoğraf çekecektik , ona kart yollamak bana bir resmini göstermesi gibi zevklerimden de vazgeçemediğim için hep böyle kal hep bana yakın ( ister dost ister sevgili ) şarkısına takıldım kaldım

şimdi mi?

daha o zamanlarda bıçakla kesilir gibi kesildi görüşmelerimiz. şimdiye kalmadı yani bişey. belki de ben açık etmedim sanarken ettim ve o da böyle birşeyi istemediğinden açık açık söylemektense uzaklaşmayı tercih etti o gün için. sonuçta köprünün altından akan sular malumunuz.o napıyor bilmiyorum . ben yoluma devam ettim. ve burdayım.fakat her bülent ortaçgilden "o eylül akşamı" nı ya da pink floyd dan "wish u were here" şarkısını dinleyişimde ,onu gülümseyerek hatırlayıp izleyemediğim o filmi düşüneceğim

ayrıca
bir önceki yazıma yorum yazarak beni blog aleminde yalnız bırakmayan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. belki hamilelik alınganlığı belki de başka bişeydi bilmiyorum ama aklımdan geçeni yazmakta bir sakınca görmedim ve aklımdan da geçti yani yazıp da hiç yorum almamış olmak kimin hoşuna gitmiş de benim gidecek :) haksız mıyım.
bebiş hareketlerini çoğalttı artık her an benimle birlikte olduğunu hissediyorum ona kavuşmaya doğru geri sayım başladığı bu aylarda biraz korksam da mutluyum çok.